Uzun yıllar önce adventure türüyle tanışmamı sağlayan ve beni kendisine hayran bırakarak tam 17 yıldır başka hiç bir türe yar etmeyen, Dijital Jesters ve Frogwares'in birlikte kotardıkları, İngiltere çıkış tarihi 27 Ağustos olarak belirlenen Sherlock Holmes, yeni macerası The Silver Earring (Gümüş Küpe) ile çok yakında karşımızda olacak. Yaklaşık 5 saatlik bir indirme süresinin ardından kavuştuğum 334 mb'lık demo, daha ilk karede beklediğime fazlasıyla değecek bir oyunun kanıtı.
Oyunla ilgili olarak ilk başta dikkatimi çeken grafiklerin keskinliği ve renklerin canlılığı oldu. Biraz tuhaf ve anlaşılmaz bir ifade gibi dursa da, demek istediğim daha önce başka hiç bir oyunda görmediğim canlılık ve parlaklıktaki renkler, özellikle yüz hatları ve ellerdeki deri dokusunun inanılmaz gerçekçi oluşu hakikaten afallatıyor insanı ilk başta. Çünkü adventure oyunlarında bu tarz bir gerçekçiliği bulmak çoğu zaman mümkün olmuyor. İntrodan sonra karşımıza çıkan ayarlar ekranı ilk bakışta biraz karışık gibi dursa da, doğru noktaları bulduktan sonra gayet kolay olduğunu görüyoruz. Hemen her oyunda alıştığımız çözünürlük, alt yazı, ses, efekt, grafik ayarlarına ek olarak alt yazı okuma hızı, refresh hızı, renk derinliği ve gölgelendirme kalitesi gibi detayları da ayarlayabiliyoruz.
The Silver Earring demosu oldukça kapsamlı ve görebildiğim kadarıyla herhangi bir kısıtlanmaya gidilmemiş bir demo. Daha detaylı bilgilendirmeyi oyun çıktıktan sonraki incelemeye saklamak istemekle birlikte, her bakımdan kelimenin tam manasıyla klasik bir adventure ve klasik bir Sherlock Holmes oyunu olduğunu söylemem lazım. Tabii ki bize eşlik eden, sağ kolumuz Doktor Watson'ı da unutmamak gerek. Oyunda kimi bölümleri Dr.Watson, kimi bölümleri ise Sherlock Holmes olarak oynuyoruz ve her bölümün sonunda oynadığımız bölümle ilgili ufak bir testten geçiyoruz.
Daha önceki Sherlock Holmes oyunlarını oynamış olanların aşina olacağı üzere, bu seferde bir takım kimyasal analizler yapmak hayati görevlerimiz arasında. Ancak The Silver Earring'te meşhur analiz masamızın kullanımı sanki biraz daha basitleştirilmiş gibi. Belki bu demoya özgü bir özelliktir ama Holmes küçük ipuçlarıyla hangi malzemeleri neyle kullanacağımızı fazla düşünmemize gerek kalmadan söylüyor. Buna karşılık biraz önce bahsettiğim test kısmı gerek nasıl yapılacağını anlamak, gerekse başarılı olmak bakımından epey zorlayıcı. Buna ek olarak etrafı araştırırken pek çok detayın en dikkatli oyuncuların bile gözünden kolayca kaçacağını söylemeliyim. Seslendirme ve ses efektleri bakımından tam da beklediğim gibi çok başarılı olan oyunda, özellikle ingilizce bilen arkadaşların seslendirmedeki profesyonellik sayesinde daha çok zevk alacaklarını tahmin ediyorum.
The Silver Earring'te Holmes ve Dr. Watson'a eşlik eden başka tanıdık simalar da var. Diğer maceralardan hatırlayacağınız Müfettiş Lestrade, Mycroft Holmes, Wiggins ve tabii ki Mrs. Hudson. Oyunun resmi sitesinde açıklandığı üzere, 25-30 saatlik bir sorgulama, 5 bölüm ve 40'ın üzerinde mekan, 20 ara video ve Paganini ve Mendelssohn'un orijinal müziklerini bu oyunda bulmak mümkün. Tam sürümün piyasaya sürülüşüyle birlikte yeniden teyit edilecek olmakla birlikte minimum sistem gereksinimleri ise Pentium III 500Mhz işlemci , 128 MB RAM, 16mb ekran kartı, DirectX 9.0 destekleyen (tercihen NVIDIA Geforce veya ATI Radeon), ses kartı , DirectX 9.0 uyumlu, Windows 98/2000/ME/XP işletim sistemi, 1.2GB boş alan olarak belirtiliyor.
Çoğu fasa fiso oyunlarla geçirmek zorunda kaldığımız yaz aylarından sonra, çok yakında piyasadaki yerini alacak Sherlock Holmes'u mutlaka oynamanızı şimdiden öneriyorum. Hatta Adsl kullanan arkadaşlara demosunu indirmelerini de tavsiye ediyorum. Tabii siz de benim gibi tam bir adventure fanatiği iseniz.
Tugi
18-01-2006, 13:33
Aliens vs. Predator 2
Oyunun demo sürümünün internette yayınlanmasıyla ilgili iki haber yayınlamıştık. İlkinde demonun ABD'de yayınlanan bilgisayar dergilerinin Eylül sayılarında (bunlar piyasaya Ağustos'un 3. haftası gibi çıkıyor) verileceği ve Ağustos sonunda da internette yayınlanacağı şeklindeydi. Ancak daha sonraki haberde (dün yayınladığımız) bu demonun internete sızdığı ve dağıtılmaya başlandığı şeklinde bir duyuru yapmıştık. Bu demoyu indirdim ve kurup denemeye başladım.
Aynen duyurulduğu gibi demo oyundaki üç karakterden biri olan "Marine" için kısa bir görevden oluşuyor. Fakat hazırlandığı Lithtech 2.5 motorunun özelliklerini ve oyunun atmosferini göstermesi açısından oldukça yeterli buldum. Atmosfer mi dedim? Evet, ilk Aliens vs Predator'da (AvP) yaşadığımız stresi aynen yaşattığı gerçek!
Demoda kısa bir görevimiz var: Komuta merkezi gibi bir yere gidip devreye sokmamız isteniyor. Oyunun geçtiği harita da o kadar büyük ve karışık bir yer değil ama, karanlık ortam ve sürekli bipleyen hareket sensörümüz sayesinde yaşadığımız stres sanki görev çok uzun sürecekmiş gibi bir izlenim yaratıyor insanda.
Oyunun (demonun ) arayüzü tam sürüm oyunda bulunan seçeneklerin epey kırpılmış hali. Full oyunda göreceğimiz diğer iki tür olan Alien ve Predator seçenekleri ve bu seçeneklerle ilgili diğer ayar vb. kısımları burada yok (gayet normal yani). Kontrol ayarları ilk AvP'de olduğu gibi dört ana gruptan oluşuyor: Ortak kontrollar ve üç tür için kendilerine özgü kontrollar. Bunun yanında grafik ve ses gibi ayarlar da yine ana menüden yapılıyor.
Oyunda birçok silah seçeneği olacağını tahmin edersiniz. Bunlardan sadece Marine ve Predator'ın silah kullandığını, Alien'in ise zaten kendisinin bir "silah" olduğunu sanırım hatırlatmama gerek yok. Neyse, demoda kontrol ettiğimiz "Marine"e üç silah verilmiş: Bıçak, tabanca ve otomatik tüfek. Otomatik tüfek merminin yanında bir de el bombası türü bir bomba atıyor. Ayrıca marine diğer tüm FPS'lerden bildiğimiz türde zırh giyiyor ve sağlık durumu da aynı. Gerek cephane ve silah, gerekse zırh ve sağlık gibi nesneleri yine herzaman olduğu gibi ortalıkta buluyoruz. Yani bu tip oynanışla ilgili konularda yabancılık çekmeyeceğiz. Ancak farklı olan bir-iki ufak nokta var...
Elektronik kontrollu kapılara gelip dokunduğumuz veya önünde durduğumuzda kapı otomatik olarak açılmıyor, bunun yerine nişangahımızı kapının yanındaki kontrol paneline döndürüp [] şeklinde bir kutucuğun belirmesini sağlayıp "use" (kullanma) tuşuna basmamız gerekiyor (elbette her kapı açılmıyor ). Diğer bir yenilik ise (Marine için konuşuyorum) yanımızda taşıdığımız "Hacking" aleti. Bunun sayesinde onarılması veya güvenliğinin aşılması gereken bazı elektronik devrelere müdahale edebiliyoruz. Zaten bu kısa görevde sizden gitmeniz istenen yere ulaştığınızda bunu kullanmanız gerekecek.
Bildiğiniz gibi "Alien" için toplam 4 film çevrildi ve hepsinde de Sigourney Weaver (Ripley) başrolde idi: Alien, Aliens (Alien 2), Alien 3 ve Alien Resurrection. Hiç unutmam ilk Alien filmini ancak 4-5 defa seyrettikten sonra bitirebilmiştim. "Yuh be!" demeyin, o zamanlar insanı gerçekten etkileyecek çok fazla film yoktu (bu arada aynı dönemde çevrilen ve başrolünde Kurt Russel'ın oynadığı "The Thing"i de unutmamak gerek, ki bunun da oyunu yapılıyor). Zaten korku filmlerinin de artık tadı tuzu kalmadı, sonunda ne olacağını daha filmin başında anlıyorsunuz Not: Vizyona yeni bir korku filmi girdi: Uykusuz (Sleepless - Non ho sonno). Bu filmin yönetmeni bir zamanların efsanevi filmlerinden Suspiria'nın yönetmeni. Korku filmlerinden hoşlanıyorsanız kaçırmayın derim.
Konuyu iyice dağıttık, hatta darmadağın ettik. Film konusuna neden girdim. Aliens vs Predator (bilmeyenler için anlatıyorum) aslında Fox'un birbiriyle sadece bilim kurgu yönüyle benzerlik gösteren iki farklı filminin birleşmesinden ortaya çıkmış orjinal bir fikir. Predator filmlerinde ise (2 tane); ilkinde Arnold Schwarzenegger, ikincisinde Danny Glover'ın oynadığı ve her ikisinin de uzaydan gelmiş ve dünyada safariye çıkmış (hayvan değil insan avlıyorlar!) uzaylılara karşı mücadele etmeleri konu alınıyordu.
İlk AvP, içine insan ırkını da sokup (Marine) üçünü birden bir oyunda karşı karşıya getirmeyi hedeflemiş ve her ne kadar oyunda bol miktarda teknik aksaklıklar olsa da amacına ulaşmıştı (zaten tutulmasa ikincisi yapılmazdı değil mi?). Üç tür için de ayrı ayrı senaryolar vardı fakat bu senaryolar oyun içinde birbirleriyle minimum ölçüde kesişiyordu. Bu kez de aynı AvP'deki gibi AvP 2'de de ayrı senaryolar yer alacak fakat, konuları daha fazla birbiriyle ilişkili olacak. Neyse efendim, oyun bu sonbahar aylarında piyasada olacak, ve bu kez bilgisayar dünyasındaki gelişmeler sayesinde sorunsuz bir teknolojiyle daha keyifli oynayabileceğiz. İddialara göre AvP 2 "yılın aksiyon oyunlarından" biri olacakmış, bekleyip göreceğiz...
Tugi
18-01-2006, 13:33
Armies of Exigo
Merhaba,
Yine gecikmiş bir demo inceleme Yoğunluktan dolayı, ancak fırsatım olduğunda yazabiliyorum bunları. Affınıza sığınarak demo incelemeye yaraşır bir yazı hazırlamaya çalıştım; başlayalım.
Bu seferki konuğumuz yine EA'dan geliyor: Armies of Exigo. Tek kişilik bir görevden oluşan demo versiyonda oyun hakkında pek detaylı bilgi edinemesek de (zira strateji oyunlarında tek görevli bir demoda kısıtlı imkanlarınız olabilir. Bu şekilde oyunun diğer özelliklerinden faydalanamayabilirsiniz), yine de bize oyunun ne denli güzel olacağı konusunda izlenimler alabiliyoruz. Grafikler ve özellikle ses çok kaliteli. Müzikler mükemmel. Oyun aslında tam bir Warcraft 3 havasında geçeceğe benziyor. Zira birimler, ırklar, hareket tarzları, harvest edilecek kaynaklar, yapılar çok yakın özelliklere sahipler.
Burada da her ırkın "Hero"ları mevcut. Irklar demişken, "Empire" (şövalyeler, büyücüler, elfler), "Beast" (devler, troller, kertenkeleler) ve "Fallen" (dark elf, fallen knight ve yeraltından gelen yaratıklar) olarak üç ırk mevcut. Her ırkın kendine özgü birimleri var. Artı olarak askeri birimleriniz hasar verdikleri/öldürdükleri düşman kadar exp puanı alarak seviye atlıyorlar. Bu da onların daha iyi darbe vurabilmelerini, daha isabetli atışlar yapabilmelerini ve daha etkili olmalarını sağlıyor. Yine ünitelerin zırh ve silahlarını güçlendirmek için demirci atelyesinde çalışmalar yapmak mümkün. Oyundaki harvest sistemi WC3 ile benzeşiyor demiştim; harvest için köylüler mevcut Empire ırkında. Diğer ırklarda da bizim köylülere eşdeğer birimler. Oyunda farklı olan bir nokta da, barakadan gerekli bir upgrade'i yaptıktan sonra, aynı anda bir yerine iki ünite üretebiliyor olmak. Bunu çok sevdim!
Oyunda aynı anda birden fazla haritada savaş yapabiliyorsunuz. Bu sistem çift katmanlı harita düzeneği ile çalışıyor. Aslında yine tek hairta denilebilir; ama çift katmanlı olduğundan yeraltında da savaşa girebiliyorsunuz. Yeraltının getirdikleri daha farklı tabi. Biz de yönettiğimiz ırkla, yeraltına tünel kazabiliyoruz. Oyunda birimlere karşı büyülerin yanında, toplu büyüler ve daha da önemlisi yeryüzü şekillerini değiştirebiliecek büyüler de var. Deprem büyüsü yaptığınızda, aletsel büyüklüğüne göre yeryüzü şekillerine hasar verebiliyoruz. Aynı şekilde magma tabakasına varan çatlaklar oluşturup, dünyanın sıcak, yakıcı özünü yeryüzüne çıkartabiliyoruz.
Oyun geldiğinde her ırk için birer campaign modu ve bilgisayara karşı "multi" oynayabileceğimiz skirmish modunu barındıracak. Çoklu oyuncu desteği ise 4 modda, "Melee", "King of the Hill", "Mission" ve "Free for all" şeklinde 40'tan fazla harita üzerinde olacak diye açıklamış EA.
Demodan oyunun çok güzel olacağı izlenimleri geliyor. Oyun çıkınca göreceğiz. Bakalım WC3 kadar bağlayabilecek mi bizi. 106 Mb büyüklüğündeki dosyayı çekebileceğiniz adresleri burada bulabilirsiniz.
İyi oyunlar!
Tugi
18-01-2006, 13:34
Bet On Soldier
Bet On Soldier'ın haberini aldığımda ve konusunu öğrendiğimde hayli ilginç bir oyun olacağını düşünmüştüm. Düşünün, bir TV şovu ve bu şov için birbirini öldüren adamlar. Bu konu bana yıllar önce Arnold Schwarzenegger'ın başrolünde oynadığı Running Man'i hatırlattı. O filmde de her şey şov amaçlıydı ve kan gövdeyi götürüyordu. Neyse BOS'un demosunu oynadığımda haklı olduğumu gördüm.
BOS'u diğer FPS'lerden ayıran bazı değişiklikler var. Gerek konu, gerek oynanış, gerekse de oyunun yapay zekası. FPS oyunlarında yapılan değişiklikler büyük bir risk teşkil eder. Yapılan en küçük bir hatada oyunun hayal kırıklığı yaratması kaçınılmaz olabilir. John Romero'nun DAIKATANA'da bize ettikleri gibi. Ama Kylotonn işi sıkı tutmuş anlaşılan, çünkü karşımızda klasik olabilecek bir oyun var.
İlk olarak oyundaki değişikliklere değinelim. BOS'ta her savaştan önce üzerinize giyebileceğiniz zırhı taşıyabileceğiniz silahları, yanınıza alabileceğiniz adamları ve bahsi seçiyorsunuz. Bahis olayı önemli çünkü her şey paraya dayalı. Giyeceğiniz zırh ne kadar iyiyse veya alacağınız silah ne denli güçlüyse değeri de o denli yüksek oluyor. Paranızın yettiği ölçüde donanımı alıyor ve savaşa başlıyorsunuz.
Savaşacağınız alanlar dünya haritası üzerinde gösteriliyor. Ama savaşacağınız yer ülke olarak değil de, daha çok bir arena havasına büründürülmüş. Belli bir bölgede yapmanız gereken görev veriliyor ve savaş başlıyor. Demo'da oynadığım bir bölümde (zaten sadece iki görev oynayabiliyorsunuz) düşman turret'ini havaya uçurmaya çalışıyorsunuz. Düşman hattına girdiğinizde alarm çalmaya başlıyor ve birçok asker saldırıya geçiyor. Savaş alanı anında panayır yerine dönüyor. Herkes birbirine ateş açıyor ve etraf bir anda kan kokmaya başlıyor. Düşmanlarınızı vururken çığlık çığlığa bağırıyorlar ve siz bunları duyunca ya adamlara acıyorsunuz ya da gözünüz daha bir kan bürür hale geliyor. Ayrıca düşmanları vururken üzerlerindeki zırhların parça, parça yerlere dökülmesi müthiş. Vuruş hissinin de kusursuz bir biçimde aktarıldığını da belirtmeliyim.
Oyundaki en büyük farklılıktan bahsetmem gerekirse, bölüm aralarında veya sonlarında karşılaştığınız boss'lar. Bahisler bu adamlar için oynanıyor. Savaş alanındaki işiniz bittikten sonra bu elemanlarla karşılaşıyorsunuz. Bu kapışmalar teke tek gerçekleşiyor. Size verilen süre içerisinde karşılaştığınız elemanı yok etmeniz gerekiyor. Galip geldiğinizde kasanıza bir miktar para aktarılıyor. Tabi daha çok para daha iyi ekipman anlamına geliyor. Teke tek karşılaşmaları kaybetmeniz bölümü kaybetmeniz anlamına gelmiyor, yolunuza kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz.
Zırh ve silahların yanı sıra yanınıza adam alabileceğinizden bahsetmiştim. Bu adamlar özelliklerine göre sınıflandırılmış.
<LI>Trooper: Stardart asker
<LI>Sniper: Bildiğiniz keskin nişancı
<LI>Protector: Ellerinde balistik mermi kalkanı taşıyan elemanlar
<LI>Engineer: Mühendisler, zarar gören zırh ve araçları tamir ediyorlar
Ekibinizi kendi isteğinize göre şekillendirmeniz mümkün. Unutmayın, BOS strateji kurmanızı gerektiren bir oyun.
Savaş alanlarında karşılaşacağınız terminallerden zırhınızı tamir edebilir ve silahlarınızı doldurabilirsiniz. Ancak, diğer FPS'lerde olduğu gibi düşmanlarınızdan düşen silah ve mermileri toplama olayı bu oyunda yok. O bakımdan bölüme başlamadan önce yapacağınız silah seçimi de büyük önem taşıyor. Yanınıza el bombası almayı da unutmayın. Bazı el bombalarının sersemletici özellikleri var, bunları iyi kullanın. Ayrıca turuncu renkli terminallerde oyun sırasında save olanağı sunuyor. Ama dediğim gibi bu oyunda her şey para. Save etmeniz bile size 400$'a patlıyor.
BOS teknik detay konusunda da kusursuza yakın. Grafikler müthiş, sesler harika. Öyle ki, adamınız koşarken üzerindeki ekipmanların sallanma sesini bile duyabiliyorsunuz. Ama bu müthiş grafikleri görebilmeniz için çok güçlü bir sisteme ihtiyacınız var. Güçlü bir işlemcinin yanı sıra çok iyi bir ekran kartı ve ram açısından doymuş bir sisteme ihtiyacınız var.
Yapay zeka ise gördüklerinizin en iyileri arasında. Atılan bir el bombasından kaçabiliyor veya bombayı havada bile vurabiliyorlar. Yüksek zorluk seviyelerinde çok zorlanacağınızı şimdiden söyleyebilirim.
Bet On Soldier, çıktığında büyük bir ihtimal bir numaraya oturacak. Ama FEAR'ı da unutmayalım. Bu iki oyun durgun geçen yaz ayları sonrası bomba etkisi yaratacak. Eylül sonunda BOS raflardaki yerini alacak. Hep iyi oyunlarla görüşmek dileğiyle...
Tugi
18-01-2006, 13:34
Brothers in Arms: Earned in Blood
Dünya savaşının duygusal yanını yaşamaya devam ediyoruz.
Bu sefer daha fazla aksiyonla.
Oyun dünyasında yıllardan beri sayısız 2. Dünya Savaşı oyunuyla karşılaşılmış olmasına rağmen bu oyunlardan yalnızca birkaç tanesi kaliteli yapımlar oalarak karşımıza çıkmıştı. Her yapımcı firmanın bu tür oyunların satış rakamlarının yüksekliği karşısında, bu pazardan kendilerine de pay çıkartma isteği onları 2. Dünya Savaşı oyunu yapmaya itmiş, fakat böyle bir niyetle bu işe atılanlar başarılı yapımlar ortaya koyamamıştır.
Kaliteli yapımlar arasında ise tüm oyunlarda kan gövdeyi götürüken, Amerikalılar melek Almanlar şeytan olarak bizlere gösterilirken bu oyunlarda eksik olan bir şey vardı. Ya da olması farklı bir yaklaşımı, farklı bir tarzı ortaya çıkartabilecek birşey. O da insan duyguları. Evet, tüm oyunlar arasında savaşan askerlerin, çatışma sırasında, öncesinde veya sonrasında neler yaşadıgını, duygularını yansıtabilmek gerçekten çok büyük bir artı olacaktı bu tür yapımlarda. İlk olarak bunu "Brothers in Arms: Road to Hill 30" adlı serinin ilk oyununda gördük ve bu bizi gerçekten çok etkiledi diyebilirim. İlk kez bir 2. Dünya Savaşı oyununda duygulanmamıza sebep olmuştu bu oyun. Şimdi ise bu duyguları Brothers in Arms'ın devam oyunu olan "Earned in Blood" ile yaşamaya devam edeceğiz.
Oyunda "Joe Hartsock" adlı yeni terfi etmiş bir çavuşu kontrol edeceğiz. Joe (Red) Hardsock ilk oyunumuzda kontrol ettiğimiz Matt Baker'ın sorumlu oldugu birliğin bir askeriydi. Demoya Joe Hartsock'un komutanı Marshall'e Normandy'de başlarından geçenleri anlatmasıyla başlıyoruz. Burada çok farklı bir görüş açısı yansıtılmış. İlk oyundaki Matt Baker'ın uçaktan düşme sahnesini bu sefer de Joe Hartsock'un gözünden görüyoruz. Oyun yine başlangıcıyla birlikte bir kaç günlük bir dönemi konu alıyor. Yaptıgımız çatışmalar sırasında ölecek olursanız, oyuna gelen ekranda doğum ve ölüm tarihiniz çıkıyor. Bu da hoş bir ayrıntı olmuş diyebilirim. Demoda öncelikle oyun kontrollerini öğreniyoruz. İlk görev olarak ise gizlenmiş Alman birliklerini bulup temizlemek verilmiş. Oyundaki bazı mekanlar bize tanıdık gelecektir. İlk oyunu oynamış olanlar daha önce buralarda Matt Baker ile bulunmuş olduğumuzu hatırlayacaktır. Hatta o kadar ki, bazı yerlerde Matt Baker ile karşılaşıcaz.
Gelelim oyunun yeni yüzüne ve yapısına. Grafiksel olarak ufak tefek gelişmeler yaşandığı gibi, oyunun yapay zekasında da gözle görülür bir iyileşme var. İnsanların hareketleri ve tepkileri daha gerçekçi bir görüntü ortaya koyuyor. Düşman askerlerinin neredeyse hiç bir zaman aptalca ortalıkta gezindiğini göremeyeceksiniz. Kafasını siperden çıkartan bir asker ateş sesini duyunca hemen geri eğiliyor. Sizin organize bir şekilde savaşabileceğiniz gibi, bunu düşmanlarınız da yapabiliyor artık. Sesler yine çok başarılı ve oyunun harika atmosferine olumlu etkide bulunuyor. Savaş alanları daha da genişletilmiş ve daha fazla mücadele etmemiz gerekecek. Bu da uzun süreli çatışmalar manasına geliyor. Oyunda eskiden olduğu gibi düşmanı işaretleyen bir hedef ile değil, silahın namlusundan hedef alarak vurmaya çalışıyoruz. (Göz, Gez, Arpacık ). Bu savaşmayı zorlaştırdığı gibi, gerçekçiliği de arttıran bir etken. Bu sizin çoğu zaman düşmanları öldürmekte zorluk çekeceğiniz anlamına geliyor. Bu noktada ekibinizi ne derece iyi yönlendirdiğiniz çok önemli. Çünkü onların size yardımı geçekten çok büyük olacaktır.
Oyunda yine askerlerimizi yönlendirmek için bir çok seçeneğimiz var. Eskiden oldugu gibi onları istediğimiz yere yönlendirebiliyor ve istediğimiz tarafa ateş ettirebiliyoruz. Bununla birlikte düşmanın üstüne koşturup bir bakıma ölüme bile gönderebiliyoruz. Kısacası askerlerimizle olan etkileşimimiz oldukça iyi. Onlarla her an konuşabildiğimiz gibi, kurşun da isteyebiliyoruz. Çevreyle etkileşim de oldukça iyi olmuş. Kurşunlardan cisimler zarar görebiliyor, etraftaki bina, duvar ve ağaçlar tank ateşleriye yıkılabiliyorlar.
Oyunda Story modu ile, hikayesel olarak, bölüm bölüm oynayabileceğimiz gibi, skirmish modu ile ister ağ üzerinden, ister internetten, istersek de bilgisayara karşı savaşabiliyoruz. Skirmish modundaki Solo Play seçeneğinde ağ üzerinden oynanabilen bölüm ve görevleri bilgisayara karşı oynayabilme imkanına sahibiz. Story modunda ilerleyip bölüm geçtikçe oyun menüsündeki Extras seçeneğinde o bölümle ilgili çizimler ve gerçek resimler açılıyor.
Son olarak, bu demonun gerçekten kaliteli bir oyunun habercesi oldugunu söyleyebilirim. Grafiksel olarak çok büyük gelişmeler yapılmış olmasa da, sesler, atmosfer ve savaşın duygusal yönünü yansıtması yönünden insanları kendine çekmeyi başaracaktır. Ayrıca ilk oyunu monoton bulanlar düşünülmüş olacak ki oyuna daha çok aksiyon daha çok ses, daha fazla heyecan katmışlar. Bu dakikadan sonra bize oyunun çıkış tarihini beklemek düşüyor. Öyle görülüyor ki yine çok tutacak ve çok sevilecek. Hepinize bol oyunlu günler diliyorum.
Tugi
18-01-2006, 13:34
Call of Duty
Call of Duty, uzun bir bekleyişin ardından demo sürümüyle sonunda elime geçmiş bulunmakta. Ben de görür görmez indirmiş bulunmaktayım ki, kısacık bir bölümü içermesine rağmen defalarca oynadım. Medal of Honor, Battlefield 1942 gibi oyunları sevdiyseniz ve bunların birer klasik olduğunu düşünüyorsanız, Call of Duty için neler düşüneceğinizi merak ediyorum doğrusu. Çünkü her iki klasiği de birleştirip, üzerine kendi yeniliklerini de eklemiş, her yönden daha kaliteli bir yapım olarak karışımıza çıkmış Call of Duty. Çıkmış derken, aslında çıkacak. Şu anda sadece kendini şöyle bir gösterip geri dönecek
Demo sürümü oldukça "lite" olmuş. Video görüntü veya bir intro göremedim. Sadece bizim eleman, not defterine birkaç şey çiziktirmiş. Biz not defterindekleri okuyalım, oyunda kendini yükleyedursun. Adamın yazdığına göre, paraşütle inenlerin hiçbiri inmesi gereken yerlere inememişler. Hatta adamımız kendi birliğinden kimseye rastlamış değil. Sağdan soldan birilerini bulmuş ama herkes birer yabancı. Bu karışıklığın içinden çıkılması gerekiyor. Bir köy basılacak ve havaya dehşet salan AA silahları yok edilecek. Tabi bu konuda başrolde biz varız.
Oyun köyün ortasında başlıyor ve bir karışıklıkdır sürüp gidiyor. Heryerde bombalar patlıyor, yıkık binaların pencelelerinden düşman ateş ediyor. Siz de saklana saklana ilerleyerek bunları safdışı bırakmaya çalışıyorsunuz. Adamlarınız genelde bir noktaya geldiğiniz zaman sizi takip ederek hemen yerlerini alıyorlar. Bazıları duvar dibine geçiyor, bazıları ağaçlara saklanıyor ve düşmana ateş ediyor. Adamlarınız genelde düşmana zarar verseler bile, siz birşey yapmazsanız düşman bitmiyor. Kilit düşman askerlerini de ancak siz öldürebiliyorsunuz. Yeterli adamı öldürürseniz de topluca hareket edip bir sonraki sıcak noktaya gidiyorsunuz. Böyle ilerleyerek değişik binalar, yıkık kiliseler ve açık alanlarda birçok çarpışmaya giriyorsunuz.
Kontroller MOH ile hemen hemen aynı. Hiç zor değil. Eğilme ve zıplama gibi işler için değişik düğmeler kullanılsa bile, bunları kendinize göre ayarlamak da size kalmış. Normal kontroller oldukça iyi kullanılabilir olduğundan değiştirmenizi önermiyorum. Arayüz de çok iyi. Asla kaybolmamanız için herşey düşünülmüş. Radarınız var ve bir sonraki görevin nerede olduğu gösteriliyor. Silahlar yukarıda ve seçimler bir hayli hızlı gerçekleştirilebiliyor. Yoğun saldırı altında ani kararlar vererek hızlı hareket edebiliyorsunuz.
Oyunu oynarken ilk önce en kolayda oynadım ve bunun çok ama çok kolay olduğuna karar verdim. Her zorluk derecesini denedim ve normal zorluktan sonra oyunun gerçek zevki verdiğini gördüm. En zor seçenek ise, ince ayrıntılardan ve duvarı minik görerek geçen mermilerden meydana geldiğinden hafif sinir bozucu oluyor ama normal zorluk seviyesi en eğlenceli olanı. En zor seviyede kafanızı köşeden çıkardığınız an vuruluyorsunuz ve sağlık çantası bulmak da çok zor oluyor.
Tugi
18-01-2006, 13:34
2. Dünya Savaşı konulu oyunlardan bir kısım oyuncular artık bıkmış olsalar da eğer oyun kaliteli ise gördüğümüz kadarıyla herkes hemen saldırıyor oyuna. Daha çıkmamış, oynanmamış ve hakkında pek yorum olmayan bir oyuna neden hemen hücum edilir? Eğer ilki çok iyi bir oyunsa...
Medal of Honor, Call of Duty derken genç oyuncular 2. Dünya Savaşı'nı neredeyse bilgisayar oyunlarından öğreniyor desek yanlış olmaz herhalde (yüzeysel biçimde de olsa). Her iki oyun da çok kaliteliydi ve devamları da yapıldı. Şimdi sıra Call of Duty 2'de. FPS severlerin merakla beklediği oyunun demosuyla ilgili yorumlarımı ve notlarımı paylaşmaya başlıyorum.
Demo 670 MB. Gözünüzde büyütmeyin diyemeyeceğim, evet büyütün 256K ADSL ile 6-7 saat civarında iniyor. Çoğu kişi nasıl olsa tam sürümü yakında çıkacak diye indirmemeyi de tercih edebilir. Demoda bir bölüm var. Tam sürümde ise 27 bölüm olacak. Demoda İngilizleri oynuyoruz ve saldırdığımız taraf ise tahmin edin kim ? Tabii ki Almanya.
Mısır - El Daba'da üstlenmiş olan Almanlara hem karadan hem de denizden saldırıp kuşatma altına aldığımız bölümde, olayı oyuncuya yaşatan kısım karadan saldırı. Denizden saldırı için yardımda bulunuyorsunuz. Denizden yapılacak olan bombardıman için Almanlar'ın sahile kurduğu savunmayı çökertmeniz lazım.
Oyuna böyle başlıyoruz
Burası da saldırıyı yaptığımız yer, El Daba. Şehir havadan saldırı altında
670 MB boyutunda olan demoyu indirince uzun bir bölüm oynayacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz çünkü ben bölümü normal zorlukta 10 dakikada bitirdim. 10 dakika sürdü ama inanılmaz zevkliydi.
Öncelikle atmosfer tek kelimeyle "mükemmel". Şehire yaklaştıkça gelen patlama sesleri, uçakların bombardımanlarını seyretmemiz, Almanlar'ın savunma çabaları, düşen uçaklar, patlayan binalar ve tanklar (hatta önünüzdeki tankın da size elveda demesi) siz şehre girene kadar içerinin nasıl bir cehennem olduğunu size güzelce anlatıyor.
İçeriye girmeye hazır mısınız?
El Daba'ya girdiğimizde beklenildiği gibi üstümüze adeta kurşun yağıyor, tabii benim gibi önce en zorda bir deneyelim bakalım deyip oyuna başlarsanız sonuç pek parlak olmuyor Çatışmalar ve diğer anlarda askerlerin arasındaki konuşmalar, düşmana bağırmaları, yaralandıklarındaduyduğunuz çığlıklar size gerçek bir savaşın içinde olduğunuzu çok iyi hissettiriyor.
Tam burada benim gibi beklerseniz...
...sonunuz iyi olmaz :P
Hazır konu askerlerin arasındaki konuşmalardan açılmışken, gelelim seslere. Sadece konuşmalara değil, çevre ve çatışma seslerine de çok özen gösterildiği oyunun her halinden belli oluyor. Bombalar patladığında ses sisteminizin masayı sallamasını bekleyebilirsiniz. Silahların ateşlendiği anda sesi biraz kısmak zorunda kaldım çünkü o kadar gürültü arasında kalıyorsunuz ki buna dayanmak çok zor (gerçek savaş atmosferini iyi yansıtıyor demiştim değil mi?)
Tugi
18-01-2006, 13:34
Championship Manager 01/02
Yine bir Championship Manager versiyonu ile karşınızdayım tanıtımını yaptığım tüm oyunlar CM'den ibaret Neyse, bu seferki oyunumuz hepimizin de bildiği üzere heyecanla beklediğimiz 2001-2002 sezonunu içeren -ve devamını elbet- versiyonun yarım sezonluk demo hali. Her ne kadar beni üzse de bu demo olayı, oyunu çok sevdiğimden sesimi çıkartmıyorum; nitekim oyundaki save'lerimizi saklayarak full versiyonda devam edebilme şansımız da mevcut.
Çok uzun uzadıya yazmayacağım bu demoyu, çünkü 1 ay sonraki tam versiyona saklamak istiyorum yazacaklarımı O yüzden genel hatlarıyla inceleme, irdeleme ve birkaç tane de screenshot ile tanıtımımızı yapacağız.
Aslında CM 00-01'den sonra Sports Interactive HQ'da işler çok iyi gitmedi. Çevrelerden alınan "oyunun gelişmediği" kanıları ve bunu SI'nin ticari çıkar uğruna yaptığı iddia edildi. Daha sonra SI ile oyunun efsanevi iki yapımcı kardeşlerinden Ov Collyer'in SI'den ayrılmasına kadar varan "tamamen duygusal" tutumlardan sonra çoğumuzun aklına "acaba" sorusu oyunun telif hakları satın mı alınacak şekline yöneldi. Ancak böyle bir durum olmadığı, yayılan haberlerin çoğunun asparagas olduğu ortaya çıkınca şahsen derin bir oh çektim. Çünkü bu oyun SI adı altında gelişti ve öyle devam etmeli. Neyse...
Oyundan kısaca söz edeyim; direkt göze çarpan bir yenilik ilk etapta yok. Zaten oyundan beklenilen çok büyük yenilik de olmamalı bence. Zira oyunun sunduğu atmosfer ve oynanabilirlik çok önemli (managerlik oyunları için söylüyorum). Ancak CM serisinde sürekli şikayet ettiğim tek nokta -zira bir türlü gelişemedi- bilgisayarın zekası; yani computer intelligence. Bir ya da en fazla iki sezon sonra artık oyun tad vermemeye başlıyor. Çünkü bilgisayar tarafından yönetilen takımlar "doğru" transferler yapmıyorlar, sistemleri bozuluyor, kullanıcı karşısında bir şansları kalmıyor. Bunun dışında bir nokta da kullanıcıya transfer sırasında uygulanan zorluklar. Mesela bir oyuncuyu almaya çalışırken bazen 3 bazen de 6-7 kat fazla para teklif etmek zorunda kalıyoruz. Bazen de bu miktardaki paraya gelmiyorlar bile. Ancak aynı oyuncuyu başka bir takım bizden habersiz yaparsa, hüüp diye aynı fiyatına alıyor. Bence kullanıcıyı zorlamak için, daha doğrusu oyunu zorlaştırmak için seçiilmiş yanlış bir yön. Bakalım bu versiyonda düzelmiş mi?...
Oyunda yeni kurallar ilk göze çarpanlardan, kuralların biz oyunculara oyun sırasında gösterilmesi, güzel bir düşünce (ilk iki hafta içinde yeni transfer sistemi ile ilgili bir not ilişiyor gözümüze). Maç motorunda da yeni replikler var elbet. Daha sonra yeni arabirimler mevcut. Ne mi? İki oyuncuyu aynı anda karşılaştırabiliyoruz. Bu şekilde transfer etmek istediğimiz ya da takıma yükseltmek istediğimiz iki-üç oyuncu arasında kararsız kalırsak, bu opsiyon ile bir miktar olsun kolaylaştırıyoruz seçimi. Bunun dışında, -izlenim yazımda da belirttiğim gibi- herhangi bir futbolcu üzerine not alabiliyoruz. Mesela transfer etmek istediğimiz bir oyuncu için sekreterimize not iliştiriyoruz ki "beni haberdar et" diye. O da zamanı gelince "efenim bir notunuz vardı geçen hafta/ay'dan onu ileteyim" diye replik sunuyor oyunda (tabii yazı olarak). Aynı şekilde bu opsiyonu bir oyuncuyu genç takımdan A takımına yükseltmek için, kontrat yenilemek için ve takımda oynatmak için de kullanabiliyoruz.
Oyunda gözüme çarpan bir düzenleme de (zaten Man Utd'i almamdaki sebep de buydu) -tabii bu benim beceriksizliğim de olabilir- güçlü bir takım ve bir "killer tactic" ile diğer takımlara bariz üstünlük kuramamak. Yani hemen hemen her maçı 5-0, 6-0 gibi abzürd skorlarla alamamak. Umarım benim becerikziliğim değildir de oyuna biraz renk ve çekişme getirir. Şahsen 10 hafta öncesinden şampiyonluk ilan etmekden çok sıkıldım (keh keh). Bir de şu haliyle gerçek liglerde gerçekten başarılı takımlar burada da başarılı... Bu da çok hoşuma gitti.
Demo incelememi de adına yakışır şekilde "demo" olarak kısa kesiyorum ve huzurlarınızdan ayrılıyorum. Tam versiyonda tam anlamıyla buluşmak üzere! Hoşçakalın arkadaşlar.
Tugi
18-01-2006, 13:35
Championship Manager 4
Bekledik, bekledik, bekledik. En sonunda yüzümüz güldü; hem de ne gülüş... Beklemekten bıkmayan sadece biz değilmişiz, herkes bu günü bekliyormuş. Öyle ki dosyayı kapış kapış çekmek isteyenler mi dersiniz, CM Mag'ı alıp da hem okuyup hem de CD'sinde bulunan demoyu oynamak isteyenler mi, yoksa bu oyunu oynamak için bacağını kırıp da eve kapanmak isteyenler mi (evet, bu gerçek)? Ne derseniz deyin, sonunda geldi. Ama o beklemeye değdi mi acaba, yapımcıların iddia ettiği gibi?
Yıllardır bıkmadan usanmadan oynanan CM3 tabanlı versiyonlar artık sona erdi. Tamamen yeni, tamamen farklı bir motora sahip CM4'ü beta-testerlardan sonra biz de dünya gözüyle görebildik. Ancak şimdiden belirteyim ki birçok bug içeren demonun akıbeti tam sürümün ertelenmesine kadar gidebilir... Lafı fazla uzatmadan oyuna dönelim.
Bu demoda da moda değişmemiş ve bize 6 aylık bir periyotta seçeceğimiz takımı yönetip tadını damağımızda bırakmayı uygun görmüşler. Neyse, en başta traditional skinden ziyade Ter skinini çok beğendiğimi söylemeliyim. Gerçekten resimlerde durduğundan daha güzel oyunun içinde. Oyun, önceden belirtildiği gibi 1024*768 modda tam ekran ve pencere olarak çalışıyor; pencere modundayken sağından solundan çekiştirip uzatabiliyoruz ancak kısaltamıyoruz. Sistem gereksinimlerinde bildirilen spesifikasyonların ne derece haklı olduğunu gördüm, bu arada. Aşina olan ayarları tamamladıktan sonra start new game diyemiyoruz zira burada bir sorun var; quickstart game diyerek İngiltere ligi ile oyuna başlayabiliyoruz. Ad, soyad ve (sayamadım ama) sanırım bütün ülkeleri kapsayan uyruk seçimi ve doğum tarihi ile favori takım seçimi ile oyuna giriliyor.
Oyunun menüleri (mönü) ilk bakışta CM3 stiline benzese de, içerisine girildiğinde kısmen büyük farklar içerdiğini gösteriyor. Zaten maç yapmadan önce herhalde 1 saat kadar arayüze alışmaya çalıştım; oyundaki hatalardan dolayı da bir o kadar zaman kaybettim alışırken. Hata demişken, yeri geldiğinde nerelerde hatalarla karşılaştığımı söyleyeceğim. Arayüz oldukça şık ve alıştıkça çok kullanışlı; ilk başlarda "bu ne bieh?" dedirtse de. Yine takıma erişim için çıkış noktaları benzer, isminize tıklayıp oradan takımı seçmek, ya da gördüğünüz yerde takımın üstüne basmak gibi. Takım içi görüntüsünde ilk başta göze çarpan 800*600'den 1024*768'e çıkıştan ötürü kaynaklanan hareket alanı serbestliği ve can sıkıcı scrollun olmaması. Staff, finances, fixtures, transfers gibi menülerin hepsi değişime uğramış ve birçok detaya sahip olmuşlar. Ama asıl detay unsuru tam bizim istediğimiz yerde: Taktik ve en çok da antrenman!
Antrenman menüsünün beni ne kadar sevindirdiğini anlatamam (bakın anlatamıyorum). Ayrıca last match, history, division menüleri de bu değişimden nasiplerini almışlar. Division kısmında combined görüntüsünde en ince detaylarına kadar görebiliyoruz takımların istatistiklerini. Takım ekranında en büyük yenilik belki de sağ tuş özelliği olmuş ki işleri bir hayli kolaylaştırıyor. Tek tık ile futbolcuyu uyarıp ceza verebiliyor, yedek ve hatta 19 altı takıma gönderebiliyoruz (gönderdiğiniz futbolcu 19+ ise, U19 takımınızın listesinde görünmüyor ilginç). Bir başka yenilikse, futbolcunuzu başka takımlara pazarlamaya çalışmak. Alın bu topçu sizde iyi oynar, tam istediğiniz gibi şeklinde önereceğiniz futbolcuyu, ister satılık ister kiralık ya da ne isterseniz o şekilde pazarlayabiliyorsunuz (demo versiyonda burada hata olduğu düşünülüyor; ben denk gelmedim). Görünüm, sıralama seçenekleri tanıdık; ancak asistanınızdan 18 seçimi için yardım talep edebiliyorsunuz farklı olarak.
Tugi
18-01-2006, 13:35
Colin McRae Rally 04
Direksiyon, vites kolu ve yanınızda oturan aksanını hiç beğenmediğiniz garip görünüşlü adam size dünyanın en kırıcı rallisinde verilen tanrısal hediyelerdir. Ancak ne yazık ki 300 arsız beygirin ve dört silindirin mekanik gücüne hükmetmek için sadece bunlar yeterli değildir. Tanrısal adalet bu kez sizden daha önce verdiği mucizeleri kullanmanızı istemektedir. Yetenek ve tutku... Bu sana bir kayaya vurmanın ya da metrelerce bir uçurumdan düşmenin arasındaki ince çizgide tutunmayı ve direksiyonu sevdiğin kadına tercih etmenin ne olduğunu anlama şansı verir. İşte o an o kadının elini hiç tutmadığın kadar sıkı bir biçimde direksiyonla bütünleşirsin, seçimini yapmışsındır... ve.. ve.. ve.. hıııın noluyor yaw?! unutun bunarı... ne diyorum ben...
Colin McRae Rally serisi oyunun saygıdeğer yapımcısı Codemasters'ın üzerinde en çok çalıştığı yapım olma özelliğini kendisiyle ilk kez tanıştığımız 98 yılından beri koruyor. Nitekim Codemasters'ın özenli çalışması sonunda seride bulunan bütün oyunlar (ki buna ilk yapım da dahil) oynanabilirliğini büyük ölçüde koruyor. Oyun piyasası açısından baktığımızda yapımın rakiplerinin azlığı oyunu odak noktası haline getiren başlıca etken olarak gösterilebilir. Konsollara baktığımızda WRC serisi dışında oyuna yakın yapım görmek pek mümkün değil. Hatırlıyorum, her iki yapımın (CMR 3 ile WRC) çekişmesi Car Magazine gibi otomobil dergilerine bile yansımıştı. Bunun dışında net olarak gösterebileceğimiz bir rakip bulmak güç. PC'ye baktığımızda ise oyunun diğer rakiplerinden açıkça sıyrıldığını görmek mümkün. Bunun en önemli sebepleri bana göre görsellik ve gerçekçilik açısından oyunun diğer yapımlara göre epey üstün olması ve V-Rally 4 gibi rakiplerinin klavye yönetimine nerdeyse hiç önem vermeyerek direksiyon sistemlerini gerektirmeleri. Bu açıdan baktığımızda CMR serileri özellikle klavye ile oynanabilirlik açısından rakiplerine epey bir fark atıyor. Codemasters'ın bu konuda detaylı çalışmalar yaparak sadece direksiyonla değil klavyede dahi gerçek ralli keyfini yaşatabilmesi ve bunu ralli ruhunu bozmadan başarması gerçekten takdire değer.
Yaklaşık altı seneden beri süregelen evrimin son halkası niteliğinde olan Colin McRae Rally 04 konsollarda boy göstermesinin ardından kısa bir süre sonra Nisan ayının başında PC'lerimize ayak basacak. Yeni yapımın sonunda bulunan 04 ibaresi sadece oyunun sürümü hakkında bir ipucu vermiyor ayrıca belki de "biz bu oyunu çift haneli versiyonlara kadar yapacağız" gibi gizli bir mesaj da içeriyor belki de. Tabi bu seçimin arkasında aslen oyunun 4. neslinin 2004 yılına rastlaması var. İddialı bir çıkışa hazırlanan, sabırsızlanarak beklediğimiz yapımın demosu geçtiğimiz günlerde oyun severlerin beğenisine sunuldu. Biz de hemen indirip kurduk ve kısayol tuşuna imleç'le dokunduğumuz andan itibaren Colin amca yine bizi baştan sona apayrı bir dünyaya götürdü.
Demo girişinde Codemasters adet olduğu üzere az sonra oyunun %95 tamamlanmış demosunu oynayacağınızı ve demonun bitmiş ürünün kalitesini tam olarak yansıtmadığı konusunda bir bilgi ekranıyla sizi karşılıyor. Oyunun girişinde firmanın tanıtım intro'su dışında herhangi bir giriş videosu bulunmuyor. Ancak bu hayal kırıklığı sadece birkaç saniye sürüyor, çünkü menü sistemini gördüğünüzde geçici hafıza kaybına uğruyorsunuz. Beyaz tonlar üzerine siyah ve gri tonlarda yazı tipi kullanılan şık menü sistemi ve önceki yapımda olduğu gibi Windows Media Player 9 altyapısında hazırlanan video-animasyonları gerçekten müthiş bir tema oluşturmuş. Ekranınızın kenarındaki büyük puntolarla yazılmış 04 rakamı da bütünlüğü tamamlamış. Sade, ancak azami ölçüde göze hitap eden menü sistemi görülmeye değer. Codemasters bu işin nasıl yapılması gerektiğini gerçekten iyi biliyor.
Tugi
18-01-2006, 13:35
Colin McRae Rally 2005
Colin McRae ismi her ne kadar bu ralli sezonunda kendisine yarışmak için ralli takımı bulamasa da, ismini ve imzasını taşıyan oyunla birlikte sanal eğlence dünyasında bir şekilde gündemde yer kazanmayı başarıyor. Öte yandan Colin amcanın isim haklarını elinde bulunduran saygıdeğer yapımcı Codemasters'ın günümüzdeki konumuna gelmesinde 1998 yılından beri süregelen Colin McRae Rally serisinin tartışılmaz bir katkısı da bulunuyor. Bu başarının arkasında ilk yapımın bile birçok açıdan günümüzde dahi oynanılabilirliğini koruması yatıyor. İçerisinde bulunduğumuz senenin ilk aylarında karşımıza gelen Colin McRae Rally 04'ile serinin dördüncü yapımı da başarıyla oyunseverlerin beğenisine sunulmuştu. Ancak çoğu oyuncu daha yeni 04'e alışmaya başlarken ve hatta CMR 3'e alışmakta zorlanırken yapımcı 2005 versiyonu için çalışmaya çoktan başlamıştı.
Yapımı süresince olaylar çok şaşırtıcı bir biçimde ve hızda gerçekleşmiş, hatta e3 2004'te yapımın sadece PS2 ve Xbox platformlarında çıkarılacağı duyurulmuş ve bu gelişme PC kullanıcılarını oldukça üzmüştü. Ancak yapım sırasında birçok hızlı değişim gerçekleşti, aslında bu açıklamaların ardından birkaç hafta öncesine kadar Colin McRae Rally 2005'i PC de görmeyi kimse beklemiyordu. Ancak bir varsayım olarak yapımın PC sürümünün diğer konsol sürümlerinin uyarlanmasıyla oluştuğunu dikkate alarak o tarihte böyle bir gelişmenin yaşanacağını e3 2004 makalemde belirtmiştim. Ne olduysa oldu ve Codemasters bir anda yapımın PC için de, üstelik diğer konsollarla aynı tarihte çıkarılacağını duyurdu.
Bu sevindirici gelişme daha yeni yaşanmışken Codemasters sürprizlerle dolu bir firma olduğunu bir kez daha kanıtlarcasına Colin McRae Rally 2005'in Single Player demosunu oyunseverlere sundu. Biz de 286mb büyüklüğündeki oldukça geniş içerikli demo'yu üşenmeden yükleyip kısa bir inceleme yapma imkanı bulduk. Yapım hakkındaki ilk izlenimlerimiz serinin her yapımında sağlanan kalite ve ilerleme standartlarının daha henüz %70 tamamlanma oranında sahip yeni oyunun demosunda da kendini bir kez daha kanıtladığı yönünde. Codemasters demo girişine eklediği "%70 tamamlanma – son yapımın kalitesini yansıtmaz" notuyla mütevazı ve sade ama bir o kadar da özel tavrını da bir kez daha ortaya koymuş görünüyor.
Elimizde, öncelikle detaylı sayılabilecek demo bulunuyor. Uzun bir download'ın ardından kurulumu tamamladığımızda sabit diskinizde kapladığı 400 Mb'a yakın alan bunun açık bir göstergesi. Yapımcı demo içerisinde 3 farklı pisti ve 3 farklı kategori ya da klasmandaki aracı kullanmamıza olanak tanıyor.
Oyuna girmemizle birlikte sadelik ve görsellik kavramlarının mükemmel bir sentezi olarak sanırım tanımlayabileceğimiz bir arayüz bize merhaba diyor. Kavramsal ve yapısal olarak serinin bir önceki temsilcisi 04'ün menüsüyle benzerlikler taşısa da çok daha detaylı, ayrıca kahverengi arka plandaki harika çizgiler gerçekten etkileyici görünüyor. Tasarımı yüzünden birçok oyuncu bu menüyle ilk karşılaşmasında yapımda kaplamalarda sorun var izlenimi edinebilir, ancak sanatsal açıdan bakan meraklı gözler bu tasarım harikasındaki detayları hemen fark edeceklerdir. Bu kullanıcı dostu arabirime alışmak pek de uzun sürmüyor.
Hemen seçeneklere girip ayarlarımızı yapılandırıyoruz ve ardından oynanabilir mod'lardaki gezintimize başlıyoruz. Hmm.. öncelikle pilot ismimizi ve ırk seçeneklerinden Türkiye'yi seçiyoruz. Ne gerek var diyebilirsiniz ancak aracınızın üzerinde isminizi ve bayrağınızı görmek gerçekten heyecan verici.
Araç seçim ekranında bu kez çeşitlilik gözle görünür oranda artmış görünüyor. Toplam 34 aracın bulunduğu tam sürümdeki araçlardan Peugeot 206, Lancia Stratos ve Celica GT4 demoda oyunseverlerin beğenisine sunulmuş. Bütün araçlar arasında sınıflandırmaya gidilmiş. Yeni eklenen sınıfların arasında 4x4, Super 2WD, RWD ve Classic bulunuyor. Aracı seçtiğiniz anda ekranda önce tek boyutlu bir resim dosyası yaklaşıyor ve birden müthiş bir geçiş efekti eşliğinde araç üç boyutlu olarak ortaya çıkıyor. Küçük ancak görsel açıdan oldukça doyurucu bir detay olarak bunu da notlarımıza ekleyelim.
Tugi
18-01-2006, 13:35
Commandos 3: Destination Berlin
Commandos serisi kısa bir ara vermişti biliyorsunuz. Geçmişte çıkan 3 oyununun ardından da kendilerine büyük bir fan kitlesi edindiler. Commandos oldukça değişik bir oynanış tarzına sahip, yenilikçi, özgün bir oyundu. Commandos 2 için de çok fazla şey söylemek mümkün. Çok zor olmasının dışında pek bir eksisi yoktu. Commandos 3: Destination Berlin ise büyük yeniliklerle gelen, aksiyon ve strateji dolu bir oyun olacak.
Giriş sanki oyunun tam çözümü için gibi oldu ama öyle değil. Bu bir demo inceleme. Oyunun demosunu şans eseri görüp indirdim. Çıktığından haberim bile olmadı. Sanırım şans eseri ilk indirenlerden biri oldum. 260Mb gibi bir yer kaplıyordu. Bir demo için fazla sayılır. Ama Commandos 2 üç CD olarak gelmişti. Sanırım bu oyun da aynı disk sayısına sahip olacak.
Demo versiyonda 2 bölüm var. Tutorial bölümünde size oyun hakkında genel bilgiler ve taktikler veriliyor. Ardından Orta Avrupa'da bir trenin üzerinde göreve başlıyorsunuz. Amacınız trendki tüm askerleri safdışı etmek. Tren de öyle bir tren ki, başı ile sonu arasında 3 gümrük kapısı var sanki. Ben böyle uzun bir tren görmedim hayatımda. Nazi'lere ait olan bu trende, resmen bir ordu var. Hele bir de ilk vagonda, en az 20 tane asker vardır. Yanlışlıkla girip, görmüştüm.
Demo versiyonda Green Beret, Spy ve Thief ile oynayabiliyorsunuz. Bir de alıştırma versiyonunda uzun menzillli dostumuzu kullanıyorsunuz. Green Beret açıkta başlıyor, diğerleri bir vagonda gizlenmiş durumdalar. Daha doğrusu tutsaklar desek de olur. Bir kompartımanda, etrafları asker dolu. Yeşil bereli dostumuz ile onları kurtarmanız gerekiyor. Adamlarımızın hareketlerinde bir değişiklik olmamış. Yine Yeşil Bere'li ve "ağır işler" ile uğraşıyor. Taşıma, yumruklama gibi hareketler. Ama bazı hareketler, çok fazla ağır olmayanlar, diğer karakterler ile de yapılabiliyor.
Hareket çeşitliliği çok da fazla değil ama yine de özgür sayılırsınız. Ne kadar özgür olursanız olun, oyunda bir alanı geçmek için izlemeniz gereken 2-3 farklı yol oluyor. Oyun saki sizi bir hareketi yapmak için zorluyor gibi. Tabi dümdüz giden bir trende fazla yolunuz olmuyor gitmek için ama oyunun genelinde hafif bir zorlama hissettim ben. Ama hiçbirşey imkansız değildir.
Oyunda bazı yenilikler yok değil. Bir kere artık herşey direk 3 boyutlu olarak tasarlanmış. Dış mekan haricinde tabi. Dış mekan yine yüksek çözünürlüklü 2 boyutlu görüntülerden oluşmakta. İç mekanlar ise özgür kamera hareketlerine izin verebilen 3D görüntülerden oluşmakta. Karakterler de artık poligonlardan oluşuyor. Fazla kötü değiller ama daha çok poligon kullansalardı daha iyi olurdu.
Tugi
18-01-2006, 13:36
Conflict: Desert Storm II - Back to Baghdad
CDS 1'in çıkmasından kısa bir süre sonra, yapımcılar kolları sıvamışlar ve oyunun 2.'sini yapmaya başlamışlar bile. İlk oyunun başarısının ardından yapılmaması düşünülemezdi zaten. CDS, incelemesini de okuduysanız eğer, oldukça eğlenceli, detaylı ve heyecanlı bir oyundu. Özellikle de atlanmamış ince detaylar oyunu oynanabilir kılıyordu. CDS 2 için de aynı şeyleri söylemek mümkün. Ama sanki oyun biraz aceleye gelmiş gibi, yani ilk CDS'ye yeni görevler eklenmiş, ama bu yeni bir oyun olarak piyasaya sürülmüş gibi.
Oyunun çıkmasına birkaç ay daha var. Ama demodan anladığım kadarıyla, tamamlanmış da sayılır. İlk bakışta, CDS 2'nin ilk oyundan farkını tam olarak görebilmiş değilim. Grafikler bile hemen hemen aynı görünmekteler. Arayüz değiştirilmemiş, tuşlar aynen duruyor. Emir kombinasyonları ve diğer ince detaylar da aynen oyunda durmakta. Pek birşeyin geliştirilmiş olduğunu da sanmıyorum. Demo sürümünde tek bir bölüm vardı, o da sokak savaşlarıydı. En kolay modda oynamama rağmen düşmanın yapay zekasındaki gelişme gözüme çarptı. Bunu geliştirdikleri kesin, çünkü ilk oyundakine göre daha çetin savaşıyorlar.
Atmosfer yine aynı. Etraf yıkılmış, bombalar ve duman heryeri sarmış durumda. Bazen sokaklarda bazen de binaların içinde savaşmanız gerekiyor. Bodrum katlarına iniyorsunuz veya en üst kata çıkıp minigun sayesinde heryeri tarıyorsunuz. Uçaklardan etrafı yerlebir etmesini isteyebiliyorsunuz. Oyunda bu gibi opsiyonlarınızın olması güzel birşey. Zaten bunları sonuna kadar kullanmanızı gerektirecek bölümler olacak oyunda. Bundan emin olabilirsiniz.
Grafiklerde ve seslerde pek değişiklik görmedim. Yeni askerler, yeni düşmanları saymazsak tabi. Detay olarak birşey değişmemiş. Tarz da aynen yerinde duruyor. İlk oyunun grafikleri fena değildi, bu oyunun da öyle. Düşmana yakınken sessiz konuşma, kaliteli silah efektleri gibi ses detayları da 2. oyunda korunmuş durumda.
CDS 2, teknik yönden ve oynanış olarak ilk oyun ile aynı ise, o zaman ne anlatacağım ben? Bunu ben de bilemiyorum. Sanırım oyun çıktığı zaman görevlerden ve yeni silahlardan bahsedeceğim. Gerçi silahların da değişmiş olacağını sanmıyorum ya neyse. Bana aynı gibi geldi. Ama ne olursa olsun, oyun yine eğlenceli ve yine kendini oynatacak. Sessiz sokaklar arasında haritanıza bakarak ilerlemek, kimin nerden çıkacağını bilememek oldukça eğlenceli. Hatta bir dolu düşmana mermi harcayıp da dev gibi bir tankla karşılaşmanın verdiği heyecan hiçbir oyunda yok diyebilirim. Nedense CDS bende büyük heyecan uyandırıyor.
Eylül gibi çıkacak olan oyunu 4 gözle bekliyorum. Geliştirilmiş ve yeni birşeyler eklenmiş olmasa bile yine de güzel bir oyun oynamak için iyi bir fırsat olabilir. Bir de şöyle düşünün. Oyun için geliştirilecek bir şey yoktu veya gerek görmediler belki de..
Tugi
18-01-2006, 13:36
Delta Force: Black Hawk Down
Uzun süre beklenen ve her defasında hayal kırıklığı ile sonlanan Delta Force oyunlarına bir yenisi mi ekleniyor diye düşünürken DF: Black Hawk Down'un demosu sonunda elimize ulaştı. Ancak bu sefer durum oldukça farklı. Oyun serinin diğer oyunlarının aksine oldukça iyiye benziyor. Demoda kahraman amerikan askerlerini oynuyoruz. Aynı isimdeki filmden esinlendiği oldukça belli olan görevde milis güçlere karşı savaşıp rehineleri kurtarmaya çalışıyoruz.
Aslında bu "kahraman amerikan askerleri" meselesi gittikçe can sıkıcı olmaya başladı, neyse biz oyuna dönelim. Oyun beklediğimin aksine 1024*768 çözünürlüğünde ve tüm detaylar açıkken oyunun girişinde (her seferinde) yaşanan takılma haricinde bir takılma yaşamadım. Oyun kullandığım sistemde, Amd 1800XP+, 256Mb DDR-ram, 128mb GeForce 3 Ti200 ve Windows XP, oldukça iyi çalıştı. Demo'da siz ve beraberinizde 7 asker, 2 helikopterle birlikte görev alanınıza gitmeye çalışıyorsunuz ve oldukça çetin bir çatışma yaşıyorsunuz. Demoda M16, Colt tabanca, bıçak, patlayıcı bomba, duman bombası ve flashbang ekipmanlarımız arasında yer alıyor.
Beraberinizdeki askerlerin zeki olduklarını, aynı gerçek hayattaki gibi tedbirli bir şekilde yürüdüklerini söylemeliyim. Demoda gördüğüm kadarıyla askerlerinize bir binaya veya bir kapıdan içeri girme emrini verebiliyorsunuz. Askerler emri aldıktan sonra içeriye bir flashbang atıyor ve daha sonra teroristleri etkisiz hale getiriyorlar. Ancak yine de düşman askerleri kadar keskin nişancı değiller bazen burunlarının ucundaki düşmaları bile vuramıyorlar. Yine de bunu bir eksi olarak değil oyundaki dengenin korunması açısından yapılmış bir müdahale olarak değerlendirmek daha doğru olur.
Bu arada düşman yapay zekasını da değerlendirelim. Düşmanların iyi nişancı olduklarını söylemiştim. Ancak yoğun ateş altında kaldıklarında yere yatıyorlar ve bir nevi şoka giriyorlar. Tabii bu durumda onları vurmak iyice zorlaşıyor. Ayrıca bu durumdaki bir düşmana ateş etmesseniz, daha sonra ayağa kalkıp sizi vurmakta tereddüt etmeyeceğini söylemeliyim. Bu arada seriyi bilmeyenler için bir not, oyunda ölmeniz ve öldürmeniz için bir veya birkaç isabetli kurşun yeterli olmakta.
Oyunun kontrollerine de ekleme yapılmış gibi geldi. Tıpkı Rainbow Six oyunlarında olduğu gibi bu oyunda da kafanızı sağa ve sola eğebiliyorsunuz ve inanın bu özellik bina içi çatışmalarda defalarca hayatınızı kurtaracak.
Oyunun atmosferi oldukça iyi, telsiz konuşmaları oldukça iyi yapılmış, müziklerde de bir hata bulmak zor. Özellikle silah ve helikopter efektleri çok güzel olmuş. Son olarak, demoda oyunu almamanız için bir neden göremiyorum. Ancak maalesef oyun çıkana kadar demoyla idare etmek zorundasınız.
Tugi
18-01-2006, 13:36
Empire Earth 2
Topçular yerlerinize. Atlı birlikler emrimi bekleyin. Bugün sizin onurunuz için mücadele edip, ülkeniz için her şeyi yapacağınız gündür. Bugün sizin kahramanlıklarınızın tarihe altın harflerle yazılacağı gündür. Ve bugün bizim onurumuzun şeref bulacağı gündür. Herkes zafere hazır olsun.
Gerçek Savaşa Hazır Olun
Her zaman sevmişimdir konusu savaş olan oyunları. Daha bir cazip gelmiştir bana düşmandan daha fazla asker sayısı elde edip, düşmanın yok oluşunu keyifle izlemek. Yine bu tür oyunları tam yeni özlüyorduk ki, efsane bize çok yakında geri döneceğini hatırlattı. Ve bir demo ile de oyun çıkana kadar savaşçı ruhumuzu serbest bıraktı. Evet hepimizin bildiği gibi Empire Earth 2'den bahsediyorum. Empire Earth (EE) serisinin ilk oyunuyla 2001 yılında tanışmıştık. Strateji severlerinin kalbinde köklü bir yer etmiş olan AOE serilerinin bıraktığı izleri silmeye aday bir oyundu. Ve de hak ettiği tepkiyi fazlasıyla aldı o zamanlar. Oyun o yıllarda AOE in sahip olmadığı kadar geniş bir tarih yelpazesine sahipti. Taş devrinden başlayan oyun, çok uzun dönemlere kadar uzanmakta olup, oyunculara uzun soluklu bir macera yaşama fırsatını veriyordu. İşte o efsane 2. oyunuyla tekrar aramıza döndü.
İlk oyunu çok büyük ilgi gören serilerin ikinci oyunları çoğu zaman bekleneni vermiştir. Bu oyunla da EE severler istediklerini fazlasıyla alacak gibiler. Gerçek zamanlı strateji oyunlarını arasında saygın bire yere sahip olan EE, serinin 2. oyunuyla da yine çok şey vaat ediyor. İlk oyunda olduğu gibi yine bir çok oyunun karışımı bir tat alacağız. Bu demek oluyor ki oyunda yine Age of Empires,Rise Of Nation ve Command Conquer Generals oyunları karışımı bir havayı yaşayacağız. Buda yine bizi fazlasıyla memnun edecek.
Tarihte Derin Bir Yolculuk
Bahsettiğimiz gibi bu 2.oyun tam 10.000 yıllık bir geçmişi bünyesinde barındırıyor. Bu zaman süreci "Taş devri" döneminden başlayıp 15 dönem daha ileri gittikten sonra son buluyor.En son geleceğimiz nokta ise 2130 ve 2230 yılları arasını kapsayan "Sentetik devir". Yine çok geniş bir yelpaze kapsanmış. Bu geçmişte kontrol edeceğimiz 14 tane ırk bulunuyor. Başlıca ırklara göz atacak olursak; Amerikalılar, Almanlar, İngilizler, Romenler, Yunanlar, Çinliler, Koreliler, Japonlar, Mısırlılar, Türkler, Babiller, Aztekler, İnkalar ve Mayalar. Görüldüğü üzere tarih yelpazesi geniş olduğu gibi oyunda ırkların yelpazesi de bir hayli geniş. Her ırkın kendine has özellikleri, yapıları, mimari tarzları, savaş taktikleri ve de oyun sırasında çalan müzikleri var. Bu da oyuna genel anlamda çok çeşitlilik kattığı gibi oyuncuların farklı ırklarla oynarken sıkılmasını minimuma düşürüyor.
Hücuuumm
Oyun tabi ki strateji oyunu olduğu için konu ve oynanış adına çok fazla şey beklemek doğru değil. Ana tema savaşları bir şekilde kazanmak bu tarz oyunlarda. Oynanış adına da söylenecek pek fazla bir şey göremiyorum açıkçası. İlk önce bir şehir merkezine sahibiz ve "citizen" adı verilen çok amaçlı ustalardan birkaç tane serpiştirilmiş ortalığa. Amacımız her zaman olduğu gibi bu çok amaçlı ustaları belirli bölümlerde görevlendirip şehrimizin ihtiyaçlarını karşılamak. Nedir ihtiyaçlarımız diye soracak olursanız kısaca onlara da değiniyim. Teknoloji puanı, yiyecek ihtiyacı, odun ihtiyacı, taş ihtiyacı, demir ihtiyacı, altın ihtiyacı ve güherçile adı verilen bir madene olan ihtiyaçlarımız mevcut. Citizenlerimizi ormanda, tarlada, maden ocaklarında çalıştırıp bize lazım olan stokları elde ediyoruz. Ardından üretim kısmı başlıyor.
Tugi
18-01-2006, 13:36
F.E.A.R.
Aslen kendimi korkutarak zevk alan mazoşist bir tip olmadığım halde 2 günde bu 2. korku oyunu yazım ve bu ironi beni bir hayli zorluyor. Ne yapayım kardeşim, öyle üstüme zıplayan imp'lerden, ekrana kırmızı bir çizik atan zombilerden, koca koca gerçek üstü yaratıklardan korkuyorum. Gelmeyin üstüme!
İkinci korku yazısı dediysem de aslında bu yazı pek korku oyunu yazısı sayılmaz. Çok kısa süre önce duyurulan ve çok kısa süre sonra da bizlerle beraber olacak olan F.E.A.R, her ne kadar adı ve oyun yapısı dolayısıyla korku temalı bir oyun olsa da bir süre önce katıldığımız (ancak gece gündüz oynamakta olduğumdan bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım) multiplayer betası pek öyle sayılmaz. Video, ekran görüntüleri ve yapımcının tecrübesi nedeniyle (oynayamadığım ancak öyle olduğunu tahmin ettiğim) enfes tek oyunculu modun yanı sıra, Counter-Strike'ın çoklu oyuncuda açtığı devrimin bir yenisini bu oyunla beklemek mümkün.
Blood, No One Lives Forever, Tron gibi çok başarılı oyunlara imza atan Monolith, E3 2004 fuarında gösterdiği esrarengiz bir video ile oyuncuları derinden vurmuştu. Daha sonradan bu oyunun F.E.A.R olduğu anlaşıldı. (First Encounter Assault and Recon) Bilgiler yayınlanmaya başladıkça oyunun gizemi daha da artıyor ve bilinmezler, soru işaretleri daha bir türüyordu. Multiplayer'dan gördüğüm kadarıyla Doom 3'ten dahi daha kaliteli olabilecek grafikler ve pek çok oyunu cebinden çıkartabilecek tek oyunculu kısmıyla bir Far Cry vakası daha yaşatabilecek gibi görünüyor F.E.A.R. Ama öyle şeyler gördük ki 3 ay sabretmek bile zor geliyor insana!
Daha tam sürümü görmeden bu kadar zevk aldığım bir oyun hatırlamıyorum, o açıdan söze nereden başlayacağımı gerçekten bilemiyorum. Ancak sanırım öncelikle Amerika dışında başvuru almamasına karşın sitemizin beta test başvurusunu kabul eden Sierra'ya teşekkür borçluyuz. Başta dediğim gibi oyunun tek oyunculu kısmı korku dolu olsa da multiplayer öyle değil, yani Doom 3 gibi tüm oyunu tırım tırım oynayacağınız bir oyun değil F.E.A.R. Pek çok kişinin (ve benim) sandığımın aksine hayli yüksek tempolu, stresli ve neredeyse Unreal Tournament kadar hızlı bir oyun.
Söze F.E.A.R'ın Doom 3'ten daha kaliteli görsellerle geleceğini söyleyerek başlayabilirim sanırım. Surat ve karakter çizimleri konusunda pek bir şey göremediğim halde bunu söylemek yalan olmaz sanırım, bir çatışma hissini grafiksel anlamda bu kadar başarılı verebilen bir oyun görmedim ben zira. Enter the Matrix'in yapmaya çalıştığı bu olayı mükemmelliğe eriştiren Monolith, çatışma esnasında çatlayan duvarlar, dökülen sıvalar, kırılan camlar, tavandan dökülen tozlar, gerçek iz bırakan kurşunlar ve daha nicesini yaratmayı çok iyi başarmış. Oyunu görmeden bu sözler biraz klişe gelebilir, ancak emin olun savaşı bu şekilde yansıtabilen oyun sayısı çok az. Birazdan grafikler hakkında daha ayrıntıya gireceğim.
Elimination, Deathmatch ve Slo-mo modlarını barındıran oyunda aynı zamanda bu modları takım halinde oynamak da mümkün. Elimination'da adından anlaşılacağı üzere ölen oyuncu oyun dışı kalıyor ve arenada canlı kalan son oyuncu turu kazanıyor. Deathmatch, birçok oyundan gördüğümüz tipte, çok da farklılık vaat etmeyen bir mod. Aslına bakarsanız bu 3 mod da diğer oyunlardan çok büyük farklılıklar sunmuyor, ancak tüm güzel özelliklerin bileşimi ve oyunun zevk kusturan dinamikleri bu oyunu özel yapıyor.
8 oyuncu destekleyen haritatalardan Construction, Office ve Docks adında 3'ü bulunuyor betada, ancak bu sayı bile oyun çıkana kadar kendini oynatmaya yeterli. (bu arada oyun nedense bana Splinter Cell'i hatırlattı mekan bakımından, tekno bir yapıya sahip olduğundan belki) 32 kişinin bile az kaldığı pek çok oyunun aksine F.E.A.R'da 8 kişi fazla bile denilebilir, zira haritalar küçük ve odacıklar şeklinde tasarlandığından az kişi ile olabildiğince stresli oyun meydana geliyor. Haritalar küçük dediysem de dudağınızı bükmeyin, öyle güzel ve aksiyona uygun haritalar tasarlanmış ki haritaların küçüklüğü bir artıya dönüşüveriyor. Kaldı ki oyunun bir sistem gereksinimi var -ki buna sonra değineceğim- daha büyük haritalar olsaydı sanırım Alienware sahipleri bile oyunu zorlanarak oynardı.
Tugi
18-01-2006, 13:36
F.E.A.R.
Bu yılın en çok beklenen oyunlarından Fear, Multiplay betasından sonra şimdi de tek oyunculu oynanış sürümü ile karşımızda. Betasındaki grafikleriyle görsel bir şölen sunan FEAR bu sefer de yapay zekası ve atmosferi ile insanın aklını başından alıyor. Oyun bitmek bilmeyen download ve yükleme sürelerinin sonunda, bir "kimya fabrikasında" çıkan isyandan görüntüler ile karşımıza çıkıyor. Fabrikadaki katliamın şeklinden ve görülen üstün güvenlikten görüldüğü üzere, burası ne sıradan bir fabrikadır, ne de isyanı çıkartanlar sıradan insanlardır.
Korkulacak tek şey korkunun kendisidir
Bu kısa oyun içi görüntünün ardından kendimizi F.E.A.R. (First Encounter Assault and Recon) karargahında buluyoruz. FEAR sıradan bir anti-terrörist timinden çok genel olarak paranormal vakalar ile ilgilenen bir askerler birliği sayılabilir.
İlk olarak bölüm şefimiz, bize fabrikanın klon üretimi yaptığından ve bu isyanın bir tür klon ayaklanması (maalesef bu sefer Sithlerin parmağı yok bu isyanda) olabileceğinden bahsediyor. Şefin ve takım arkadaşlarının yaptığı bir dizi konuşmanın ardından herkesin gözü kameraya dönüyor ve işe alınan üstün başarılı çaylak askerin denenmesine karar veriliyor. Eğer benim gibi ağzı açık bir şekilde modellemeleri, doku detaylarını seyretmeye dalmışsanız, oyundaki inanılmaz etkileşimi, hiç bir zaman sadece bir kamera açısı veya ateş eden bir nokta olmadığınızı ilk defa bu noktada görüyorsunuz. Ve hemen ardından daha açık kalmış ağzınızı kapatmaya bile fırsat bulamadan görüyoruz ki, herşeyin insan üstü olduğu böyle bir ortamda siz de pek sıradan sayılmazsınız. Üzerimizde değişik deneyler yapılmış ve reflekslerimiz sıradan bir insanın sahip olamayacağı kadar güçlendirilmiş.
Bu güzel girişin ardından, fabrika yakınlarına bırakılıyoruz ve oyunumuz başlıyor. Düşmanlarımızla ilk karşılaşmamız öncesinde merdivenlerden tırmanma, eğilme ve zıplama gibi oyunun temel hareketlerini öğreniyor ve fabrikaya ilk adımızı atıyoruz. Girilen ilk karanlık ortamda bizi küçük bir kız karşılıyor. Ne bizim, ne de takımımızın hakkında hiç bir şey bilmediği bu küçük kızın burada ne aradığı bir muamma olsa da, bu garip isyanın öncüsü olduğu neredeyse kesin gibi. Bu hanım kızımızın yapabildikleriyle ilgili fikrimiz az, adamımızı pek umursamadığından olsa gerek onu öldürme zahmetine bile pek girmiyor.
Fabrika her ne kadar bu çıkan isyandan önce de iyi korunuyor olsa da, şu an neredeyse bir orduyu bile paramparça edecek kadar insan ve ateş gücüne sahip. Tek bir insanın bunca zorluğu aşıp kontrolü ele alması kulağa imkansız gelebilir, ancak daha önce de belirttiğim gibi biz sıradan bir asker sayılmayız. Üstün reflekslere sahibiz ve bu sayede matrix serisinden hatırlayacağımız türden bir yavaş çekim moduna giriyor ve hem kısa sürede daha isabetli ve seri atışlar yapabiliyoruz, hem de ortaya çıkan yıkımın uzun uzun zevkini çıkartabiliyoruz. Henüz yapmayı başaramasam da, atılan el bombalarını havada vurabilmek, ve çevredeki objeleri rakiplerimize karşı kullanmanın da yapabileceklerimizin arasında olduğu rivayetleri mevcut.
Böyle bir fabrika'da sayısız silaha rastlamasak sanırım pek mantıklı olmazdı. Demoda Plasma Rifle veya Rail Gun gibi aşırı yüksek teknolojili silahlara rastlamak pek mümkün olmasa da, genel ekipmanımız ve silahlar günümüz teknolojisinin çok üzerindeler. Her silah serillik ve tepki gücü bakımından diğer silahlardan farklı bir yön çiziyor. Oyunda hiç bir silahın güçlü olduğunu söylemenin pek bir mümkünatı yok.
Her ne kadar süper güçlü olsak da karşımıza çıkan askerlerin de bizden aşağı kalır yanları pek yok; Siper alıyorlar, kaçacak yerimiz olmadığında el bombalarını kullanarak, üzerimize gelmekten de pek kaçınmıyorlar hani. Bunun yanında FEAR gibi sayısız obje ve karmaşık bölüm yapısına sahip bir oyuna göre oldukça iyi uyum sağlıyorlar. Gerektiğinde kısa duvarların üzerinden atlayabiliyor veya aynı şekilde kendilerini en uygun sipere doğru yönlendirebiliyorlar. Doğruyu söylemek gerekirse Half-life 2 ve Doom 3'ün vasat yapay zeka yapısından sonra bu kadar kaliteli ve etkileşime sahip bir yapay zeka bana ilaç gibi geldi doğrusu.
Tugi
18-01-2006, 13:37
Fifa 06
29 Ağustos günü FIFA 06'nın demosunun çıkacağını FIFA Polonya sitesinden öğrenmiş ve mutluluk çığlıkları içinde ayın 29'unu beklemiştim. Ayın 29'u geldiğinde ortada ne demo ne de bir açıklama vardı. Bize kalan sadece EA Sports'un demoyu yükleyeceği FTP adresi idi. Sabahlara kadar beklemiştim ama demo çıkmamıştı. Umutlarımı ertesine güne bıraktım ve ayın 30'u geldi çattı. Evet artık bugün çıkmalıydı, onca saat beklediğimize değmeliydi. Ftp adresine yaptığım refreshlerin (yenileme) sayısı 1000'i bulacaktı neredeyse ama demo yine yoktu. Artık umudum da kalmamıştı açıkçası. Belli ki bir yalandan ibaretti tüm bu haberler. Ertesi gün yoğun ve sıkıcı bir günün ardından tekrar eve döndüm ve canım bilgisayarı açmak dahi istemiyordu. Nasıl olsa daha çıkmamıştır diye hayıflanıp duruyordum kendi kendime. Ama meraktan da yerimde duramıyordum. EA Sports'un resmi internet sitesini açtığımda ise yaşadığım sevinç görülmeye değerdi...
Yukarıda yazdıklarım çoğularına göre abartıdan ibaret ve bu yazıyı okuyup da "Oha falan oldum" diyenlerin sayısı hiç de küçümsenmeyecek bir boyutta iken, benimle aynı duyguları paylaşan topluluk da sayıca oha falan olanlar kadar vardır eminim. Bizler için her yıl FIFA'yı ve demosunu beklemek bir alışkanlık olmuştu zaten. Uykusuz gecelerimizin bir sebebi vardı sıcak Ağustos gecelerinde. Belki de bir vefa borcuydu bu gönüllerimize derince kazınan. Tam 12 yıllık bir sevgiydi belki de her yıl kendini tekrar eden. Olayı dramatize ettiğimin alenen farkında olsam da bu FIFA gerçekten başka bir yaşam başka bir dünyaydı ben ve benim gibi olanlar için.
31 Ağustos Perşembe günü saat 15:00 sularında ve 213 MB boyutu ile FIFA 06'nın demosu ile tanıştık. Yaklaşık 2 saat süren indirme faslından sonra EA Sports'un 1 yıllık emeği olan FIFA 06'nın demosuna kavuştuk. Yükleme işlemleri tamamlanıp oyunun masaüstündeki kısa yol ikonuna çift tıkladığımızda ilk yapmamız gereken dil seçimiydi. Ardından demonun satılıp, kiralanamayacağını ve tüm hakların EA Sports'a ait olduğu bir yazı bizleri karşıladı. Bir süre bekledikten sonra ağzı açık bir şekilde bağıran bir adamdan ve kale ağlarından oluşan görüntüden bir adım daha ilerlemek için bir tuşa bastık. Bu işlemleri sırasıyla yaparken heyecanımız da git gide artıyordu. Ve nihayet ana menüyle buluştuk. Ana menüde; Kick OFF (hemen takım seçip maça girmek için seçmemiz gereken menü, zira demodaki tek aktif menü diyebiliriz), Game Modes (Oyun çeşitleri manasına gelen menüde turnuvalar ligler bulunmakta), Team Management (Çok aşina olduğumuz taktik ayarların yapılabildiği menü), My Fifa '06 (Oyun için her türlü ayarı yapmamıza yarayan menü), EA Sports Retro (Burada tarihin tozlu sayfalarında kalmış oyuncuların bilgilerini ve videolarını bulacağız), EA Sports Extras (burada da kazanılan puanlar sayesinde açabileceğimiz ekstra özellikler mevcut) menüleri bulunmakta. Bizim burada seçebileceğimiz tek menü ise tahmin ettiğiniz gibi Kick OFF, yani hemen maç oynama ekranına geçiş yapabileceğimiz menü.
Bu menüyü seçtikten sonra bizden takım seçmemiz istenecek. FIFA 06 demoda çeşitli liglerden 5 ayrı takım bulunmakta. Bu, önceki oyunlarda hep 2 takım olarak sunulmaktaydı fakat bu yıl takım sayısında bir arttırıma gidilmiş. Bu da sürekli aynı iki takım ile oynamaktan sıkılmayı bir parça önlemek için düşünülmüş kanımca. Demoda bulunan takımlar İngiltere'den Manchester United, İspanya'dan Barcelona, İtalya'dan A.C Milan, Almanya'dan Bayern Munich ve Fransa'dan Paris Saint Germain. Bu takımların da iç saha ve dış saha formaları mevcut. Takım seçim işlemini hallettikten sonra hangi takımı hangi aygıt ile kontrol edeceğimizi seçiyoruz. (aygıttan kast ettiğim klavye veya gamepad) Ardından tuşlara da istediğimiz gibi şekil verdikten sonra kısa bir yükleme ekranından sonra maça giriş yapıyoruz.
İlk olarak stadyumu ve tribünleri görüyoruz. Ardından arka planda hoş bir parça çalarken oyuncular sahaya yavaş adımlarla ilerliyor ve FIFA serisinin çiçeği burnunda spikeri Clive Tyldesley bizleri karşılıyor. Ardından takımların kadroları ve sahadaki dizilişlerine şahit oluyoruz. Tüm bu giriş faslının ardından oyuncularımız santraya hazır hale geliyor. FIFA 06 girişi ile dahi farkını ve kalitesini açıkça hissettiriyor. Oyuna başladığımızda ise bizi gerçekten büyük sürprizler bekliyor. İlk pası yaptığınızda bile pas sistemindeki büyük gelişmeyi hissedebiliyorsunuz. Artık oyuncuların pasları ayaklarının neresi ile verdikleri dahi açıkça görülebiliyor. Ve eski oyunlardaki gibi paslar mıknatıs gibi ayağa yapışmıyor. Her attığınız pas ayağı bulmuyor ve bazen oyuncunuz çok dengesiz paslar da atabiliyor. Bu ilk bakışta can sıkıcı gibi dursa da gerçeklik bakımında gayet hoş ve güzel bir gelişme. Zira TV başına geçip bir maç izlediğinizde tüm pasların yerini bulmadığını çok rahat göreceksiniz. Bu ayrıntıyı EA bu sene daha akılcı bir şekilde dikkate almış.
Tugi
18-01-2006, 13:37
Fifa 2003
FIFA 2003 demosu yayınlandığında binlerce kişi hücum etti. Bu binlerce kişinin arasında ben de vardım. Çünkü ekran görüntülerinden başka birşey görmemiştim ve bu oyunu acaip merak ediyordum. Son senelerde sağlam bir gelişme gösterememişti ve fanlarını hep üzmüştü. Artık FIFA fanları ile ISS fanları arasındaki savaş ISS tarafına avantaj kazandırmaya başlamıştı. Ama FIFA 2003 geliyor. Bakalım, son sözü söyleyecek bu oyun hangi tarafın kazanmasını sağlayacak. Belki de iki taraf da berabere kalacak. Futbol bu, belli olmaz CD yuvarlaktır...
Oyunun demosunun çok az yer kaplamasından, oyun hakkında pek fikir veremeyeceğini düşünmüştüm. Oyuna girdiğimde, Arsenal ve Real Madrid takımlarının seçilebildiğini gördüm. İyi takımlar olduğundan, hızlı bir oyun olacağı kesindi. Taraf seçerek oyuna girdim. Oyunun çözünürlüğünün düşük olmasına rağmen (640x480), yine de iyi grafikleri vardı. Oyuncular gerçekleriyle aynı gibiydi, stadyum tasarımı da aynı şekilde. Kick Off sırasında takımların logolarının sahaya lazerle yansıtılması da, oyuna değişik bir hava vermiş. Seyirciler uzaktan daha iyi görünmelerine rağmen, yakından yine berbat gözüküyorlar. Belki tam sürümünde grafikleri daha iyi olur. Spiker sesleri ve buna benzer sesler demoya eklenmediğinden, bunlar hakkında pek bir fikrim yoktu. Pas tuşuna bastım ve oyuna başladım.
Yapılan değişikliklerin başında sanırım tuşlar geliyor. Çünkü eski tuşları oyunda bulamadım. E tuşu koşmaya yararken, W tuşu ara pası gibi birşey olmuş. Hareketleri de pek esnek bulmadım doğrusu. Bir önceki versiyonunda oyuncular daha bir yumuşak hareket ediyorlardı, bunda daha garip hareket ediyorlar. Sebebini bilmiyorum, umarım demo oluşu yüzündendir. Oyun sırasında acaip zorlandım. 2 gol bulabildim ama yine de zorlandım. Bu da demek oluyor ki, yapay zekaya yenilik getirilmiş. Gerçi demo için nasıl bir yapay zeka hazırlandı bilmiyorum ama sanırım artık yaşlanıyorum
Demo normalde 2 dakika sürüp bitiyor. Ardından da oyundan çıkıyorsunuz. Netten indirebileceğiniz çeşitli expander'larla oyunun süresini uzatabilir, windowsa dönmemesini sağlayabilirsiniz. Böylece uzun uzun oynayabiliyorsunuz, oyunun tadına daha rahat varabiliyorsunuz (bu süre süre uzatıcı programı ilgili demonun haberiyle birlikte duyurmuştuk). Ben bunu yapmadım, çünkü oyundan beklediğimi bulamadım. Ne yalan söyliyeyim, 2002 serisi kötü olmuş derken, 2003 ondan da beter olmuş gibi. Yenileşeceğine daha da eskilere dönüvermiş. Ama sanmıyorum, kendimi mi kandırıyorum bilmiyorum ama sanırım bu hataların hepsi oyunun kısacık bir demo olmasından kaynaklanıyor. Oyunun tam sürümü En geç bu ay sonunda raflarda olacak, bakalım o zaman neler olacak, gerçekten çok merak ediyorum. O gün tüm planlarımı iptal edeceğimden eminim.
Son sözler olarak, bu oyunun demosunda beklediğimi bulamadım. Hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Diğer versiyonlarına göre yenilenen ve gelişen yerleri olabilir, ama etrafınızdaki oyunlara bir bakın. Neler neler var. Artık FIFA'nın da köklü değişikliklerle herkesi şaşırtmasının vakti değil mi?
Tugi
18-01-2006, 13:37
Fifa 2004
Yıllar ne çabuk gelip geçiyor. Daha dün gibi hatırlıyorum, FIFA 1996 oynarken bir sene sonraki versiyonun nasıl olacağını tartışıyorduk arkadaşlarla. Her yeni FIFA oyununda, daha oyunu kurar kurmaz bir sonraki versiyon hakkında geyik tüketmeye başlardık. Ne günlerdi. yıl olmuş 2003, FIFA 2004 yolda. Zaman harbiden akıp gidiyor. Daha tam sindirmeden, bitiverecek zaman.
FIFA serisi ilk zamanlar çok popülerdi. O zaman konsollar yoktu gibi birşey, PC ile hiçbir konsol yarışamıyordu. PC'de de yegane futbol oyunu FIFA idi. Gerçi şu anda da öyle, PC'lerde futbol oyunu bulmak imkansız. FIFA tekel olarak yolunda ilerlerken, kaliteye önem vermez oldu. 98'den itibaren de fanatikleri tarafından resmen taşlandı. Haklılardı da, parayı bulan EA Sports firması, ardı arkası kesilmeyen futbol oyunları çıkardı ama çok azında gerçek emek harcanmıştı.
FIFA geldi 2004'e. Artık yavaş yavaş hatalar anlaşılmış, dişli rakiplerin de pazara ortak olmasıyla etekler tutuşmuştur. EA Sports, ipin ucunu kaçıracağını anlayınca, işi sıkı tutmak için bazı yollar denemeye karar vermiştir. Bunun ilk adımı, firmaya yeni adamlar almak, bu yeni kafaları da direk popüler oyunlarda çalıştırmak. FIFA 2004, nispeten yeni kişiler tarafından yapılmış bir oyun. Şu anda demo versiyonu indirilebiliyor, 34Mb gibi bir yer kaplıyor. Bırakın bir demoyu, artık video görüntüler bile 60Mb'dan aşağı olmuyor. Önce bu 34Mb'dan kuşkulandım, ama yükledikten sonra FIFA amblemini görünce rahatladım.
Oyunda sesler yok. Birkaç efekt var sadece. 2 takım seçilebiliyor. Grafik veya ses ayarı ile bile oynayamıyorsunuz. Direk maça giriveriyorsunuz. Demo'da bir de müzik parçası kullanılmış. Oyunun çözünürlüğü oldukça düşük. Ben 800x600 diye tahmin ettim ama 640x480 bile olabilir. Tam emin değilim.
Oynanış olarak sadece tuşların yerlerinde değişiklik fark ettim. Uzun bir süredir ISS ve WE 7 oynamamdan dolayı FIFA kontrollerine olan aşinalığımı yitirmişim. Bu nedenle alışmam kolay olmadı. Alıştıktan sonra kontrollerin fazla zor olmadığını anladım. Tuşların yerleri değişikti ama yeni hareket eklenmemişti. Full sürümde büyük ihtimalle tuşları kafamıza göre değiştirebileceğiz. Bu sorun olmayacaktır bu durumda. Kontroller kolaydı ama maçlar oldukça zordu. Artık her atılan gol girmiyordu ve kaleciler de akıllanmıştı. Oyunun genel atmosferini de beğendim diyebilirim. Oyuncuların sahaya çıkmalarından, topun saha dışına çıkmasına kadar her durumda değişik animasyonlar giriyor araya. Korner kullanırken adam topu çizgiye eleriyle yerleştiriyor falan. Bu detaylara girilmiş bu sefer. Ne zamandır yoktu böyle detaylar. Bu tür animasyonların çeşidi de fazla tutulmuş ki, devamlı aynı kareleri görmeyelim. Yani bir futbol atmosferini aynen yansıtabiliyor oyun. Bundan kuşkunuz olmasın.
Çözünürlüğün düşük olmasından dolayı grafikler pek hoş değildi. Tabi çok da eksikleri vardı. Karakterlerin boyunlarında sorun vardı, içe geçmeler gördüm hep. Bu düzelecektir. Ayrıca karakterlerin dokularındaki renkler 16-bit idi. Renk geçişleri çok iyi değildi, renkler dağılmıştı. Büyük ihtimalle bu da tam sürümde değişecektir. Futbolcu animasyonları çok kalşteli olmuş. Çok değişik hareketler yapabiliyorlar, top sahada değilken bile çok gerçekçi davranabiliyorlar. Stadyum da çok gerçekçi. Seyirciler bir adım daha gerçeğe yaklaşmış. Artık dümdüz değiller, özellikle önlerde oturanların detaylarına dikkat edilmiş. Stadyumda çeşitli panolar, reklamlar, bayraklar falan var. Bunlar oyuna iyi aktarılmışlar. Tam bir maç havası veriyor stadyum. İlk defa bir stadyumun bu kadar dolu olduğunu görüyorum.
Oyunda Winning Eleven'da olan Master League gibi bir mod olacak. Kariyer olayına gireceğimiz bu modda, sıfırdan başlayarak en tepeye çıkmak için çırpınacağız. Bu çok zevkli olacak ve büyük ölçüde oyunun ömrünü uzatacak. Belki oyunda minik bir konu da olur ama bundan pek emin değilim. Transferler, çeşitli anlaşmalar da oyuna dahil edilmiş. Bunun dışında, önceden bilinen tüm modlar da oyunda bulunuyor. Eksiği yok ama fazlası var oyunun.
34mb'lık bir demo'dan ancak bunlar anlaşılabiliyordu. Çoğunu da oyun kapanırken gösterilen reklam screenshot'larından öğrendim. Oyunun çıkmasına az kaldı, dişleri sıkmak lazım. Bilmiyorum ne kadar güzel olacak oyun ama benim yine beklentilerim iyi yönde. PC'de iyi futbol oyunu bulmak zor oluyor.
Son olarak oyundaki performans probleminden bahsetmek istiyorum. Oyun, düşük çözünürlükte ve efektsiz çalışmasına rağmen nedense performansı çok düşüktü. Demo'nun tam optimize edilmemesinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum ama yine de o kadar düşük çözünürlükte bu kadar yavaş çalışmaması gerekiyordu. Umuyorum tam sürüm çok yüksek sistemler istemez. Oyun büyük ihtimalle 3 CD olacak. NHL 2004 öyle olmuş. Geçen sene 2 CD olması garibime gitmişti. Ne koyuyorlar o CD'lerin içine bir türlü anlamıyorum..
Tugi
18-01-2006, 13:37
Fifa 2005
EA demo oyunlara doymuyor. Gün geçtikçe yeni oyunlarını lanse edecek olan demo versiyonlarını peş peşe kullanıcılara sunan EA, şimdi de en çok oynanan futbol oyununun son versiyonunun demosuyla karşımızda: FIFA 2005 Demo.
En yeni versiyonu diyoruz ancak, öyle oyun içinde değişen çok birşey yok gibi görünüyor demoda. Bildik tanıdık kontroller, kameralar, taktikler vs. Biraz belki dokular gelişmiş gibi görünüyor, kaliteli dokulara sahip oyuncular, daha iyi ışıklandırma, stad atmosferi, gerçekçi hava efektleri... Kısacası biraz grafikler geliştirilmiş, sesler keza. Oynanabilirlik aslında yeni şeyler vaadetmiyor. Zira kontrollerde ve oyuncu kontrolüne dair herşey aynı.
Bir iki değişiklik gelmiş, o kadar. Mesela rakip pas atarken bizim oyuncular topu kapmak için ayak uzatıyorlar, rakipten top çalmak için arkalarından sinsice yaklaşıyormuş gibi hareket ediyorlar, top taca çıkmasın diye yerde kayarak topu almaya çalışıyorlar, rakiple omuz omuza mücadeleye giriyorlar ve belki bana öyle geldi ama, sanki topa vururken biraz daha güzel vuruyorlar. Aslında bunların hepsi eski versiyonlarda da vardı, ama dedim ya belki bana öyle gelmiştir ki biraz değişiklikler sezinledim. Zaten EA da bu tür değişikliklere yeni bir isim takmış: "First Touch". Bu da demek oluyor ki, bizim için yaptığımız hareketleri kolaylaştıran tuş kombinasyonları oluşturmuşlar.
Çalışma sistemi ise aslında biraz fantastik duruyor. EA'nın açıklamasına göre yeni "fluid player kinetic system" bizim ekranda gördüğümüz oyun akışına göre verdiğimiz tepkileri çözümleyerek oyun içinde geçen oyuncuların _tarzına_ göre yorumluyor. Bu ne demek oluyor? Mesela top ayağımızda giderken birisinin geldiğini farkettik ve bilmem kaç mili saniye içinde tepki verdik. Bu tepkinin şiddetini, yönünü, sonucunu vs bu sistem hesaplıyor ve oyuncuya göre yorumlayıp tepkiyi ekrana yansıtıyor. Ya da öyle bir şey. Açıkçası bana pek öyle gelmedi ama neyse.
Oyunun esas gelişme kaydettiği kısımlar ise "yine" görsellik. EA bunu hep yapıyor. Sürekli grafiklere, dokulara, çevresel birimlere yenilik getiriyor. Ama oyuncuları bunlardan daha çok oyuna ve oynanabilirliğe önem verdiğini düşünmüyor mu? Bu oyunda da tamamen yenilenmiş oyuncu yaratma ya da editleme bölüm var. Öyle ki, oyuncunun ceza alanı dışından çektiği şutlardan tutun da kulaklarına kadar değiştirebiliyorsunuz. Bravo EA! Bunun dışında verilen bilgilere göre oyunun veritabanında 350'den fazla lisanslı birim, 20 lig, 40 ulusal takım ve 15000 oyuncu bulunuyor.
Oyun tüm bunların dışında çoklu oyuncu desteğine de sahip tabi. Online oluyor ve kurduğumuz turnuvalarla dünya üzerindeki rakiplerimize meydan okuyoruz.
Demo incelemenin dışına çıkarak biraz izlenim moduna girdik, ama olsun. Oyun hakkında daha detaylı bilgi edindik hepimiz. FIFA serisi her ne kadar kullanıcılar tarafından sürekli eleştirilse de, fanatikleri oldukça fazla. Elbette oyun gayet güzel olacak. Seven sevmeyen -futbol oyunlarıyla ilgilenen, herkes en azından bir defa denemeli diye düşünüyorum. Kısa sayılabilecek ve ortalama bir sistemle (700mhz işlemci, 128mb ram, 32mb ekran kartı, 350meg disk alanı ve DX9) rahat oynanabilecek olan demoyu çekip deneyin. Mutlaka hoşunuza gidecek birşeyler bulursunuz.
İyi oyunlar!
Tugi
18-01-2006, 13:37
Fifa World Cup 2002
Yıl: 1997...
Efsane başlıyor
O güne dek gördüğümüz en gelişmiş 3d grafik motoru ile yapılmış spor oyunu (virtual stadium technology adı verilen sistemle mümkün oluyordu bu o yıllarda); DirectX teknolojisinin ve o zamanki (maximum 4MB olan) grafik kartlarının tüm imkanlarını sonuna dek kullanan FIFA 97 raflardaki yerini alıyordu.
Yıl: 1998...
Efsane ilerliyor
Önceki sene başından kalkamadığımız oyunun aslında "ne kadar uyduruk" bir oyun olduğunu anladığımız sene. Nasıl anlamıştık, hatırlayalım? FIFA 97'yi yapan EA Sports, FIFA 98'i yapmıştı. Bu sefer de bu oyunun başından kalkamıyorduk.
Yıl sona ermeden FIFA World Cup 98 sahneye çıkıyor ve yaza kadar FIFA 98'den bayılmış olanlara gazoz etkisi yapan bir ilaç gibi geliyordu. Yazın da bu oyunu oynayarak; güneşi ve denizi unutarak geçirdik.
Yıl: 1999
Efsane yerleşti.
Artık serinin her oyunun çıktığı gün alınacağı kesinleşmiş; oyunlar, dükkanlar tarafından fazla fazla sipariş edilir olmuştu. Hatta bir bölümü stoklanarak karaborsada 4 katı fiyata satılıyordu (tamam, abartıyorum). Üniversiteye hazırlandığım sene de böyle geçmişti. O sene sınava girenlerin çoğu daha az ders çalışmıştı...
Yıl: 2000
Yıl: 2001
Bu arada EA Sports, FIFA serisine dahil olduğunu iddia ettiği 2 oyun daha yaptı ama bu oyunlar, tüm PC futbol oyunları tarihinde (öyle bir tarih var mı demeyin, mutlaka vardır) bir, pardon, iki kara leke olarak kalmaya mahkumdular. O iki sene boyunca da FIFA 99 oynamaya devam ettiğimiz için, serinin en uzun süre oynanan oynu FIFA 99 olmuştur.
Ve... Yıl: 2002
Efsane geri döndü!
2 sene boyunca EA Sports'a gönderilen ve sayısı bir kaç yüz milyonu (baloncuk değil, mail) bulan şikayetlerin hepsini okuyarak; rahip hayatı yaşayan ve kendilerini Amerika'da bir manastıra kapatıp oyunu baştan yapan bir grup adam; Kasım ayında FIFA 2002'yi yarattı.
Artık yepyeni bir oyun vardı. Bilgisayarlar açılırken yine o eski heyecan duyuluyordu. İlk kez oyun iki seri arasında bu kadar yol almıştı. Ve bazı ısrarlı kesimlerin beğenisini alamasa da çoğu oyuncunun takdir ettiği oyun; büyük bir başarıyla 2000-2001 yılları arasındaki utanç tablosunu temizleyerek YILIN SPOR OYUNU seçiliyordu.
Yıl halen 2002. Bir Mart sabahı; erken saatlerde, ani bir haber internet alemini canlandırdı. FIFA serisinin beklenen oyunu WORLD CUP 2002'nin demosunu yayınlandı kaşla göz arasında (Bunu Türkiye'deki oyun severlere ilk duyuran tabi ki TrGamer oldu). Peki bu demo, bize gelecek oyun hakkında ne gibi ipuçları veriyordu?
Asıl konumuza bu cümleyle ani bir dönüş yapıyoruz. Bu yılki demonun ilk dikkat çeken özelliği; şimdiye kadarki en büyük dosya büyüklüğüne sahip demo olması (önceden 15 mb civarı olan demolar bu sene 30 mb'ı geçmiş). Bu bile bazı şeylere işaret ediyor. Demonun Winzip kullanılarak basit bir biçimde kurulmasıyla beraber; demoyu çalıştırdığımızda her sene olduğu gibi doğrudan bir friendly maça giriyoruz ve bu maç; Dünya Kupasının açılış maçı olan Fransa - Senegal maçı. Dilediğimiz tarafı seçtikten sonra ise asıl şov başlıyor.
Haliyle gözümüze ilk olarak grafiklerdeki gelişme çarpıyor. Demo 640*480 çözünürlükte olmasına ve maximum rendering detail'de olmamasına rağmen (ne diyor bu adam derseniz, grafikler sona dayalı olmasa bile...) görsel bir şölen var sahada (ve saha dışında). Oyuncular zaten kendileri olmuş artık. Yani Thierry Henry sahaya çıkıp oynuyor; veya Zinedine Zidane. Yani oyunun retail versiyonu raflarda yerini aldığında; TV'de gördüklerinizden bir farkı kalmayacak sahada olan oyuncuların (Senegal'deki bilmemkim de aynen aktarılmış demek istiyorum ama adamlarla daha önce karşılaşmadık hiç).
Formalar takımların Dünya Kupası için hazırlanan formalarının birebir kopyası ve harika gözüküyorlar. Seyircilere gelince; kendileri artık çöpten adamlar toplanmış maç izliyor durumunda değiller; birbirlerinden ayrı oturuyorlar ve sürekli zıplıyorlar eskisi gibi Bayraklar, renkli kartonlar, vb. atraksiyonlar da mevcut. Saha kenarına indiğimizde FIFA 2002'deki elemanlara ek olarak Dünya Kupası maskotunu ve bu sefer makinalarının flaşları patlayan fotoğrafçıları görüyoruz. Stadyuma dışarıdan baktığımzda da çok gerçekçi gözüküyor (Seul'daki stadyum konulmuş demoya).
Oyun içi animasyonlar da mükemmele biraz daha yaklaşmış. Kaçan goller, faullerde düşen ve düşüren oyuncuların hareketleri, hava toplarındaki animasyonlar ve oyuncuların birbirlerinin omuzları üzerinde yükselmeye çalışmaları, (EA Sports'un bahsettiği "airplay" gerçekten var: bakınız FIFA WC 2002 ön inceleme yazısı), ve en önemlisi "D" tuşu ile top kapılırken her seferinde farklı bir şekilde (o anki pozisyona göre) hareketle defansın topu forvetten kapması (veya kapamaması - eğer Senegal'i seçtiyseniz...) oyuna inanılmaz bir gerçekçilik kazandırmış. Bunlara topu kaybedince dengesi bozulup yere düşen (bazen uçan) oyuncular, topu çizgiye yakın yerlerden oyun sahası içine çevirirken bunu gerçeğe tamamen uygun bir hareketle yapan oyuncular ve kalecilerin akıllıca davranmaları da eklenince, PC tarihinin en gerçekçi ve görsel olarak en iyi tasarlanmış futbol oyunu karşımızda.
Oyunda bir önemli yenilik de "W" tuşu ile barajın freekick sırasında zıplatılabilmesi. Evet, yanlış duymadınız. Aldığım haberlere göre barajın yerini de ayarlamak mümkün (bunu oyun çıktığında göreceğiz). "Sen bu haberleri nereden alıyorsun; hem helal olsun sana; dial-up bağlantıyla üşenmemiş, paraya kıymış koca demoyu indirmiş; bilgisayarın çöktüğü halde tekrar kurup oynamış ve anında bizlerle paylaşmışsın, harika bir yazarsın, TrGamer da harika bir site" diyecek olursanız... neydi bu cümlenin başı?... Her neyse; sizler için çalışmaya devam ediyoruz
Oyun hakkında bir şey söyleyemeyeceğim tek nokta sesler; zira demoda ses yok. Ama oyun çıktığında yazılacak yazıda seslerden ve oyunun genel içeriğinden, zorluğundan (zira demoda zorluk seviyeleri de yok) ve diğer yeniliklerden de bahsedeceğiz. O gün gelene dek; sizler demoyu yayınlayan bir site bulup indirerek (bu yazı hazırlandığı sırada demo EA Sports'un isteği üzerine yayından kaldırılmıştı, resmi demoya kadar beklemeniz gerekecek) büyük kupadan önce bu büyük zevki yaşayanların arasına katılabilirsiniz.
Herkese mutluluk ve futbol dolu günler.
Tugi
18-01-2006, 13:38
Football Manager 2005
Football Manager 2005 yazıma, daha önce bir Championship Manager yazımdan alıntıyla başlamak istedim.
Yıl 1993, o zamanlar bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar bilgisayar dergisi vardı (şimdi ne kadar ki?) Öyle oyun dergisi falan yoktu. İnternet de yoktu doğru düzgün. Bazı dergilerin oyunlar için ayırdığı bir kaç sayfadan takip edebilirdik oyunları ancak. İşte böyle bir dergi 3-4 sayfasını Championship Manager 93 England için ayırmıştı. Serinin ilk oyunuydu. İncelemeyi okuduktan sonra, işte bu oyun benim oyunum dedim. Ertesi gün oynamaya başladım ama 286'da nafile. Sırf CM oynamak için ne upgradeler yapmak zorunda kalmıştım hatırlarım. Bir çok arkadaşım kınamıştı beni, bu ne biçim oyun böyle diye. Ama hepsi bir süre sonra CM fanı oldu çıktı. Bence serisi en çok takip edilen fanları arasında en çok tartışılan, konuşulan ve her sürümdeki yeniliklerle insanı büyüleyen nadir oyunlardan biridir CM. Eline sağlık Sigames.
CM fanı olan herkesin CM ile ilgili eminim yüzlerce anısı vardır. Sabahlamalar, sınavlarda başarısız olmalar, hele hele 15 puan arkasından gelip şampiyon olduğumda ev arkadaşımın sabahın 5'inde gözünden akan yaşları görmek gibisi yoktu
Hepimizin bildiği gibi Eidos ve SI Games'in yollarını ayırması ile bir CM furyası oluştu. SI Sega ile, Eidos'da Beautiful Game Studios ile CM 5 çalışmalarına başladı. Oyunun haklarının Eidos'ta olması sebebiyle oyunun yapımcısı SI, yeni CM'ye Football Manager ismini vermişti. Championship Manager isimiyle seri Eidos tarafından her ne kadar devam ettirilecek olsa da bence serinin gerçek devamı SI tarafından yapılan Football Manager 2005.
Geçtiğimiz günlerde SiGames ilk atağı yaptı ve oynanabilir demoyu bize sundu. Demoda İskoçya ve İngiltere liglerinin "quick start"ları yer alıyor. 6 aylık bir oynama süreci var. İlk izlenimlerimi kısaca yazacak olursam; arayüz tamamıyla değişmiş ama diğer yönlerden öyle ahım şahım değişiklikler yok. Eski arayüze oldukça alışmış birisi olarak ben yenisini çok yadırgadım. Yıllardır ekranın solunda görmeye alıştığımız menülerin bir kısmı artık ekranın üstünde bir kısmı ise altında. Sol tarafta ise bazı alt menüler ağaç yapısında yer alıyor. Gene ekranın sol kısmının altı bölümü bazı mesajlar için onay kutusu ya da içerisinde bulunduğumuz ekrana has menüler olarak kullanılıyor ki oldukça kullanışsız. Her seferinde o kısım aklıma gelene kadar fareyi bütün ekranda gezdirmek zorunda kalıyorum. Özellikle haberler kısmında büyük ızdırap oluyor. Herhangi bir habere cevap vermek için (respond) öncelikle ekranın sağ alt kısmına gidiyorsunuz. Daha sonra orda karşınıza gelen ekranın onay menüsü sol alt köşede çıkıyor ve "hayda hobarey" fare ekranın sol alt kısmına. Bu şekilde 5-10 haber art arda geldiğinde artık mideniz bulanıyor fareyi ekranda gezdirmekten. Sonuç olarak bence arayüz eskisine göre daha kullanışsız. Ya da eskisine çok alışmış olduğum için bana öyle geldi.
Oyuna ben İngiltere "quick start"ını seçerek başladım. Bu seçimden sonra karşımıza kişisel bilgilerimizi gireceğimiz, takımımızı seçeceğimiz bir ekran çıkıyor. Bu seçimlerin daha önceki CM versiyonlarından tek farkı, benim gördüğüm kadarıyla, oyuna işsiz olarak başlayabiliyoruz. Yeni oyuncu yaratılıp oyunda kaydedildikten sonra artık oyunumuza başladık. Hemen "preferences"a gidip oyun ayarlarında ne gibi değişiklikler olduğuna baktım. Eski CM'lere göre görebildiğim farklar artık takımların logolarının, ülkelerin bayraklarının ve futbolcuların resimlerinin de oyuna dahil edilmiş olması. Demo'da bayraklar yer almasına rağmen futbolcu resimleri yer almıyor fakat bazı takımların resimlerini internette bulmanız mümkün. Bunun yanı sıra "incremental save" adında bir seçenek gözüme çarptı. Daha önce ki sürümlerde var mıydı hatırlamıyorum. Bu seçenekle oyunumuz aynı save dosyasının üzerine kaydedilmiyor.
Tugi
18-01-2006, 13:38
Dünya çapında en çok oynanan multiplayer action oyunu hiç şüphesiz Counter Strike. Half Life için geliştirilmiş ve ücretsiz olarak internetten yüklenebilen bir "mod" olan Counter Strike'ın gördüğü yoğun ilgi oyun üreticilerinin de "ilgi"sini çekmiş olacak ki full bir oyun olan Counter Strike: Condition Zero şu anda yapım aşamasında.
Şimdi sorabilirsiniz, "yaw Global Operations ile bu girişin ne ilgisi var?". Aslında çok fazla ilgisi var; çünkü gelişen internet altyapısı sayesinde daha hızlı bağlantı ve internet üzerinden multiplayer oyunların rahat oynanabiliyor hale gelmesi ve yukarıda da bahsettiğim Counter Strike örneğini bir araya getirecek olursak oyun üreticilerinin yeni ve önemli vizyonlarından birini görürüz; internet başta olmak üzere takım tabanlı multiplayer action FPS oyunları.
İşte bu oyun firmalarının önde gelenlerinden biri de Electronic Arts (EA). İçinde bulunduğumuz yılın henüz başlarında olmamıza karşın Ocak ayında piyasaya sürülen Medal of Honor: Allied Assault bu yılın en çok söz edilen oyunu belkide. Gerek single player, gerekse de multiplayer olarak (oyunun ilk çıkan demosu sadece multiplayer modunda çalışıyordu) oldukça başarılı olan bu yapım Electronic Arts'ın da bu konuya, yani multiplayer ağırlıklı FPS'lere, giderek artan bir önem verdiğinin göstergesiydi.
Global Operations ise EA'nın yayınlayacağı yeni bir FPS. Fakat bu kez hedef olarak takım tabanlı multiplayer modu hedef alınmış. Çıkış tarihi tam olarak 26 Mart 2002 olarak açıklanan oyunun yapımı şu anda tamamlanmış durumda. Geçtiğimiz hafta Perşembe günü ise oyunun "Multiplayer Public Beta" sürümü yayınlandı. İlgilenenler yaklaşık 100MB'lık oyunu FilePlanet'ten (üyelik kaydı gerekiyor) veya doğrudan izlenim yazısında bulabilirsiniz. Nitekim sözkonusu yazıda tanıtımı yapılan şeylerin çoğunu bu multiplayer beta'da gördük.
Oyun sadecec internet üzerinden oynanabiliyor. Eğer hızlı bir bağlantınız varsa programın kurulduğu dizinde yer alan sunucu programını çalıştırarak oynanabiliyor bir Global Operations sunucusu çalıştırabiliyorsunuz. Ayrıca oyunla birlikte gelen GameSpy yazılımını yükleyerek de (kaydınız yoksa üye olmanız gerek, ben kurdum ve sonra da kaldırdım. Tercih sizin...). Oyun tek bir harita (Quebec - Kanada) ve tek bir görevden oluşuyor. Bir tarafta teröristler, diğer tarafta da anti-teröristler yer alıyor. Şimdi sıkı durun; bu harita ve görevde terörist tarafta Türkiye karşıtı bir terör organizasyonu var. Bu organizasyonun önde gelen isimlerinden biri nakil sırasında kaçırılmaya çalışılıyor; Terör organizasyonunun Kuzey Amerika'da konuşlanmış bir grubu nakil aracının yolunu kesiyor ve adamı kaçırmaya çalışıyor. Anti-terör timi ise adamı tekrar yakalamaya...
Beta'yı kurduğumuzda karşımıza basit bir menü çıkıyor (sadece profil yaratma ve oyuna girme seçenekleri var). Oyuncunun adı girildikten sonra oyuna girdiğinizde ise sunucu arayıp bağlandığınız esas menülerle karşılaşıyorsunuz. Bu bölümde options kısmında grafik ve kontrol gibi ayarları yapabileceğiniz diğer seçenekler de var. Network kısmında Internet ve LAN seçenekleri var, fakat LAN üzerinden oyun yaratma seçeneği yok, sanırım bu özellik full sürüm ile birlikte gelecek. Neyse, internet oyunlarından birine katılmak için Refresh butonuna kliklediğinizde 150-200 sunucu listeleniyor ve ardından da bu sunuculara olan bağlantı hızlarınız güncelleniyor. Sunucular arasında Electronik Arts'ın sözkonusu beta için açtığı sunucular da var fakat bunlara erişim biraz yavaş. Diğer sunucular arasında boş slot olanların çoğu da şifre istiyor. Şanslıysanız hem hızlı hem de şifre istemeyen bir sunucu bulup oyuna giriyorsunuz.
Tugi
18-01-2006, 13:38
Hitman 2: Silent Assassin
Bu yazıyı kan görmeye dayanamayanlar boşuna okumasın Tüm zamanların en gerçekçi oyunu yeni bir tür olan Katillik Simülasyonu'nun yeni versiyonu Hitman 2: Silent Assassin çıkmak üzere. Ben dayanamayıp oyunu beğenmeyen bir arkadaşımdan alıp beta tester olarak size hizmet veriyorum.
Hitman 2'de ilk değişiklik olarak silah menüsü göze çarpıyor. Silahın her türlü özelliği hangi ülke yapımı olduğu kaç kurşun aldığı vb. Oyundaki çeşitlilik göz kamaştırıyor:
- Mp5
- Kaleşnikof
- Colt M4A1
- Franchi Spas AS 12 pompalı tüfek
- Dragumon SVD sniper
- Baretta 92 sustuculu/susturucusuz
- AMT Hardballer
- Çeşit çeşit bıçak
- Yay
- Kılıç
- Balta
- Molotof Kokteyl
Daha başka silahlar da var ama oyun beta olduğu için açık değil.
Hitman'in en ilgi çekici özelliği öldürdüğümüz veya öldüreceğiniz kişilerin vücut yapısının gerçek bir iskeletten oluşturulmuş olması; ki bu özellik aynen ilk oyundaki gibi devam ediyor. Beta vesiyonu olduğu için adamı kafadan vurduğumuz zaman yere düşüp dizlerinin ters dönmesini es geçiyorum. Ama oyunun tam sürümü gelince de böyle olursa atmosferi çok etkiler. En büyük korkum ilk oyundan daha kötü olması. Çünkü devam oyunları genelde eski kıvamı tutturamıyor.
Grafik ve dokular oldukça güzel. Mimikler güzel işlenmiş. Ayrıca camlardan içeriye ışığın süzülmesi çok hoş. Ama karakterler bazen kapının içinden geçiyor. Bunu da beta olmasına bağlıyorum. Yapay zeka da gelişmiş. Özellikle açık alanlarda adamlar siper alıyor, yardım çağırıyorlar. Yerde yuvarlanmaları da cabası.
Oyundaki önemli unsurlardan biri de sessizlik; dikkatsizlik ölümünüze yol açabilir. Bir anda 15 kişi tepenize çıkar. Sessiz ve derinden gitmek gerekiyor anlayacağınız. Yapay zekadaki bir diğer gelişme de bir adamı öldürdünüz ve kıyafetini alıp ortalıkta dolanmaya başladınızda ortaya çıkıyor. Diyelim tanındız. Aynı elbiseli bir diğer adamı öldürüp giysisini alınca da sizi hemen tanıyorlar. Önceki oyunda böyle birşey yoktu. Ayrıca artık kel kafayla gezmiyoruz, kıyafetini aldığımız adamın saçlarıyla aynı bir peruk takıyoruz. Nereden bulduğunu anlayamadım...
Oyunun sistem ihtiyaçları; 256 mb Ram 800 Mhz'den iyi bir işlemci ve 3d ekran kartı. Geforce'a tam destek veren oyun, oldukça kanlı. Adamın beynini duvara yapıştırabiliyoruz. Ama kafası patlamıyor (Adult only). Macera filmlerindeki gibi karşıdaki şahıs sizden şüphelendiği an vurmuyor. Silahı size dönük bir şekilde etrafı kolaçan ediyor.
Ana fikir olarak oyun bu haliyle olmasa da buglara göz yumunca güzel oluyor. Eğer ki oyun bir kaç bug düzelip piyasaya çıkarsa bu haliyle ASLA başarı yakalayamaz. Ama gidişat böyle göstermiyor. Yine de oyun yapımcılarına güven olmaz. Nasıl olsa alırlar diye böylece uğraşmadan sürürler piyasaya. Başarılar dileyerek sizi Oyunun yenilikleriyle baş başa bırakıyorum.
- Gerçek zamanlı gölgeler
- Yüz animasyonları
- FPS olarak oynayabilme
- Hava efektleri
- Göz kamaştırıcı ara demolar
- Özel Efekler
- Işıklandırma efekleri
Tugi
18-01-2006, 13:38
The Hulk
Çizgi film kahramanlarının beyazperdeye aktarılması moda oldu biliyorsunuz. Beyazperdeye aktarılan birşeyin de hemen oyununun yapılması, en baştan beri modaydı zaten. The Hulk, yakın bir zamanda vizyonda olacak. Oyunu da aynı anda piyasada olacak. Biz, oyun çıkmadan, demo versiyonuna göz attık. Bakalım oyun nasılmış.
Demo versiyonu dev gibi yer kaplamasına rağmen abartı kısa sürüyor. Bir çölün ortasında, benzinlikte mola veriyoruz. Tuvalete girip elimizi ve yüzümüzü yıkarken, bir anda aynada Hulk görünüyor. Aynanın içinden kolu çıkıyor ve bizi yakamızdan yakalayıp çekiyor. David'in kafası aynaya çarpıp kırıyor. Acı çektiği için de Hulk'a dönüşüyor. O anda, David'in bulunduğu benzinliğe bir ordu yaklaşmakta. Tanklar, zırhlı araçlar ve helikopterlerden oluşmuş kalabalık bir topluluk. Hulk duvarı kırarak dışarı çıkıyor ve askerler de helikopterlerinden inmeye başlıyor. Hulk ayağını yere vurarak heryeri dağıtıyor ve oyun burada başlıyor.
Hulk'un çatlattığı bölgeden çıkamıyoruz. Devamlı askerler saldırıyor ve onlara temiz bir dayak atıyoruz. Oyunun oynanışı çok eğlenceli. Diğer bir Marvel oyunu olan Wolverine's Revenge'de, kontroller felaket idi. Bu oyunda ise abartı kolay ve çok başarılı. Yumruk atarken asla sağa sola sapmıyorsunuz ve birini hedeflemek için bir tarafınızı yırtmıyorsunuz. Herşey çok basit ve eğlenceli olmuş. Askerlere isterseniz yumruk atıyorsunuz isterseniz aksiyon tuşu ile tutup fırlatabiliyorsunuz. Fırlattığınız askerler çarptıkları diğer askerlere ve cisimlere zarar veriyorlar. Tuttuğunuz askeri, isterseniz fırlatmayıp diğer elinizde beynini dağıtabiliyorsunuz.
Bölümde devamlı helikopterlerden askerler iniyor ve siz de 3'er 5'er onları hallediyorsunuz. Etraftaki her cisimle etkileşime girmeniz mümkün. Koskocaman bir arabayı kaldırıp askerlere vurabiliyorsunuz veya direk fırlatabiliyorsunuz. Kutuları kırabiliyorsunuz, benzin pompalarını havaya uçurabiliyorsunuz. Yumruk tuşuna basılı tuttuğunuzda ise, yeri bile çatlatan güçlü bir vuruş yapıyorsunuz. Size atılan roket gibi ağır silahları yumruğunuzla ters çevirebiliyorsunuz. Zaten bölümün sonunda bir tank geliyor ve size saldırıyor. Bunu öldürmek için ya benzin pompalarını patlatıyorsunuz ya da tankın size yolladığı roketleri gerisin geriye yolluyorsunuz.
Tankı havaya uçurduğunuz zaman, yine bir video görüntü giriyor. Hulk zıplayarak helikopterlerden birine tutunuyor ama ardından tutunduğu parça fazla ağırlıktan kopuyor. Oldukça yüksek bir mesafeden Hulk aşağıya düşmeye başlıyor ve bir anda yeniden David oluveriyor. O anda telefon sesi duyuyoruz. Telefon çalıyor. Bilin bakalım ardından ne oluyor? Demo sona eriyor Büyük ihtimalle olanlar bir rüya idi, ama bunu full sürümde öğrenebileceğiz.
Kontroller ve oynanış abartı kolay ve eğlenceli olduğundan, bu oyunu hevesle beklemeye başladım. Çıkmasına fazla kalmadı zaten. En fazla 1 ay var. Spiderman ve X-Men'den sonra, kontrollerinde sorun olmayan ve şirin grafikli bir oyun görmek iyi oldu. Grafiklerin iyi olmasına rağmen sistemleri zorlamaması da iyi bir yön. X-Men bu konuda sorunlu idi.
Grafikler oldukça iyi. Video görüntüler çok yüksek çözünürlükte, neredeyse oyun içi motoruyla aynı görünmekte. Oyunun kendi grafiği de çok parlak, çizgi film havasında. Hulk, parlak yeşilden oluşmuş, jöle benzeri birşey olmuş ama kötü değil. Poligon sayısı hafif düşük tutulmuş gibi ama bence görüntüde hiç sorun yok. Herşey fevkalade detaylı şekilde modellenmiş. Çevre ile maksimum etkileşime girmek de acaip eğlenceli. Işıklandırma ve patlama efektleri oyuna ayrı bir hava katmış.
Seslendirmeler de kaliteli. Filmdeki resmi müzikler oyunda da kullanılmış. Sanırım karakter seslendirmeleri de filmdekiler tarafından yapılmışlar. Demo versiyonunda fazla ses duymak mümkün olmadı zaten ama kalitesinden eminim şimdiden.
Demo çok kısaydı ama oyun hakkında fikir verdi bana. Demo'nun kalitesinden geri gitme gibi birşey söz konusu olamayacağına göre, hatta daha bile iyi bir full sürüm çıkabileceğine göre, bu oyun, kesinlikle ama kesinlikle alınması gereken bir oyun olacak. Hulk, eskiden yayınlanan bir çizgi filmdi ve unutuldu. Hatırlamak için 2 doz ilacımız hazır durumda..
Tugi
18-01-2006, 13:38
Juiced
Genelde biz yazarlar bir oyunun incelemesine başlamadan önce iki çift laf edip yazıyı öyle bağlarız. Bu yüzden de bir yazının en zor kısmı giriş kısmıdır genellikle. Arada bir de böyle girişi bağlamanın zorluğundan bahsedip daha sonra yazıya başlamak biz yazarlığın bildik geyiklerindendir.
Neyse, gelelim oyunumuza... Oyunun isminin Juiced olması aslında biraz kafa karıştırıcı, insanın aklına sanki içine limon sıkılmış bir oyunmuş gibi bir çağrışım yapıyor ya da en azından bana. Acclaim'in çıkardığı oyun ne yazık ki piyasada sadece diğer iyi oyunlara alternatif olarak kalacağa benziyor, tabi eğer demonun üstüne yeni bir grafik motoruyla fizik motoru eklemezler ve arabaların iç mekanlarını oyuna aktarmazlarsa. Sizin de anlayacağınız gibi oyun çok iyi bir oyun değil, hatta oyun için olsa da olur, olmasa da olur denebilir. Oyunun grafikleri bir sene öncesine ait. Radeon 9800 Pro grafik kartıyla 1024*768 32 Bit ve yüksek kalitede çalıştırdığım oyunda beklediğimi pek bulamadım açıkçası.
Sesler içinse söylenecek bir şey yok, olabileceği kadar iyiler ama aynı şeyi demodaki müzik için söylemek çok zor, Underground'a özenerek koyulmuş olan müzik oldukça kötü, oynadığım 45 tur boyunca daha ilk turda rahatsızlık veren rock türüne yakın bir parça vardı.
Acclaim'in oyun için söylediği gerçekçi sürüş ve hasar modellemeleri gerçekten de dediği gibi olmuş. Mesela bir arabaya yandan hafifçe dokunduğunuzda dahi araba hasar alıyor, dokunduğunuz bölge fark edilir biçimde yamuluyor ve ışık yansımalarıyla birlikte bakıldığında yapımcı firmanın bu iş üzerinde çok uğraştığı anlaşılıyor. Hatta oyunun en iyi yanı bu diyebilirim. Gerçekçi sürüş modellemeleri konusuna gelince, spin atma işinin biraz abartıldığı hemen belli oluyor. Hangi araba saatte 120 km ile giderken küçük bir virajı spin atarak döner ki? Acclaim'in arcade ve simülasyon stillerini muhteşem bir biçimde karıştırdık sözüyle neyi kast ettiğini anlamak gerçekten zor. Tepenizde süs olsun diye dolaşan helikopterleri kast ediyor olabilirler belki de.
Neyse, oyunun iyi yanlarından devam edelim biraz da, en azından tam sürümde bulunacak olan iyi yanlardan. 50 kadar lisanslı araba kuşkusuz oyuna artı kazandıracak bir özellik olarak öne çıkacaktır. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, acaba oyunlara arabaların iç mekanlarını eklemek ne kadar zor? NFS oyunlarının en sevdiğim yanı olan arabaların iç mekanının Underground'da kaldırılmış olmasını fırsat bilen diğer firmalar hemen modaya uydu (!) ve artık bu tür hafif de olsa arcade-vari yarış oyunlarında iç mekan tasarımlarını görmek hayal oldu.
Yapımcı firmanın bir diğer iddialı olduğu şeyse gelişmiş multiplayer özellikleri. Ancak demoya bakarak bu özellik hakkında olumlu bir şeyin çıkmasının çok yüksek bir ihtimal olmadığını söyleme hakkımı kullanmak zorundayım.
Son olarak size tavsiyem eğer bu türün fanatiğiyseniz mutlaka bir göz atmanız olacak. Ancak değilseniz boşverin gitsin.
Tugi
18-01-2006, 13:39
Lionheart: Legacy of the Crusader
Uzun süredir oyun dünyasında bir konu çok sık tartışılır olmaya başladı; 3D, RPG'yi öldürür mü (bu biraz evlilik aşkı öldürürmüye döndü ya neyse)? Bu tip oyunlara son iki-üç senedir başlamış olan arkadaşlar için durum tabi ki 3D oyunlardan yana olmasa da eski kuşak oyuncuların bir Neverwinter Nights ya da Dungeon Siege'den pek memnun kaldıkları söylenemez. Genel olarak 3D oyunlara karşı olmasam da, bu oyunlardaki senaryo felaketlerini (9-10 yaşlarındaki bir kardeşimizin hayal dünyası bile daha iyisini yapabilirdi bence) yok saymam ne yazık ki mümkün değil. Bizim alıştığımız, taptığımız bir Baldur's Gate, bir PlaneScape: Torment bu oyunlara bin basacak türden 2D oyunlardı; 3D, ilerisi için iyi gözükse de şu an için pek çok kişiyi mutlu edemekte ne yazık ki.
Neyse efendim oyun dünyasındaki bu 2D-3D polemiği süredursun, 2D tarafında olanları yerlerinden hop oturtup hop kaldıracak bir oyun geliyor yakın zamanda; ismi mi? "Lionheart: Legacy of the Crusader". Yukarıda 3D oyunların senaryo özürlüğünden, 2D oyunların senaryolarındaki başarıdan bahsetmiştim, işte Lionheart bu konuda 2D'nin ne kadar üstün olduğunu bize bir kez daha kanıtlıyor.
Yapımcılar Lionheart'da yeni bir dünya yaratmaktansa alternatif bir tarih senaryosu hazırlamayı daha uygun görmüşler; oyunun isminden de anlaşılabileceği gibi (Aslan Yürek) senaryo Aslan Yürekli Richard'ın haçlı seferine çıkması ile başlıyor (1100 yılları civarı) yani her şey normal tarih akışıyla ilerliyor.
Ancak, sefer sırasında gerçekleşen bazı olaylar sonucunda bir boyut kapısı açıldı ve açılan kapıdan dışarı şeytani bazı yaratıklar ve büyücüler çıktı. Sefer sırasında birbiriyle savaşta bulunan güçler, yani Müslüman ve Hıristiyanlar bu yeni düşmana karşı birlik oldular ve kötü güçler Selahaddin Eyyubi ve Aslan Yürekli Richard önünde eğilmek zorunda kaldı. Düşman yenilgiye uğrasa da dünya'nın bir daha eskisi gibi olacağını düşünmek yanlış olurdu. Kapının kapanmasından sonra dünyada kalan bazı yaratıklar insanlarla kaynaşmış bazıları ise kötülüklerine devam etmekteydiler.
Böylece yıllar geçti ve 1500'lü yıllarda kapı kötü güçlerce tekrar açılmaya çalışıldığı sırada oyun bizim kontrolümüze geçiyor, tahmin ettiğiniz gibi kapının kapanmasını (ya da hiç açılmamasını) sağlayacak kişi biziz; çünkü Aslan Yürekli Richard'ın soyundan geliyoruz...
Tugi
18-01-2006, 13:39
The Lord of the Rings: The War of the Ring
Yazının başlığını gördükten sonra bir saniye düşünmeden okumaya karar vermişseniz, mouse'unuzu istem dışı yazının başlığına doğru harekete geçirmişseniz; evet siz de bir fanatik sayılırsınız
Her şey 1937'de J.R.R Tolkien'in "Hobbit"i yazmasıyla birlikte başladı, onu takip eden Yüzüklerin Efendisi üçlemesi yazarın kendisini bile şaşırtacak bir başarı kazanacak ve bir nevi fantastik edebiyatın temellerini oluşturucaktı. Kitaplar milyonlarca kişi tarafından okunacak ve özellikle "68 Kuşağı" olarak bilinen kitlenin başucu kitaplarından sayılacaklardı. Peki neydi kitapları bu kadar eşsiz kılan? Bu sorunun cevabını hem herkes verebilir, hem de hiç kimse veremez diyebiliriz bir bakıma; en basit cevapsa şu "hayal gücü". Evet bu tartışılmaz bir gerçek, kitap inanılmaz bir hayal gücü ve edebi kabiliyetin ürünü.
Neler söylenmedi kitaplar hakkında, büyük savaşın aslında 2. Dünya savaşı olduğu, kötü güçlerin aslında Nazi Almanyasını temsil ettiği; J.R.R Tolkien'in de 1. Dünya Savaşına katılan bir asker olarak savaş psikolojisi içinde kitabın temel fikirlerini oluşturduğu; ya da kitapları sadece çocuklarının geceleri uyumadan önce dinledikleri masalları beğenmediği için yazdığı gibi. Bu fikirlerin içinden aslında en uçuk gibi gözükeni (ama benim inandığım Elf ırkının Finlileri temsil ettiğidir; şimdi nasıl yani, ne alaka dediğini duyar gibiyim bazılarının, ama Tolkien amcanın bir dil bilimcisi olarak Finceyi İngilizceden çok daha estetik olarak nitelediği bir gerçektir; ayrıca Finliler'in destanı "Kalavela" da üstadın çok ilgisini çekmekte ve bu ilgi kitaplara da yansımaktadır. Bir çok ortak yön bulabilirsiz kitaplarla "Kalavela" arasında..
Neyse efendim sadede gelelim, peki bu kadar çok fanı bulunan ve yanılmıyorsam halen dünyanın en çok satan kitabı konumunda olan (doğru değilse yorumlar kısmında belirtin arkadaşlar), efsane, fenomen olarak tanımlanabilen bir eserin sadece kitap olarak kalması mümkün müydü sizce? Ne yazık ki değildi, filmi eninde sonunda yapılacaktı, ki zamanın olanaklarına göre en iyi şekilde yapıldığı kanaatindeyim ben, iyi oldu kötü oldu orayı başka zaman tartışırız, ama biz bilgisayar manyakları sadece beyaz perdede istemiyorduk efsaneyi, bilgisayarlarımızın ekranlarında da olmalıydı o. Peki oldu da ne oldu?
Bir çok LoTR oyunu yapıldı ama ben filmle beraber çıkanlardan bahsedeceğim; Action-Adventure türünde olan bu oyunlar hanginizi memnun etti? Yapımcıların anlamadığı fantastik kurgunun öncüsü olan bir oyunu tutup Action-Adventure olarak oyuncu kitlesinin karşına çıkarmaktı, biz adamlardan RTS ya da RPG felan beklerken onlar kitabı alıp basit bir adam kesme oyunu yapmaya çalıştılar ama kaybeden kendileri oldu. Ama insan ırkının güzel özelliklerinden biri olan yanlışlardan ders çıkarmak bir kez daha yüzümüzü güldürmeyi başardı, artık efsanenin de bir RTS'i var LoTR: War Of The Ring, ama bakalım nasıl?
Oynayabildiğimiz şimdilik sadece oyunun demosu olduğu için ancak belirli bilgiler verebileceğim sizlere, yani oyun üstünde daha bir çok değişiklik olacağı yüksek bir ihtimal. Ben demoda bulunan iki görevi anlatayım: İlk görevimizde lanetli bir ormanda kahramanımız Legolas ve yancı olarak ona eşlik eden elf archer'lar ile Gollum'u takipteyiz. Başta da söylediğim gibi burası lanetli bir orman olduğundan sürekli olarak dev ve yavru örümceklerin (spider) saldırısına maruz kalmaktayız, ayrıca shade'ler de etrafta kol gezmekte haberiniz olsun; bir süre sonra spiderlar'ın elinden kurtardığımız rangerlar'ın da (ha bu arada rangerlar ön saflarda savaşıyorlar yay ve okları yok haberiniz olsun) bize katılmasıyla takibe devam ediyoruz.
Tugi
18-01-2006, 13:39
Medal of Honor: Allied Assault
Ne demeliyim, nasıl bir giriş yapsam bilemiyorum, doğaçlama olacak galiba . Multiplayer demosunu oynadıktan sonra, 179 MB'lık single player demoyu netten yükleyip yüklememek arasındaki kararsızlığımı en sonunda yendim. İyi ki de yenmişim, yaklaşık 2 hafta sonra piyasaya çıkacak Medal of Honor: Allied Assault'un (MoHAA) uzun zamandır beklediğimiz kalitede bir oyun olacağı kesin!
Şimdi bana, RtC Wolfenstein (RtCW) kötü mü de böyle konuşuyorsun diye soracaksınız. Wolfenstein'ın yeri çok ayrı ve büyük bir zevkle oturup oynadık, fakat oynarken sürekli olarak yeni birşeylerin eksikliğini de hissettik. Her ne kadar RtCW gerek grafik gerekse de içerik olarak her yanından kalite fışkıran 2nci dünya savaşı konulu güzel bir FPS olsa da, MoHAA'nın demosunu oynadıktan sonra RtCW'nin hemen ardından FPS'cileri daha fazla tatmin edecek bir oyunun kısa süre içinde çıkıyor oluşuna çok sevindim. Çünkü bence RtCW FPS oyun dünyasına yeni birşeyler getirmiyordu, tek bir adam yine önüne geleni öldürüp, yaratıklarla işini bitirince oyun da sona eriyordu. Siz de oyunu bitirdiğinizde "aaa, bu kadar mı? yeni birşey yok mu?" şeklinde bir soru sormadınız mı kendi kendinize
Gelelim demo incelememize, zaten kısacık birşey olacak, onu da inceleme yazısında yazılması gerekenlerle doldurmayalım. Biliyorsunuz oyunun multiplayer (MP) demo'sunu da oynamış ve bununla ilgili bir de haber+screenshot eklemiştik siteye. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan single player (SP) demo da tam bilgisayar sistemlerimizi upgrade ettiğimiz zamana rastladı (512 DDR SDRAM, Athlon XP 1600+ ve sitemizde incelemesi yayınlanan Epox anakart. Bunlara ek olarak eski 32 MB'lık GeForce 2 MX grafik kartı kullanılmaya devam ediyor). Bu konfigürasyonda öncelikle MP demoyu tüm detayları maksimum açık bir şekilde test ettim, ortalama 30 FPS çıktı. Neyse, inatla SP demoyu da yükledikten sonra (iyi ki yüklemişim) oyuna daldık.
Demomuz sadece bir görev içeriyor. Başlangıçta yanınızda bir asker daha var ve sizinle birlikte ilerliyor. Kısa bir süre sonra iki asker daha size katılıyor. Yanlız oyunun özelliği gereği bu askerlere komut veremiyorsunuz. Sizi takip ediyor, düşman gördüklerinde çatışmaya giriyor ve gerektiğinde (mesela siz bir tankı bazukayla yokederken) sizi korumaya alıyorlar. Genelde çatışmaya girmediklerinde yanınızdan ayrılmıyorlar. Açıkçası yapay zekayı baya beğendim denebilir. Detaylara başta girip kafa karıştırıyorum galiba, ama idare edin artık, yoksa bu yazı bitmez.
Yanınızda çarpışan bu adamlar da yaralanıp ölebiliyorlar (yaralarının ciddiyetine göre miğferleri düşüyor, topallayarak yavaş ilerliyorlar falan), bunu engellemek için gerçek savaş ortamında olduğunuzu unutmadan siper alarak ve temkinli ilerlemeniz şart.
Tek görevi içeren bu demoda amacınız roket atışı yapan 4 top benzeri silahı yoketmek. Görevin geçtiği harita ise MP demo için daha sonradan yayınlanmış olan 2nci haritanın hemen hemen aynısı. Önce bir kasabaya ulaşmanız, ardından da bu kasabanın sonundaki katedral gibi yeri geçip yolun sonundaki top mevzilerinde bulunan hedefleri yoketmeniz gerekiyor. Göründüğü kadar kolay olmadığına emin olabilirsiniz. Çünkü özellikle kasabada sizi bekleyen makinalıtüfek yuvaları, pusuya yatmış 300'e yakın düşman askeri ve ilerlerken yoketmeniz gereken bir panzer var.
Oyunun grafikleri hakkında söylenebilecek tek şey harika oldukları. MP demoda birçok efekti (patlama vb.) görme şansımız yoktu. Ancak işin içine birsürü düşman koyunca ve detayları sonuna kadar açınca Q3 motorunun güzel bir uygulamasına tanık oluyorsunuz. Özellikle görevin son bölümündeki topların sizi nişan alarak yaptıkları atışlar ve mermilerin yere çarpıp patlayınca ortalığa saçılan parçacıklar görmeye değier. RtCW'nin çıkarma sahnesinde de (sadece MP'da var) bombardıman efekti vardı, ama çok yapay bir efektti bu.
Oyunun yapay zekası çok iyi demiştim. Yanınızdaki askerlerde olduğu gibi düşmanların davranışları da çok mantıklı. Ancak bunun bir SP oyun olduğunu ve düşmanların hareketlerinin sizin bulunduğunuz noktaya göre scriptlerle aktive edildiğini unutmamak gerek. Ancak nasıl yapılıyor olursa olsun, sanki gerçek bir savaşta gerçek düşmanlara karşı savaştığınızı çok iyi hissettiriyor. Sizi gören bir düşman durup ateş etmek yerine saklanıyor, yatıyor, mermisi bittiğinde sipere girip şarjörünü dolduruyor ve daha neler neler.
Anlatmakla bitmeyecek ve zaten birkaç haftaya kadar oyunun kendisi de piyasaya çıkacak. İşin güzel yanı yayıncının Electronic Arts oluşu ve oyunlarını Aral İthalat tarfından getiriliyor oluşu. Bu satırları yazarken Aral İthalatı arayıp MoH AA'nın PC versiyonunun Türkiye'ye getirilip getirilmeyeceğini sordum, cevapları "yurtdışında çıkınca Türkiye'ye de getirilecek" şeklinde oldu. Hadi bakalım orjinal oyuncular ). Şimdiye kadar kaç oyuna başlar başlamaz "çok iyi yaw" şeklinde bir yorum yaptınız? İşte Medal of Honor: Allied Assault öyle bir oyun...
Tugi
18-01-2006, 13:39
Medal of Honor: Pacific Assault
Demo inceleme deyince akla önceden 10-20 mb'lik dosyalar gelirdi. Oyunların kapladığı alanı dikkate alırsak, bu değerler demo versiyon için gayet uygundu. Ama artık yeni çıkan demolar 100mb'den aşağı değillerdi. Ta ki bu devasa demoya kadar. Tamı tamına 530mb!
Demo 530 mb ve açıldığında 560mb civarı yer kaplıyor sabit diskte. Oyunda bir adet harita mevcut. Zaten oyunu çalıştırdığınızda menüler falan yok. Direkt oyuna giriyorsunuz. Yükleme sırasında size oyunla ilgili bilgiler arka planda veriliyor. Hatta yükleme o kadar uzun sürüyor ki en az iki defa loop ediyor bilgileri. Gerçi benim seçtiğim ayarlardan kaynaklanmış olabilir bu gecikme. Her neyse. EA özel açıklamada bulunmuş bu demo için; demo versiyonu, oyun henüz geliştirilme aşamasında olduğundan biraz fazla sistem kaynağına ihtiyaç duyuyor. Zira minimum konfigürasyonu sağlayamazsanız oyun size iki hata mesajıyla geri dönüyor. DX8-DX9 ekran kartınız yoksa, oynayamıyorsunuz. DX8-DX9 ekran kartınız var ancak sisteminiz diğer gerekli bileşenleri içermiyorsa, yetersiz sistem uyarısı ile devam edip etmeyeceğiniz sorusu geliyor. Neyse, kısacası oyunun tam sürümünde bu sistem gereksinimleri kısılacak ve oyun daha geniş bir sistem desteğine sahip olacak. Bu şekilde biraz eski sisteme sahip olan kişiler de rahatlıkla oynayabilecek.
Oyunda efektler mükemmel denilebilecek değerdeler. Gerek ses gerekse görüntü çok iyi. Eleman ile sıcak bir çarpışmaya girdiğinizde, Tommy'nin (yönettiğimiz karakterin adı Tommy Conlin) gözleri bulanıyor, sesleri boğuk duduyor ve görüntüleri de blur efektiyle birlikte izliyorsunuz. Arkadaş biraz heyecan yapıyor. E haliyle onca Japon'un arasına dalıyor. Yaralandığında da sıhhiye çavuşunu çağırıyor, çavuş da gelip Tommy'nin yaralarını sarıyor. Demoda bir takımın komutanı olarak hareket ediyoruz. Takım, siz ne derseniz emirlere uyuyor. Ok tuşlarıyla takıma emir verebiliyorsunuz: İleri, geri çekil, toplan, koruma ateşi. Düşmanı vurduğunuzda takımdan gelen "çok iyi atıştı Tommy!" gibi repliklerle gaza geliyoruz. Bu takım, savaş sırasında Japonların inşa ettiği havaalanının varlığından haberdar olup onlara karşı direnişe geçen ve Japonları bir süre oyalamaya çalışan 1. Deniz Piyade Bölüğüne ait. Bu bölük burada 6 ay boyunca direnmiş ve destek beklemiştir; gelmeyen desteği. Bu şekilde 6 ay boyunca çarpışmanın en şiddetli olduğu kısımda bulunmuşlar. Burası da Japonların Lunga Point, Denizcilerin Henderson Field dedikleri, Pasifik'in kontrolü için en can alıcı yer.
Orjinal hikayeden ufak bir alıntıdan sonra devam edelim... Demo versiyon, oyunun kendisi için çok vaatler veriyor. Zira 25+ bölümlük oyun, 8 farklı çok büyük çoklu oyuncu senaryoları içeriyor.
Demo için yazılacak fazla şey yok. 530 mb büyüklüğündeki dosyayı çekebilecekleriniz varsa hiç durmasın. Zira tadı damağınızda kalacak. Hele havaalanına girdiğinizde uçakları indirmeye çalışacaksınız ki, sormayın.
İyi oyunlar.
Tugi
18-01-2006, 13:39
MotoGP: Ultimate Racing Technology 3
Bazı oyunlar vardır, kendini yer yer tekrar etmesine rağmen ortalıkta rakibi olmadığı için inatla her yeni versiyonunda, tarzının en iyi oyunu seçilir. MotoGP: URT 3 de işte "o" oyunlardan biri. 2002 yılında başlayan motosiklet yarışı çılgınlığı 2005 yılında PC platformunda tam gaz devam ediyor. Neden PC platformu diye özellikle belirttim? Çünkü oyun bundan yaklaşık iki sene önce PlayStation 2'ye çıktı da ondan... Ama bizim için fark etmez, zira birbirinin klonu oyunlar arasında kaybolan bizler için MotoGP gibi oyunların PC'lere uğraması bile büyük bir sevinç kaynağı.
Oyunun önceki versiyonlarını oynamayanlar varsa kısaca oyunun içeriğini anlatayım; lisanslı motosikletlerle, ünlü pilotlarla, gerçek yarış pistleriyle ve gerçekçi ses, fizik ve grafiklerle harmanlanmış bir seri MotoGP serisi. Her yeni versiyonda ufak değişiklikler olur, ara yüzlere genelde dokunulmaz ama oyunlar yine kendini oynattırır zevkli oldukları için. Ama içimden bir ses bu oyunda değişen ciddi şeyler olacak diyor.
Yine mi aynı?!..
Oyuna başladığınızda emektar (!) ara yüz, yorgun bir yüz ifadesiyle size içten bir merhaba diyor (hı?). Ekstra yumuşatıcı kullanılarak yumuşatılmış olan bu cümle aslında sizleri daha baştan kızdırmamak içindi. Yani kısacası ara yüz aynı. Ama bu bizim için sorun değil, zaten ara yüzle kaç dakika haşır neşir oluyoruz ki, değil mi? Demoda doğrudan atladığım bölüm Single Player seçeneği oldu, burada Quick Race ve Time Trials açık, Career ve Tutorial kapalıydı. MotoGP 2'de Stunt Mode adındaki mod bu oyunda yok. Çok can alıcı bir mod olmadığı için yokluğunu hissetmeyeceğiz. Quick Race'e geldiğimde çok sevineceğim bir şeyle karşılaştım. Class diye bir seçenek vardı burada, önceki oyunlarda olmayan ve bence MotoGP serisinde yapılan en güzel yenilik bu.
Nasıl yani, MotoGP de mi Underground oldu?
Class seçeneğinde Grand Prix (standart pist yarışları) ve Extreme 600/1000/1200 bölümleri var. Herhangi bir Extreme'i seçtiğinizde kendinizi gece vakti, büyük binalar arasında geniş bir otobanda buluyorsunuz ve başlıyorsunuz diğer elemanlarla kapışmaya.
Extreme modun olayı, bizim üçüncü oyunda artık sıkılma yolunda emin adımlarla ilerlememize neden olan standart pist yarışlarından, kısmen bir NFS:U yarışı moduna sokması. Açıkçası geniş yollarda uzun uzun gaza basmak bir hayli eğlenceli olacak, ama demoda sadece bir pist açıktı (Grand Prix modunda da aynı şekilde). Gerçi o heyecanla ben bu pistte de doğru düzgün kullanamadım aracı. Normal yarışlarda alışmışım, gaza basıyorum, duruma göre saha dışına çıkabiliyorum ama durumu hemen toparlayabiliyorum. Fakat bu modda ve haritada gaza gelip çok gaza basarsanız tünel içine girdiğiniz zaman duvarla bütünleşik bir hal alabiliyorsunuz. Bir de bunu birkaç kere yaşayınca durum hiç de lezzetli olmuyor. Sonradan pisti ezberlediğiniz zamansa yarışta birinci olmamak için hiçbir nedeniniz olmuyor. Birincilik demişken zorluk seçenekleri yine aynı; Rookie, Pro, Champion ve Legend. Ben Legend olayını beceremesem de oyunu zor oynamak çok zevkli oluyor.
Bunun demosu böyleyse...
Demo çok doyurucu olmasa da, oyundaki yenilikleri yansıtması açısından oynayanı uzunca zaman kendine tutsak edebiliyor. Hatta kendinizi kaptırıp rahatlıkla birkaç saat sadece açık olan pistlerde yarışabiliyorsunuz. Bilhassa Extreme mod, yeni zaman düşmanımız olacak. Oyunun kendisi çıktığı zaman geçmişten bugüne kadar olan değişiklikleri anlatan bir yazıyla birlikte bu oyundaki yenilikleri dibine kadar anlatacak olsak da kısaca yeni oyundaki gözüme çarpan diğer yen