Uzun yıllar önce adventure türüyle tanışmamı sağlayan ve beni kendisine hayran bırakarak tam 17 yıldır başka hiç bir türe yar etmeyen, Dijital Jesters ve Frogwares'in birlikte kotardıkları, İngiltere çıkış tarihi 27 Ağustos olarak belirlenen Sherlock Holmes, yeni macerası The Silver Earring (Gümüş Küpe) ile çok yakında karşımızda olacak. Yaklaşık 5 saatlik bir indirme süresinin ardından kavuştuğum 334 mb'lık demo, daha ilk karede beklediğime fazlasıyla değecek bir oyunun kanıtı.
Oyunla ilgili olarak ilk başta dikkatimi çeken grafiklerin keskinliği ve renklerin canlılığı oldu. Biraz tuhaf ve anlaşılmaz bir ifade gibi dursa da, demek istediğim daha önce başka hiç bir oyunda görmediğim canlılık ve parlaklıktaki renkler, özellikle yüz hatları ve ellerdeki deri dokusunun inanılmaz gerçekçi oluşu hakikaten afallatıyor insanı ilk başta. Çünkü adventure oyunlarında bu tarz bir gerçekçiliği bulmak çoğu zaman mümkün olmuyor. İntrodan sonra karşımıza çıkan ayarlar ekranı ilk bakışta biraz karışık gibi dursa da, doğru noktaları bulduktan sonra gayet kolay olduğunu görüyoruz. Hemen her oyunda alıştığımız çözünürlük, alt yazı, ses, efekt, grafik ayarlarına ek olarak alt yazı okuma hızı, refresh hızı, renk derinliği ve gölgelendirme kalitesi gibi detayları da ayarlayabiliyoruz.
The Silver Earring demosu oldukça kapsamlı ve görebildiğim kadarıyla herhangi bir kısıtlanmaya gidilmemiş bir demo. Daha detaylı bilgilendirmeyi oyun çıktıktan sonraki incelemeye saklamak istemekle birlikte, her bakımdan kelimenin tam manasıyla klasik bir adventure ve klasik bir Sherlock Holmes oyunu olduğunu söylemem lazım. Tabii ki bize eşlik eden, sağ kolumuz Doktor Watson'ı da unutmamak gerek. Oyunda kimi bölümleri Dr.Watson, kimi bölümleri ise Sherlock Holmes olarak oynuyoruz ve her bölümün sonunda oynadığımız bölümle ilgili ufak bir testten geçiyoruz.
Daha önceki Sherlock Holmes oyunlarını oynamış olanların aşina olacağı üzere, bu seferde bir takım kimyasal analizler yapmak hayati görevlerimiz arasında. Ancak The Silver Earring'te meşhur analiz masamızın kullanımı sanki biraz daha basitleştirilmiş gibi. Belki bu demoya özgü bir özelliktir ama Holmes küçük ipuçlarıyla hangi malzemeleri neyle kullanacağımızı fazla düşünmemize gerek kalmadan söylüyor. Buna karşılık biraz önce bahsettiğim test kısmı gerek nasıl yapılacağını anlamak, gerekse başarılı olmak bakımından epey zorlayıcı. Buna ek olarak etrafı araştırırken pek çok detayın en dikkatli oyuncuların bile gözünden kolayca kaçacağını söylemeliyim. Seslendirme ve ses efektleri bakımından tam da beklediğim gibi çok başarılı olan oyunda, özellikle ingilizce bilen arkadaşların seslendirmedeki profesyonellik sayesinde daha çok zevk alacaklarını tahmin ediyorum.
The Silver Earring'te Holmes ve Dr. Watson'a eşlik eden başka tanıdık simalar da var. Diğer maceralardan hatırlayacağınız Müfettiş Lestrade, Mycroft Holmes, Wiggins ve tabii ki Mrs. Hudson. Oyunun resmi sitesinde açıklandığı üzere, 25-30 saatlik bir sorgulama, 5 bölüm ve 40'ın üzerinde mekan, 20 ara video ve Paganini ve Mendelssohn'un orijinal müziklerini bu oyunda bulmak mümkün. Tam sürümün piyasaya sürülüşüyle birlikte yeniden teyit edilecek olmakla birlikte minimum sistem gereksinimleri ise Pentium III 500Mhz işlemci , 128 MB RAM, 16mb ekran kartı, DirectX 9.0 destekleyen (tercihen NVIDIA Geforce veya ATI Radeon), ses kartı , DirectX 9.0 uyumlu, Windows 98/2000/ME/XP işletim sistemi, 1.2GB boş alan olarak belirtiliyor.
Çoğu fasa fiso oyunlarla geçirmek zorunda kaldığımız yaz aylarından sonra, çok yakında piyasadaki yerini alacak Sherlock Holmes'u mutlaka oynamanızı şimdiden öneriyorum. Hatta Adsl kullanan arkadaşlara demosunu indirmelerini de tavsiye ediyorum. Tabii siz de benim gibi tam bir adventure fanatiği iseniz.
Tugi
18-01-2006, 13:33
Aliens vs. Predator 2
Oyunun demo sürümünün internette yayınlanmasıyla ilgili iki haber yayınlamıştık. İlkinde demonun ABD'de yayınlanan bilgisayar dergilerinin Eylül sayılarında (bunlar piyasaya Ağustos'un 3. haftası gibi çıkıyor) verileceği ve Ağustos sonunda da internette yayınlanacağı şeklindeydi. Ancak daha sonraki haberde (dün yayınladığımız) bu demonun internete sızdığı ve dağıtılmaya başlandığı şeklinde bir duyuru yapmıştık. Bu demoyu indirdim ve kurup denemeye başladım.
Aynen duyurulduğu gibi demo oyundaki üç karakterden biri olan "Marine" için kısa bir görevden oluşuyor. Fakat hazırlandığı Lithtech 2.5 motorunun özelliklerini ve oyunun atmosferini göstermesi açısından oldukça yeterli buldum. Atmosfer mi dedim? Evet, ilk Aliens vs Predator'da (AvP) yaşadığımız stresi aynen yaşattığı gerçek!
Demoda kısa bir görevimiz var: Komuta merkezi gibi bir yere gidip devreye sokmamız isteniyor. Oyunun geçtiği harita da o kadar büyük ve karışık bir yer değil ama, karanlık ortam ve sürekli bipleyen hareket sensörümüz sayesinde yaşadığımız stres sanki görev çok uzun sürecekmiş gibi bir izlenim yaratıyor insanda.
Oyunun (demonun ) arayüzü tam sürüm oyunda bulunan seçeneklerin epey kırpılmış hali. Full oyunda göreceğimiz diğer iki tür olan Alien ve Predator seçenekleri ve bu seçeneklerle ilgili diğer ayar vb. kısımları burada yok (gayet normal yani). Kontrol ayarları ilk AvP'de olduğu gibi dört ana gruptan oluşuyor: Ortak kontrollar ve üç tür için kendilerine özgü kontrollar. Bunun yanında grafik ve ses gibi ayarlar da yine ana menüden yapılıyor.
Oyunda birçok silah seçeneği olacağını tahmin edersiniz. Bunlardan sadece Marine ve Predator'ın silah kullandığını, Alien'in ise zaten kendisinin bir "silah" olduğunu sanırım hatırlatmama gerek yok. Neyse, demoda kontrol ettiğimiz "Marine"e üç silah verilmiş: Bıçak, tabanca ve otomatik tüfek. Otomatik tüfek merminin yanında bir de el bombası türü bir bomba atıyor. Ayrıca marine diğer tüm FPS'lerden bildiğimiz türde zırh giyiyor ve sağlık durumu da aynı. Gerek cephane ve silah, gerekse zırh ve sağlık gibi nesneleri yine herzaman olduğu gibi ortalıkta buluyoruz. Yani bu tip oynanışla ilgili konularda yabancılık çekmeyeceğiz. Ancak farklı olan bir-iki ufak nokta var...
Elektronik kontrollu kapılara gelip dokunduğumuz veya önünde durduğumuzda kapı otomatik olarak açılmıyor, bunun yerine nişangahımızı kapının yanındaki kontrol paneline döndürüp [] şeklinde bir kutucuğun belirmesini sağlayıp "use" (kullanma) tuşuna basmamız gerekiyor (elbette her kapı açılmıyor ). Diğer bir yenilik ise (Marine için konuşuyorum) yanımızda taşıdığımız "Hacking" aleti. Bunun sayesinde onarılması veya güvenliğinin aşılması gereken bazı elektronik devrelere müdahale edebiliyoruz. Zaten bu kısa görevde sizden gitmeniz istenen yere ulaştığınızda bunu kullanmanız gerekecek.
Bildiğiniz gibi "Alien" için toplam 4 film çevrildi ve hepsinde de Sigourney Weaver (Ripley) başrolde idi: Alien, Aliens (Alien 2), Alien 3 ve Alien Resurrection. Hiç unutmam ilk Alien filmini ancak 4-5 defa seyrettikten sonra bitirebilmiştim. "Yuh be!" demeyin, o zamanlar insanı gerçekten etkileyecek çok fazla film yoktu (bu arada aynı dönemde çevrilen ve başrolünde Kurt Russel'ın oynadığı "The Thing"i de unutmamak gerek, ki bunun da oyunu yapılıyor). Zaten korku filmlerinin de artık tadı tuzu kalmadı, sonunda ne olacağını daha filmin başında anlıyorsunuz Not: Vizyona yeni bir korku filmi girdi: Uykusuz (Sleepless - Non ho sonno). Bu filmin yönetmeni bir zamanların efsanevi filmlerinden Suspiria'nın yönetmeni. Korku filmlerinden hoşlanıyorsanız kaçırmayın derim.
Konuyu iyice dağıttık, hatta darmadağın ettik. Film konusuna neden girdim. Aliens vs Predator (bilmeyenler için anlatıyorum) aslında Fox'un birbiriyle sadece bilim kurgu yönüyle benzerlik gösteren iki farklı filminin birleşmesinden ortaya çıkmış orjinal bir fikir. Predator filmlerinde ise (2 tane); ilkinde Arnold Schwarzenegger, ikincisinde Danny Glover'ın oynadığı ve her ikisinin de uzaydan gelmiş ve dünyada safariye çıkmış (hayvan değil insan avlıyorlar!) uzaylılara karşı mücadele etmeleri konu alınıyordu.
İlk AvP, içine insan ırkını da sokup (Marine) üçünü birden bir oyunda karşı karşıya getirmeyi hedeflemiş ve her ne kadar oyunda bol miktarda teknik aksaklıklar olsa da amacına ulaşmıştı (zaten tutulmasa ikincisi yapılmazdı değil mi?). Üç tür için de ayrı ayrı senaryolar vardı fakat bu senaryolar oyun içinde birbirleriyle minimum ölçüde kesişiyordu. Bu kez de aynı AvP'deki gibi AvP 2'de de ayrı senaryolar yer alacak fakat, konuları daha fazla birbiriyle ilişkili olacak. Neyse efendim, oyun bu sonbahar aylarında piyasada olacak, ve bu kez bilgisayar dünyasındaki gelişmeler sayesinde sorunsuz bir teknolojiyle daha keyifli oynayabileceğiz. İddialara göre AvP 2 "yılın aksiyon oyunlarından" biri olacakmış, bekleyip göreceğiz...
Tugi
18-01-2006, 13:33
Armies of Exigo
Merhaba,
Yine gecikmiş bir demo inceleme Yoğunluktan dolayı, ancak fırsatım olduğunda yazabiliyorum bunları. Affınıza sığınarak demo incelemeye yaraşır bir yazı hazırlamaya çalıştım; başlayalım.
Bu seferki konuğumuz yine EA'dan geliyor: Armies of Exigo. Tek kişilik bir görevden oluşan demo versiyonda oyun hakkında pek detaylı bilgi edinemesek de (zira strateji oyunlarında tek görevli bir demoda kısıtlı imkanlarınız olabilir. Bu şekilde oyunun diğer özelliklerinden faydalanamayabilirsiniz), yine de bize oyunun ne denli güzel olacağı konusunda izlenimler alabiliyoruz. Grafikler ve özellikle ses çok kaliteli. Müzikler mükemmel. Oyun aslında tam bir Warcraft 3 havasında geçeceğe benziyor. Zira birimler, ırklar, hareket tarzları, harvest edilecek kaynaklar, yapılar çok yakın özelliklere sahipler.
Burada da her ırkın "Hero"ları mevcut. Irklar demişken, "Empire" (şövalyeler, büyücüler, elfler), "Beast" (devler, troller, kertenkeleler) ve "Fallen" (dark elf, fallen knight ve yeraltından gelen yaratıklar) olarak üç ırk mevcut. Her ırkın kendine özgü birimleri var. Artı olarak askeri birimleriniz hasar verdikleri/öldürdükleri düşman kadar exp puanı alarak seviye atlıyorlar. Bu da onların daha iyi darbe vurabilmelerini, daha isabetli atışlar yapabilmelerini ve daha etkili olmalarını sağlıyor. Yine ünitelerin zırh ve silahlarını güçlendirmek için demirci atelyesinde çalışmalar yapmak mümkün. Oyundaki harvest sistemi WC3 ile benzeşiyor demiştim; harvest için köylüler mevcut Empire ırkında. Diğer ırklarda da bizim köylülere eşdeğer birimler. Oyunda farklı olan bir nokta da, barakadan gerekli bir upgrade'i yaptıktan sonra, aynı anda bir yerine iki ünite üretebiliyor olmak. Bunu çok sevdim!
Oyunda aynı anda birden fazla haritada savaş yapabiliyorsunuz. Bu sistem çift katmanlı harita düzeneği ile çalışıyor. Aslında yine tek hairta denilebilir; ama çift katmanlı olduğundan yeraltında da savaşa girebiliyorsunuz. Yeraltının getirdikleri daha farklı tabi. Biz de yönettiğimiz ırkla, yeraltına tünel kazabiliyoruz. Oyunda birimlere karşı büyülerin yanında, toplu büyüler ve daha da önemlisi yeryüzü şekillerini değiştirebiliecek büyüler de var. Deprem büyüsü yaptığınızda, aletsel büyüklüğüne göre yeryüzü şekillerine hasar verebiliyoruz. Aynı şekilde magma tabakasına varan çatlaklar oluşturup, dünyanın sıcak, yakıcı özünü yeryüzüne çıkartabiliyoruz.
Oyun geldiğinde her ırk için birer campaign modu ve bilgisayara karşı "multi" oynayabileceğimiz skirmish modunu barındıracak. Çoklu oyuncu desteği ise 4 modda, "Melee", "King of the Hill", "Mission" ve "Free for all" şeklinde 40'tan fazla harita üzerinde olacak diye açıklamış EA.
Demodan oyunun çok güzel olacağı izlenimleri geliyor. Oyun çıkınca göreceğiz. Bakalım WC3 kadar bağlayabilecek mi bizi. 106 Mb büyüklüğündeki dosyayı çekebileceğiniz adresleri burada bulabilirsiniz.
İyi oyunlar!
Tugi
18-01-2006, 13:34
Bet On Soldier
Bet On Soldier'ın haberini aldığımda ve konusunu öğrendiğimde hayli ilginç bir oyun olacağını düşünmüştüm. Düşünün, bir TV şovu ve bu şov için birbirini öldüren adamlar. Bu konu bana yıllar önce Arnold Schwarzenegger'ın başrolünde oynadığı Running Man'i hatırlattı. O filmde de her şey şov amaçlıydı ve kan gövdeyi götürüyordu. Neyse BOS'un demosunu oynadığımda haklı olduğumu gördüm.
BOS'u diğer FPS'lerden ayıran bazı değişiklikler var. Gerek konu, gerek oynanış, gerekse de oyunun yapay zekası. FPS oyunlarında yapılan değişiklikler büyük bir risk teşkil eder. Yapılan en küçük bir hatada oyunun hayal kırıklığı yaratması kaçınılmaz olabilir. John Romero'nun DAIKATANA'da bize ettikleri gibi. Ama Kylotonn işi sıkı tutmuş anlaşılan, çünkü karşımızda klasik olabilecek bir oyun var.
İlk olarak oyundaki değişikliklere değinelim. BOS'ta her savaştan önce üzerinize giyebileceğiniz zırhı taşıyabileceğiniz silahları, yanınıza alabileceğiniz adamları ve bahsi seçiyorsunuz. Bahis olayı önemli çünkü her şey paraya dayalı. Giyeceğiniz zırh ne kadar iyiyse veya alacağınız silah ne denli güçlüyse değeri de o denli yüksek oluyor. Paranızın yettiği ölçüde donanımı alıyor ve savaşa başlıyorsunuz.
Savaşacağınız alanlar dünya haritası üzerinde gösteriliyor. Ama savaşacağınız yer ülke olarak değil de, daha çok bir arena havasına büründürülmüş. Belli bir bölgede yapmanız gereken görev veriliyor ve savaş başlıyor. Demo'da oynadığım bir bölümde (zaten sadece iki görev oynayabiliyorsunuz) düşman turret'ini havaya uçurmaya çalışıyorsunuz. Düşman hattına girdiğinizde alarm çalmaya başlıyor ve birçok asker saldırıya geçiyor. Savaş alanı anında panayır yerine dönüyor. Herkes birbirine ateş açıyor ve etraf bir anda kan kokmaya başlıyor. Düşmanlarınızı vururken çığlık çığlığa bağırıyorlar ve siz bunları duyunca ya adamlara acıyorsunuz ya da gözünüz daha bir kan bürür hale geliyor. Ayrıca düşmanları vururken üzerlerindeki zırhların parça, parça yerlere dökülmesi müthiş. Vuruş hissinin de kusursuz bir biçimde aktarıldığını da belirtmeliyim.
Oyundaki en büyük farklılıktan bahsetmem gerekirse, bölüm aralarında veya sonlarında karşılaştığınız boss'lar. Bahisler bu adamlar için oynanıyor. Savaş alanındaki işiniz bittikten sonra bu elemanlarla karşılaşıyorsunuz. Bu kapışmalar teke tek gerçekleşiyor. Size verilen süre içerisinde karşılaştığınız elemanı yok etmeniz gerekiyor. Galip geldiğinizde kasanıza bir miktar para aktarılıyor. Tabi daha çok para daha iyi ekipman anlamına geliyor. Teke tek karşılaşmaları kaybetmeniz bölümü kaybetmeniz anlamına gelmiyor, yolunuza kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz.
Zırh ve silahların yanı sıra yanınıza adam alabileceğinizden bahsetmiştim. Bu adamlar özelliklerine göre sınıflandırılmış.
<LI>Trooper: Stardart asker
<LI>Sniper: Bildiğiniz keskin nişancı
<LI>Protector: Ellerinde balistik mermi kalkanı taşıyan elemanlar
<LI>Engineer: Mühendisler, zarar gören zırh ve araçları tamir ediyorlar
Ekibinizi kendi isteğinize göre şekillendirmeniz mümkün. Unutmayın, BOS strateji kurmanızı gerektiren bir oyun.
Savaş alanlarında karşılaşacağınız terminallerden zırhınızı tamir edebilir ve silahlarınızı doldurabilirsiniz. Ancak, diğer FPS'lerde olduğu gibi düşmanlarınızdan düşen silah ve mermileri toplama olayı bu oyunda yok. O bakımdan bölüme başlamadan önce yapacağınız silah seçimi de büyük önem taşıyor. Yanınıza el bombası almayı da unutmayın. Bazı el bombalarının sersemletici özellikleri var, bunları iyi kullanın. Ayrıca turuncu renkli terminallerde oyun sırasında save olanağı sunuyor. Ama dediğim gibi bu oyunda her şey para. Save etmeniz bile size 400$'a patlıyor.
BOS teknik detay konusunda da kusursuza yakın. Grafikler müthiş, sesler harika. Öyle ki, adamınız koşarken üzerindeki ekipmanların sallanma sesini bile duyabiliyorsunuz. Ama bu müthiş grafikleri görebilmeniz için çok güçlü bir sisteme ihtiyacınız var. Güçlü bir işlemcinin yanı sıra çok iyi bir ekran kartı ve ram açısından doymuş bir sisteme ihtiyacınız var.
Yapay zeka ise gördüklerinizin en iyileri arasında. Atılan bir el bombasından kaçabiliyor veya bombayı havada bile vurabiliyorlar. Yüksek zorluk seviyelerinde çok zorlanacağınızı şimdiden söyleyebilirim.
Bet On Soldier, çıktığında büyük bir ihtimal bir numaraya oturacak. Ama FEAR'ı da unutmayalım. Bu iki oyun durgun geçen yaz ayları sonrası bomba etkisi yaratacak. Eylül sonunda BOS raflardaki yerini alacak. Hep iyi oyunlarla görüşmek dileğiyle...
Tugi
18-01-2006, 13:34
Brothers in Arms: Earned in Blood
Dünya savaşının duygusal yanını yaşamaya devam ediyoruz.
Bu sefer daha fazla aksiyonla.
Oyun dünyasında yıllardan beri sayısız 2. Dünya Savaşı oyunuyla karşılaşılmış olmasına rağmen bu oyunlardan yalnızca birkaç tanesi kaliteli yapımlar oalarak karşımıza çıkmıştı. Her yapımcı firmanın bu tür oyunların satış rakamlarının yüksekliği karşısında, bu pazardan kendilerine de pay çıkartma isteği onları 2. Dünya Savaşı oyunu yapmaya itmiş, fakat böyle bir niyetle bu işe atılanlar başarılı yapımlar ortaya koyamamıştır.
Kaliteli yapımlar arasında ise tüm oyunlarda kan gövdeyi götürüken, Amerikalılar melek Almanlar şeytan olarak bizlere gösterilirken bu oyunlarda eksik olan bir şey vardı. Ya da olması farklı bir yaklaşımı, farklı bir tarzı ortaya çıkartabilecek birşey. O da insan duyguları. Evet, tüm oyunlar arasında savaşan askerlerin, çatışma sırasında, öncesinde veya sonrasında neler yaşadıgını, duygularını yansıtabilmek gerçekten çok büyük bir artı olacaktı bu tür yapımlarda. İlk olarak bunu "Brothers in Arms: Road to Hill 30" adlı serinin ilk oyununda gördük ve bu bizi gerçekten çok etkiledi diyebilirim. İlk kez bir 2. Dünya Savaşı oyununda duygulanmamıza sebep olmuştu bu oyun. Şimdi ise bu duyguları Brothers in Arms'ın devam oyunu olan "Earned in Blood" ile yaşamaya devam edeceğiz.
Oyunda "Joe Hartsock" adlı yeni terfi etmiş bir çavuşu kontrol edeceğiz. Joe (Red) Hardsock ilk oyunumuzda kontrol ettiğimiz Matt Baker'ın sorumlu oldugu birliğin bir askeriydi. Demoya Joe Hartsock'un komutanı Marshall'e Normandy'de başlarından geçenleri anlatmasıyla başlıyoruz. Burada çok farklı bir görüş açısı yansıtılmış. İlk oyundaki Matt Baker'ın uçaktan düşme sahnesini bu sefer de Joe Hartsock'un gözünden görüyoruz. Oyun yine başlangıcıyla birlikte bir kaç günlük bir dönemi konu alıyor. Yaptıgımız çatışmalar sırasında ölecek olursanız, oyuna gelen ekranda doğum ve ölüm tarihiniz çıkıyor. Bu da hoş bir ayrıntı olmuş diyebilirim. Demoda öncelikle oyun kontrollerini öğreniyoruz. İlk görev olarak ise gizlenmiş Alman birliklerini bulup temizlemek verilmiş. Oyundaki bazı mekanlar bize tanıdık gelecektir. İlk oyunu oynamış olanlar daha önce buralarda Matt Baker ile bulunmuş olduğumuzu hatırlayacaktır. Hatta o kadar ki, bazı yerlerde Matt Baker ile karşılaşıcaz.
Gelelim oyunun yeni yüzüne ve yapısına. Grafiksel olarak ufak tefek gelişmeler yaşandığı gibi, oyunun yapay zekasında da gözle görülür bir iyileşme var. İnsanların hareketleri ve tepkileri daha gerçekçi bir görüntü ortaya koyuyor. Düşman askerlerinin neredeyse hiç bir zaman aptalca ortalıkta gezindiğini göremeyeceksiniz. Kafasını siperden çıkartan bir asker ateş sesini duyunca hemen geri eğiliyor. Sizin organize bir şekilde savaşabileceğiniz gibi, bunu düşmanlarınız da yapabiliyor artık. Sesler yine çok başarılı ve oyunun harika atmosferine olumlu etkide bulunuyor. Savaş alanları daha da genişletilmiş ve daha fazla mücadele etmemiz gerekecek. Bu da uzun süreli çatışmalar manasına geliyor. Oyunda eskiden olduğu gibi düşmanı işaretleyen bir hedef ile değil, silahın namlusundan hedef alarak vurmaya çalışıyoruz. (Göz, Gez, Arpacık ). Bu savaşmayı zorlaştırdığı gibi, gerçekçiliği de arttıran bir etken. Bu sizin çoğu zaman düşmanları öldürmekte zorluk çekeceğiniz anlamına geliyor. Bu noktada ekibinizi ne derece iyi yönlendirdiğiniz çok önemli. Çünkü onların size yardımı geçekten çok büyük olacaktır.
Oyunda yine askerlerimizi yönlendirmek için bir çok seçeneğimiz var. Eskiden oldugu gibi onları istediğimiz yere yönlendirebiliyor ve istediğimiz tarafa ateş ettirebiliyoruz. Bununla birlikte düşmanın üstüne koşturup bir bakıma ölüme bile gönderebiliyoruz. Kısacası askerlerimizle olan etkileşimimiz oldukça iyi. Onlarla her an konuşabildiğimiz gibi, kurşun da isteyebiliyoruz. Çevreyle etkileşim de oldukça iyi olmuş. Kurşunlardan cisimler zarar görebiliyor, etraftaki bina, duvar ve ağaçlar tank ateşleriye yıkılabiliyorlar.
Oyunda Story modu ile, hikayesel olarak, bölüm bölüm oynayabileceğimiz gibi, skirmish modu ile ister ağ üzerinden, ister internetten, istersek de bilgisayara karşı savaşabiliyoruz. Skirmish modundaki Solo Play seçeneğinde ağ üzerinden oynanabilen bölüm ve görevleri bilgisayara karşı oynayabilme imkanına sahibiz. Story modunda ilerleyip bölüm geçtikçe oyun menüsündeki Extras seçeneğinde o bölümle ilgili çizimler ve gerçek resimler açılıyor.
Son olarak, bu demonun gerçekten kaliteli bir oyunun habercesi oldugunu söyleyebilirim. Grafiksel olarak çok büyük gelişmeler yapılmış olmasa da, sesler, atmosfer ve savaşın duygusal yönünü yansıtması yönünden insanları kendine çekmeyi başaracaktır. Ayrıca ilk oyunu monoton bulanlar düşünülmüş olacak ki oyuna daha çok aksiyon daha çok ses, daha fazla heyecan katmışlar. Bu dakikadan sonra bize oyunun çıkış tarihini beklemek düşüyor. Öyle görülüyor ki yine çok tutacak ve çok sevilecek. Hepinize bol oyunlu günler diliyorum.
Tugi
18-01-2006, 13:34
Call of Duty
Call of Duty, uzun bir bekleyişin ardından demo sürümüyle sonunda elime geçmiş bulunmakta. Ben de görür görmez indirmiş bulunmaktayım ki, kısacık bir bölümü içermesine rağmen defalarca oynadım. Medal of Honor, Battlefield 1942 gibi oyunları sevdiyseniz ve bunların birer klasik olduğunu düşünüyorsanız, Call of Duty için neler düşüneceğinizi merak ediyorum doğrusu. Çünkü her iki klasiği de birleştirip, üzerine kendi yeniliklerini de eklemiş, her yönden daha kaliteli bir yapım olarak karışımıza çıkmış Call of Duty. Çıkmış derken, aslında çıkacak. Şu anda sadece kendini şöyle bir gösterip geri dönecek
Demo sürümü oldukça "lite" olmuş. Video görüntü veya bir intro göremedim. Sadece bizim eleman, not defterine birkaç şey çiziktirmiş. Biz not defterindekleri okuyalım, oyunda kendini yükleyedursun. Adamın yazdığına göre, paraşütle inenlerin hiçbiri inmesi gereken yerlere inememişler. Hatta adamımız kendi birliğinden kimseye rastlamış değil. Sağdan soldan birilerini bulmuş ama herkes birer yabancı. Bu karışıklığın içinden çıkılması gerekiyor. Bir köy basılacak ve havaya dehşet salan AA silahları yok edilecek. Tabi bu konuda başrolde biz varız.
Oyun köyün ortasında başlıyor ve bir karışıklıkdır sürüp gidiyor. Heryerde bombalar patlıyor, yıkık binaların pencelelerinden düşman ateş ediyor. Siz de saklana saklana ilerleyerek bunları safdışı bırakmaya çalışıyorsunuz. Adamlarınız genelde bir noktaya geldiğiniz zaman sizi takip ederek hemen yerlerini alıyorlar. Bazıları duvar dibine geçiyor, bazıları ağaçlara saklanıyor ve düşmana ateş ediyor. Adamlarınız genelde düşmana zarar verseler bile, siz birşey yapmazsanız düşman bitmiyor. Kilit düşman askerlerini de ancak siz öldürebiliyorsunuz. Yeterli adamı öldürürseniz de topluca hareket edip bir sonraki sıcak noktaya gidiyorsunuz. Böyle ilerleyerek değişik binalar, yıkık kiliseler ve açık alanlarda birçok çarpışmaya giriyorsunuz.
Kontroller MOH ile hemen hemen aynı. Hiç zor değil. Eğilme ve zıplama gibi işler için değişik düğmeler kullanılsa bile, bunları kendinize göre ayarlamak da size kalmış. Normal kontroller oldukça iyi kullanılabilir olduğundan değiştirmenizi önermiyorum. Arayüz de çok iyi. Asla kaybolmamanız için herşey düşünülmüş. Radarınız var ve bir sonraki görevin nerede olduğu gösteriliyor. Silahlar yukarıda ve seçimler bir hayli hızlı gerçekleştirilebiliyor. Yoğun saldırı altında ani kararlar vererek hızlı hareket edebiliyorsunuz.
Oyunu oynarken ilk önce en kolayda oynadım ve bunun çok ama çok kolay olduğuna karar verdim. Her zorluk derecesini denedim ve normal zorluktan sonra oyunun gerçek zevki verdiğini gördüm. En zor seçenek ise, ince ayrıntılardan ve duvarı minik görerek geçen mermilerden meydana geldiğinden hafif sinir bozucu oluyor ama normal zorluk seviyesi en eğlenceli olanı. En zor seviyede kafanızı köşeden çıkardığınız an vuruluyorsunuz ve sağlık çantası bulmak da çok zor oluyor.
Tugi
18-01-2006, 13:34
2. Dünya Savaşı konulu oyunlardan bir kısım oyuncular artık bıkmış olsalar da eğer oyun kaliteli ise gördüğümüz kadarıyla herkes hemen saldırıyor oyuna. Daha çıkmamış, oynanmamış ve hakkında pek yorum olmayan bir oyuna neden hemen hücum edilir? Eğer ilki çok iyi bir oyunsa...
Medal of Honor, Call of Duty derken genç oyuncular 2. Dünya Savaşı'nı neredeyse bilgisayar oyunlarından öğreniyor desek yanlış olmaz herhalde (yüzeysel biçimde de olsa). Her iki oyun da çok kaliteliydi ve devamları da yapıldı. Şimdi sıra Call of Duty 2'de. FPS severlerin merakla beklediği oyunun demosuyla ilgili yorumlarımı ve notlarımı paylaşmaya başlıyorum.
Demo 670 MB. Gözünüzde büyütmeyin diyemeyeceğim, evet büyütün 256K ADSL ile 6-7 saat civarında iniyor. Çoğu kişi nasıl olsa tam sürümü yakında çıkacak diye indirmemeyi de tercih edebilir. Demoda bir bölüm var. Tam sürümde ise 27 bölüm olacak. Demoda İngilizleri oynuyoruz ve saldırdığımız taraf ise tahmin edin kim ? Tabii ki Almanya.
Mısır - El Daba'da üstlenmiş olan Almanlara hem karadan hem de denizden saldırıp kuşatma altına aldığımız bölümde, olayı oyuncuya yaşatan kısım karadan saldırı. Denizden saldırı için yardımda bulunuyorsunuz. Denizden yapılacak olan bombardıman için Almanlar'ın sahile kurduğu savunmayı çökertmeniz lazım.
Oyuna böyle başlıyoruz
Burası da saldırıyı yaptığımız yer, El Daba. Şehir havadan saldırı altında
670 MB boyutunda olan demoyu indirince uzun bir bölüm oynayacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz çünkü ben bölümü normal zorlukta 10 dakikada bitirdim. 10 dakika sürdü ama inanılmaz zevkliydi.
Öncelikle atmosfer tek kelimeyle "mükemmel". Şehire yaklaştıkça gelen patlama sesleri, uçakların bombardımanlarını seyretmemiz, Almanlar'ın savunma çabaları, düşen uçaklar, patlayan binalar ve tanklar (hatta önünüzdeki tankın da size elveda demesi) siz şehre girene kadar içerinin nasıl bir cehennem olduğunu size güzelce anlatıyor.
İçeriye girmeye hazır mısınız?
El Daba'ya girdiğimizde beklenildiği gibi üstümüze adeta kurşun yağıyor, tabii benim gibi önce en zorda bir deneyelim bakalım deyip oyuna başlarsanız sonuç pek parlak olmuyor Çatışmalar ve diğer anlarda askerlerin arasındaki konuşmalar, düşmana bağırmaları, yaralandıklarındaduyduğunuz çığlıklar size gerçek bir savaşın içinde olduğunuzu çok iyi hissettiriyor.
Tam burada benim gibi beklerseniz...
...sonunuz iyi olmaz :P
Hazır konu askerlerin arasındaki konuşmalardan açılmışken, gelelim seslere. Sadece konuşmalara değil, çevre ve çatışma seslerine de çok özen gösterildiği oyunun her halinden belli oluyor. Bombalar patladığında ses sisteminizin masayı sallamasını bekleyebilirsiniz. Silahların ateşlendiği anda sesi biraz kısmak zorunda kaldım çünkü o kadar gürültü arasında kalıyorsunuz ki buna dayanmak çok zor (gerçek savaş atmosferini iyi yansıtıyor demiştim değil mi?)
Tugi
18-01-2006, 13:34
Championship Manager 01/02
Yine bir Championship Manager versiyonu ile karşınızdayım tanıtımını yaptığım tüm oyunlar CM'den ibaret Neyse, bu seferki oyunumuz hepimizin de bildiği üzere heyecanla beklediğimiz 2001-2002 sezonunu içeren -ve devamını elbet- versiyonun yarım sezonluk demo hali. Her ne kadar beni üzse de bu demo olayı, oyunu çok sevdiğimden sesimi çıkartmıyorum; nitekim oyundaki save'lerimizi saklayarak full versiyonda devam edebilme şansımız da mevcut.
Çok uzun uzadıya yazmayacağım bu demoyu, çünkü 1 ay sonraki tam versiyona saklamak istiyorum yazacaklarımı O yüzden genel hatlarıyla inceleme, irdeleme ve birkaç tane de screenshot ile tanıtımımızı yapacağız.
Aslında CM 00-01'den sonra Sports Interactive HQ'da işler çok iyi gitmedi. Çevrelerden alınan "oyunun gelişmediği" kanıları ve bunu SI'nin ticari çıkar uğruna yaptığı iddia edildi. Daha sonra SI ile oyunun efsanevi iki yapımcı kardeşlerinden Ov Collyer'in SI'den ayrılmasına kadar varan "tamamen duygusal" tutumlardan sonra çoğumuzun aklına "acaba" sorusu oyunun telif hakları satın mı alınacak şekline yöneldi. Ancak böyle bir durum olmadığı, yayılan haberlerin çoğunun asparagas olduğu ortaya çıkınca şahsen derin bir oh çektim. Çünkü bu oyun SI adı altında gelişti ve öyle devam etmeli. Neyse...
Oyundan kısaca söz edeyim; direkt göze çarpan bir yenilik ilk etapta yok. Zaten oyundan beklenilen çok büyük yenilik de olmamalı bence. Zira oyunun sunduğu atmosfer ve oynanabilirlik çok önemli (managerlik oyunları için söylüyorum). Ancak CM serisinde sürekli şikayet ettiğim tek nokta -zira bir türlü gelişemedi- bilgisayarın zekası; yani computer intelligence. Bir ya da en fazla iki sezon sonra artık oyun tad vermemeye başlıyor. Çünkü bilgisayar tarafından yönetilen takımlar "doğru" transferler yapmıyorlar, sistemleri bozuluyor, kullanıcı karşısında bir şansları kalmıyor. Bunun dışında bir nokta da kullanıcıya transfer sırasında uygulanan zorluklar. Mesela bir oyuncuyu almaya çalışırken bazen 3 bazen de 6-7 kat fazla para teklif etmek zorunda kalıyoruz. Bazen de bu miktardaki paraya gelmiyorlar bile. Ancak aynı oyuncuyu başka bir takım bizden habersiz yaparsa, hüüp diye aynı fiyatına alıyor. Bence kullanıcıyı zorlamak için, daha doğrusu oyunu zorlaştırmak için seçiilmiş yanlış bir yön. Bakalım bu versiyonda düzelmiş mi?...
Oyunda yeni kurallar ilk göze çarpanlardan, kuralların biz oyunculara oyun sırasında gösterilmesi, güzel bir düşünce (ilk iki hafta içinde yeni transfer sistemi ile ilgili bir not ilişiyor gözümüze). Maç motorunda da yeni replikler var elbet. Daha sonra yeni arabirimler mevcut. Ne mi? İki oyuncuyu aynı anda karşılaştırabiliyoruz. Bu şekilde transfer etmek istediğimiz ya da takıma yükseltmek istediğimiz iki-üç oyuncu arasında kararsız kalırsak, bu opsiyon ile bir miktar olsun kolaylaştırıyoruz seçimi. Bunun dışında, -izlenim yazımda da belirttiğim gibi- herhangi bir futbolcu üzerine not alabiliyoruz. Mesela transfer etmek istediğimiz bir oyuncu için sekreterimize not iliştiriyoruz ki "beni haberdar et" diye. O da zamanı gelince "efenim bir notunuz vardı geçen hafta/ay'dan onu ileteyim" diye replik sunuyor oyunda (tabii yazı olarak). Aynı şekilde bu opsiyonu bir oyuncuyu genç takımdan A takımına yükseltmek için, kontrat yenilemek için ve takımda oynatmak için de kullanabiliyoruz.
Oyunda gözüme çarpan bir düzenleme de (zaten Man Utd'i almamdaki sebep de buydu) -tabii bu benim beceriksizliğim de olabilir- güçlü bir takım ve bir "killer tactic" ile diğer takımlara bariz üstünlük kuramamak. Yani hemen hemen her maçı 5-0, 6-0 gibi abzürd skorlarla alamamak. Umarım benim becerikziliğim değildir de oyuna biraz renk ve çekişme getirir. Şahsen 10 hafta öncesinden şampiyonluk ilan etmekden çok sıkıldım (keh keh). Bir de şu haliyle gerçek liglerde gerçekten başarılı takımlar burada da başarılı... Bu da çok hoşuma gitti.
Demo incelememi de adına yakışır şekilde "demo" olarak kısa kesiyorum ve huzurlarınızdan ayrılıyorum. Tam versiyonda tam anlamıyla buluşmak üzere! Hoşçakalın arkadaşlar.
Tugi
18-01-2006, 13:35
Championship Manager 4
Bekledik, bekledik, bekledik. En sonunda yüzümüz güldü; hem de ne gülüş... Beklemekten bıkmayan sadece biz değilmişiz, herkes bu günü bekliyormuş. Öyle ki dosyayı kapış kapış çekmek isteyenler mi dersiniz, CM Mag'ı alıp da hem okuyup hem de CD'sinde bulunan demoyu oynamak isteyenler mi, yoksa bu oyunu oynamak için bacağını kırıp da eve kapanmak isteyenler mi (evet, bu gerçek)? Ne derseniz deyin, sonunda geldi. Ama o beklemeye değdi mi acaba, yapımcıların iddia ettiği gibi?
Yıllardır bıkmadan usanmadan oynanan CM3 tabanlı versiyonlar artık sona erdi. Tamamen yeni, tamamen farklı bir motora sahip CM4'ü beta-testerlardan sonra biz de dünya gözüyle görebildik. Ancak şimdiden belirteyim ki birçok bug içeren demonun akıbeti tam sürümün ertelenmesine kadar gidebilir... Lafı fazla uzatmadan oyuna dönelim.
Bu demoda da moda değişmemiş ve bize 6 aylık bir periyotta seçeceğimiz takımı yönetip tadını damağımızda bırakmayı uygun görmüşler. Neyse, en başta traditional skinden ziyade Ter skinini çok beğendiğimi söylemeliyim. Gerçekten resimlerde durduğundan daha güzel oyunun içinde. Oyun, önceden belirtildiği gibi 1024*768 modda tam ekran ve pencere olarak çalışıyor; pencere modundayken sağından solundan çekiştirip uzatabiliyoruz ancak kısaltamıyoruz. Sistem gereksinimlerinde bildirilen spesifikasyonların ne derece haklı olduğunu gördüm, bu arada. Aşina olan ayarları tamamladıktan sonra start new game diyemiyoruz zira burada bir sorun var; quickstart game diyerek İngiltere ligi ile oyuna başlayabiliyoruz. Ad, soyad ve (sayamadım ama) sanırım bütün ülkeleri kapsayan uyruk seçimi ve doğum tarihi ile favori takım seçimi ile oyuna giriliyor.
Oyunun menüleri (mönü) ilk bakışta CM3 stiline benzese de, içerisine girildiğinde kısmen büyük farklar içerdiğini gösteriyor. Zaten maç yapmadan önce herhalde 1 saat kadar arayüze alışmaya çalıştım; oyundaki hatalardan dolayı da bir o kadar zaman kaybettim alışırken. Hata demişken, yeri geldiğinde nerelerde hatalarla karşılaştığımı söyleyeceğim. Arayüz oldukça şık ve alıştıkça çok kullanışlı; ilk başlarda "bu ne bieh?" dedirtse de. Yine takıma erişim için çıkış noktaları benzer, isminize tıklayıp oradan takımı seçmek, ya da gördüğünüz yerde takımın üstüne basmak gibi. Takım içi görüntüsünde ilk başta göze çarpan 800*600'den 1024*768'e çıkıştan ötürü kaynaklanan hareket alanı serbestliği ve can sıkıcı scrollun olmaması. Staff, finances, fixtures, transfers gibi menülerin hepsi değişime uğramış ve birçok detaya sahip olmuşlar. Ama asıl detay unsuru tam bizim istediğimiz yerde: Taktik ve en çok da antrenman!
Antrenman menüsünün beni ne kadar sevindirdiğini anlatamam (bakın anlatamıyorum). Ayrıca last match, history, division menüleri de bu değişimden nasiplerini almışlar. Division kısmında combined görüntüsünde en ince detaylarına kadar görebiliyoruz takımların istatistiklerini. Takım ekranında en büyük yenilik belki de sağ tuş özelliği olmuş ki işleri bir hayli kolaylaştırıyor. Tek tık ile futbolcuyu uyarıp ceza verebiliyor, yedek ve hatta 19 altı takıma gönderebiliyoruz (gönderdiğiniz futbolcu 19+ ise, U19 takımınızın listesinde görünmüyor ilginç). Bir başka yenilikse, futbolcunuzu başka takımlara pazarlamaya çalışmak. Alın bu topçu sizde iyi oynar, tam istediğiniz gibi şeklinde önereceğiniz futbolcuyu, ister satılık ister kiralık ya da ne isterseniz o şekilde pazarlayabiliyorsunuz (demo versiyonda burada hata olduğu düşünülüyor; ben denk gelmedim). Görünüm, sıralama seçenekleri tanıdık; ancak asistanınızdan 18 seçimi için yardım talep edebiliyorsunuz farklı olarak.
Tugi
18-01-2006, 13:35
Colin McRae Rally 04
Direksiyon, vites kolu ve yanınızda oturan aksanını hiç beğenmediğiniz garip görünüşlü adam size dünyanın en kırıcı rallisinde verilen tanrısal hediyelerdir. Ancak ne yazık ki 300 arsız beygirin ve dört silindirin mekanik gücüne hükmetmek için sadece bunlar yeterli değildir. Tanrısal adalet bu kez sizden daha önce verdiği mucizeleri kullanmanızı istemektedir. Yetenek ve tutku... Bu sana bir kayaya vurmanın ya da metrelerce bir uçurumdan düşmenin arasındaki ince çizgide tutunmayı ve direksiyonu sevdiğin kadına tercih etmenin ne olduğunu anlama şansı verir. İşte o an o kadının elini hiç tutmadığın kadar sıkı bir biçimde direksiyonla bütünleşirsin, seçimini yapmışsındır... ve.. ve.. ve.. hıııın noluyor yaw?! unutun bunarı... ne diyorum ben...
Colin McRae Rally serisi oyunun saygıdeğer yapımcısı Codemasters'ın üzerinde en çok çalıştığı yapım olma özelliğini kendisiyle ilk kez tanıştığımız 98 yılından beri koruyor. Nitekim Codemasters'ın özenli çalışması sonunda seride bulunan bütün oyunlar (ki buna ilk yapım da dahil) oynanabilirliğini büyük ölçüde koruyor. Oyun piyasası açısından baktığımızda yapımın rakiplerinin azlığı oyunu odak noktası haline getiren başlıca etken olarak gösterilebilir. Konsollara baktığımızda WRC serisi dışında oyuna yakın yapım görmek pek mümkün değil. Hatırlıyorum, her iki yapımın (CMR 3 ile WRC) çekişmesi Car Magazine gibi otomobil dergilerine bile yansımıştı. Bunun dışında net olarak gösterebileceğimiz bir rakip bulmak güç. PC'ye baktığımızda ise oyunun diğer rakiplerinden açıkça sıyrıldığını görmek mümkün. Bunun en önemli sebepleri bana göre görsellik ve gerçekçilik açısından oyunun diğer yapımlara göre epey üstün olması ve V-Rally 4 gibi rakiplerinin klavye yönetimine nerdeyse hiç önem vermeyerek direksiyon sistemlerini gerektirmeleri. Bu açıdan baktığımızda CMR serileri özellikle klavye ile oynanabilirlik açısından rakiplerine epey bir fark atıyor. Codemasters'ın bu konuda detaylı çalışmalar yaparak sadece direksiyonla değil klavyede dahi gerçek ralli keyfini yaşatabilmesi ve bunu ralli ruhunu bozmadan başarması gerçekten takdire değer.
Yaklaşık altı seneden beri süregelen evrimin son halkası niteliğinde olan Colin McRae Rally 04 konsollarda boy göstermesinin ardından kısa bir süre sonra Nisan ayının başında PC'lerimize ayak basacak. Yeni yapımın sonunda bulunan 04 ibaresi sadece oyunun sürümü hakkında bir ipucu vermiyor ayrıca belki de "biz bu oyunu çift haneli versiyonlara kadar yapacağız" gibi gizli bir mesaj da içeriyor belki de. Tabi bu seçimin arkasında aslen oyunun 4. neslinin 2004 yılına rastlaması var. İddialı bir çıkışa hazırlanan, sabırsızlanarak beklediğimiz yapımın demosu geçtiğimiz günlerde oyun severlerin beğenisine sunuldu. Biz de hemen indirip kurduk ve kısayol tuşuna imleç'le dokunduğumuz andan itibaren Colin amca yine bizi baştan sona apayrı bir dünyaya götürdü.
Demo girişinde Codemasters adet olduğu üzere az sonra oyunun %95 tamamlanmış demosunu oynayacağınızı ve demonun bitmiş ürünün kalitesini tam olarak yansıtmadığı konusunda bir bilgi ekranıyla sizi karşılıyor. Oyunun girişinde firmanın tanıtım intro'su dışında herhangi bir giriş videosu bulunmuyor. Ancak bu hayal kırıklığı sadece birkaç saniye sürüyor, çünkü menü sistemini gördüğünüzde geçici hafıza kaybına uğruyorsunuz. Beyaz tonlar üzerine siyah ve gri tonlarda yazı tipi kullanılan şık menü sistemi ve önceki yapımda olduğu gibi Windows Media Player 9 altyapısında hazırlanan video-animasyonları gerçekten müthiş bir tema oluşturmuş. Ekranınızın kenarındaki büyük puntolarla yazılmış 04 rakamı da bütünlüğü tamamlamış. Sade, ancak azami ölçüde göze hitap eden menü sistemi görülmeye değer. Codemasters bu işin nasıl yapılması gerektiğini gerçekten iyi biliyor.
Tugi
18-01-2006, 13:35
Colin McRae Rally 2005
Colin McRae ismi her ne kadar bu ralli sezonunda kendisine yarışmak için ralli takımı bulamasa da, ismini ve imzasını taşıyan oyunla birlikte sanal eğlence dünyasında bir şekilde gündemde yer kazanmayı başarıyor. Öte yandan Colin amcanın isim haklarını elinde bulunduran saygıdeğer yapımcı Codemasters'ın günümüzdeki konumuna gelmesinde 1998 yılından beri süregelen Colin McRae Rally serisinin tartışılmaz bir katkısı da bulunuyor. Bu başarının arkasında ilk yapımın bile birçok açıdan günümüzde dahi oynanılabilirliğini koruması yatıyor. İçerisinde bulunduğumuz senenin ilk aylarında karşımıza gelen Colin McRae Rally 04'ile serinin dördüncü yapımı da başarıyla oyunseverlerin beğenisine sunulmuştu. Ancak çoğu oyuncu daha yeni 04'e alışmaya başlarken ve hatta CMR 3'e alışmakta zorlanırken yapımcı 2005 versiyonu için çalışmaya çoktan başlamıştı.
Yapımı süresince olaylar çok şaşırtıcı bir biçimde ve hızda gerçekleşmiş, hatta e3 2004'te yapımın sadece PS2 ve Xbox platformlarında çıkarılacağı duyurulmuş ve bu gelişme PC kullanıcılarını oldukça üzmüştü. Ancak yapım sırasında birçok hızlı değişim gerçekleşti, aslında bu açıklamaların ardından birkaç hafta öncesine kadar Colin McRae Rally 2005'i PC de görmeyi kimse beklemiyordu. Ancak bir varsayım olarak yapımın PC sürümünün diğer konsol sürümlerinin uyarlanmasıyla oluştuğunu dikkate alarak o tarihte böyle bir gelişmenin yaşanacağını e3 2004 makalemde belirtmiştim. Ne olduysa oldu ve Codemasters bir anda yapımın PC için de, üstelik diğer konsollarla aynı tarihte çıkarılacağını duyurdu.
Bu sevindirici gelişme daha yeni yaşanmışken Codemasters sürprizlerle dolu bir firma olduğunu bir kez daha kanıtlarcasına Colin McRae Rally 2005'in Single Player demosunu oyunseverlere sundu. Biz de 286mb büyüklüğündeki oldukça geniş içerikli demo'yu üşenmeden yükleyip kısa bir inceleme yapma imkanı bulduk. Yapım hakkındaki ilk izlenimlerimiz serinin her yapımında sağlanan kalite ve ilerleme standartlarının daha henüz %70 tamamlanma oranında sahip yeni oyunun demosunda da kendini bir kez daha kanıtladığı yönünde. Codemasters demo girişine eklediği "%70 tamamlanma – son yapımın kalitesini yansıtmaz" notuyla mütevazı ve sade ama bir o kadar da özel tavrını da bir kez daha ortaya koymuş görünüyor.
Elimizde, öncelikle detaylı sayılabilecek demo bulunuyor. Uzun bir download'ın ardından kurulumu tamamladığımızda sabit diskinizde kapladığı 400 Mb'a yakın alan bunun açık bir göstergesi. Yapımcı demo içerisinde 3 farklı pisti ve 3 farklı kategori ya da klasmandaki aracı kullanmamıza olanak tanıyor.
Oyuna girmemizle birlikte sadelik ve görsellik kavramlarının mükemmel bir sentezi olarak sanırım tanımlayabileceğimiz bir arayüz bize merhaba diyor. Kavramsal ve yapısal olarak serinin bir önceki temsilcisi 04'ün menüsüyle benzerlikler taşısa da çok daha detaylı, ayrıca kahverengi arka plandaki harika çizgiler gerçekten etkileyici görünüyor. Tasarımı yüzünden birçok oyuncu bu menüyle ilk karşılaşmasında yapımda kaplamalarda sorun var izlenimi edinebilir, ancak sanatsal açıdan bakan meraklı gözler bu tasarım harikasındaki detayları hemen fark edeceklerdir. Bu kullanıcı dostu arabirime alışmak pek de uzun sürmüyor.
Hemen seçeneklere girip ayarlarımızı yapılandırıyoruz ve ardından oynanabilir mod'lardaki gezintimize başlıyoruz. Hmm.. öncelikle pilot ismimizi ve ırk seçeneklerinden Türkiye'yi seçiyoruz. Ne gerek var diyebilirsiniz ancak aracınızın üzerinde isminizi ve bayrağınızı görmek gerçekten heyecan verici.
Araç seçim ekranında bu kez çeşitlilik gözle görünür oranda artmış görünüyor. Toplam 34 aracın bulunduğu tam sürümdeki araçlardan Peugeot 206, Lancia Stratos ve Celica GT4 demoda oyunseverlerin beğenisine sunulmuş. Bütün araçlar arasında sınıflandırmaya gidilmiş. Yeni eklenen sınıfların arasında 4x4, Super 2WD, RWD ve Classic bulunuyor. Aracı seçtiğiniz anda ekranda önce tek boyutlu bir resim dosyası yaklaşıyor ve birden müthiş bir geçiş efekti eşliğinde araç üç boyutlu olarak ortaya çıkıyor. Küçük ancak görsel açıdan oldukça doyurucu bir detay olarak bunu da notlarımıza ekleyelim.
Tugi
18-01-2006, 13:35
Commandos 3: Destination Berlin
Commandos serisi kısa bir ara vermişti biliyorsunuz. Geçmişte çıkan 3 oyununun ardından da kendilerine büyük bir fan kitlesi edindiler. Commandos oldukça değişik bir oynanış tarzına sahip, yenilikçi, özgün bir oyundu. Commandos 2 için de çok fazla şey söylemek mümkün. Çok zor olmasının dışında pek bir eksisi yoktu. Commandos 3: Destination Berlin ise büyük yeniliklerle gelen, aksiyon ve strateji dolu bir oyun olacak.
Giriş sanki oyunun tam çözümü için gibi oldu ama öyle değil. Bu bir demo inceleme. Oyunun demosunu şans eseri görüp indirdim. Çıktığından haberim bile olmadı. Sanırım şans eseri ilk indirenlerden biri oldum. 260Mb gibi bir yer kaplıyordu. Bir demo için fazla sayılır. Ama Commandos 2 üç CD olarak gelmişti. Sanırım bu oyun da aynı disk sayısına sahip olacak.
Demo versiyonda 2 bölüm var. Tutorial bölümünde size oyun hakkında genel bilgiler ve taktikler veriliyor. Ardından Orta Avrupa'da bir trenin üzerinde göreve başlıyorsunuz. Amacınız trendki tüm askerleri safdışı etmek. Tren de öyle bir tren ki, başı ile sonu arasında 3 gümrük kapısı var sanki. Ben böyle uzun bir tren görmedim hayatımda. Nazi'lere ait olan bu trende, resmen bir ordu var. Hele bir de ilk vagonda, en az 20 tane asker vardır. Yanlışlıkla girip, görmüştüm.
Demo versiyonda Green Beret, Spy ve Thief ile oynayabiliyorsunuz. Bir de alıştırma versiyonunda uzun menzillli dostumuzu kullanıyorsunuz. Green Beret açıkta başlıyor, diğerleri bir vagonda gizlenmiş durumdalar. Daha doğrusu tutsaklar desek de olur. Bir kompartımanda, etrafları asker dolu. Yeşil bereli dostumuz ile onları kurtarmanız gerekiyor. Adamlarımızın hareketlerinde bir değişiklik olmamış. Yine Yeşil Bere'li ve "ağır işler" ile uğraşıyor. Taşıma, yumruklama gibi hareketler. Ama bazı hareketler, çok fazla ağır olmayanlar, diğer karakterler ile de yapılabiliyor.
Hareket çeşitliliği çok da fazla değil ama yine de özgür sayılırsınız. Ne kadar özgür olursanız olun, oyunda bir alanı geçmek için izlemeniz gereken 2-3 farklı yol oluyor. Oyun saki sizi bir hareketi yapmak için zorluyor gibi. Tabi dümdüz giden bir trende fazla yolunuz olmuyor gitmek için ama oyunun genelinde hafif bir zorlama hissettim ben. Ama hiçbirşey imkansız değildir.
Oyunda bazı yenilikler yok değil. Bir kere artık herşey direk 3 boyutlu olarak tasarlanmış. Dış mekan haricinde tabi. Dış mekan yine yüksek çözünürlüklü 2 boyutlu görüntülerden oluşmakta. İç mekanlar ise özgür kamera hareketlerine izin verebilen 3D görüntülerden oluşmakta. Karakterler de artık poligonlardan oluşuyor. Fazla kötü değiller ama daha çok poligon kullansalardı daha iyi olurdu.
Tugi
18-01-2006, 13:36
Conflict: Desert Storm II - Back to Baghdad
CDS 1'in çıkmasından kısa bir süre sonra, yapımcılar kolları sıvamışlar ve oyunun 2.'sini yapmaya başlamışlar bile. İlk oyunun başarısının ardından yapılmaması düşünülemezdi zaten. CDS, incelemesini de okuduysanız eğer, oldukça eğlenceli, detaylı ve heyecanlı bir oyundu. Özellikle de atlanmamış ince detaylar oyunu oynanabilir kılıyordu. CDS 2 için de aynı şeyleri söylemek mümkün. Ama sanki oyun biraz aceleye gelmiş gibi, yani ilk CDS'ye yeni görevler eklenmiş, ama bu yeni bir oyun olarak piyasaya sürülmüş gibi.
Oyunun çıkmasına birkaç ay daha var. Ama demodan anladığım kadarıyla, tamamlanmış da sayılır. İlk bakışta, CDS 2'nin ilk oyundan farkını tam olarak görebilmiş değilim. Grafikler bile hemen hemen aynı görünmekteler. Arayüz değiştirilmemiş, tuşlar aynen duruyor. Emir kombinasyonları ve diğer ince detaylar da aynen oyunda durmakta. Pek birşeyin geliştirilmiş olduğunu da sanmıyorum. Demo sürümünde tek bir bölüm vardı, o da sokak savaşlarıydı. En kolay modda oynamama rağmen düşmanın yapay zekasındaki gelişme gözüme çarptı. Bunu geliştirdikleri kesin, çünkü ilk oyundakine göre daha çetin savaşıyorlar.
Atmosfer yine aynı. Etraf yıkılmış, bombalar ve duman heryeri sarmış durumda. Bazen sokaklarda bazen de binaların içinde savaşmanız gerekiyor. Bodrum katlarına iniyorsunuz veya en üst kata çıkıp minigun sayesinde heryeri tarıyorsunuz. Uçaklardan etrafı yerlebir etmesini isteyebiliyorsunuz. Oyunda bu gibi opsiyonlarınızın olması güzel birşey. Zaten bunları sonuna kadar kullanmanızı gerektirecek bölümler olacak oyunda. Bundan emin olabilirsiniz.
Grafiklerde ve seslerde pek değişiklik görmedim. Yeni askerler, yeni düşmanları saymazsak tabi. Detay olarak birşey değişmemiş. Tarz da aynen yerinde duruyor. İlk oyunun grafikleri fena değildi, bu oyunun da öyle. Düşmana yakınken sessiz konuşma, kaliteli silah efektleri gibi ses detayları da 2. oyunda korunmuş durumda.
CDS 2, teknik yönden ve oynanış olarak ilk oyun ile aynı ise, o zaman ne anlatacağım ben? Bunu ben de bilemiyorum. Sanırım oyun çıktığı zaman görevlerden ve yeni silahlardan bahsedeceğim. Gerçi silahların da değişmiş olacağını sanmıyorum ya neyse. Bana aynı gibi geldi. Ama ne olursa olsun, oyun yine eğlenceli ve yine kendini oynatacak. Sessiz sokaklar arasında haritanıza bakarak ilerlemek, kimin nerden çıkacağını bilememek oldukça eğlenceli. Hatta bir dolu düşmana mermi harcayıp da dev gibi bir tankla karşılaşmanın verdiği heyecan hiçbir oyunda yok diyebilirim. Nedense CDS bende büyük heyecan uyandırıyor.
Eylül gibi çıkacak olan oyunu 4 gözle bekliyorum. Geliştirilmiş ve yeni birşeyler eklenmiş olmasa bile yine de güzel bir oyun oynamak için iyi bir fırsat olabilir. Bir de şöyle düşünün. Oyun için geliştirilecek bir şey yoktu veya gerek görmediler belki de..
Tugi
18-01-2006, 13:36
Delta Force: Black Hawk Down
Uzun süre beklenen ve her defasında hayal kırıklığı ile sonlanan Delta Force oyunlarına bir yenisi mi ekleniyor diye düşünürken DF: Black Hawk Down'un demosu sonunda elimize ulaştı. Ancak bu sefer durum oldukça farklı. Oyun serinin diğer oyunlarının aksine oldukça iyiye benziyor. Demoda kahraman amerikan askerlerini oynuyoruz. Aynı isimdeki filmden esinlendiği oldukça belli olan görevde milis güçlere karşı savaşıp rehineleri kurtarmaya çalışıyoruz.
Aslında bu "kahraman amerikan askerleri" meselesi gittikçe can sıkıcı olmaya başladı, neyse biz oyuna dönelim. Oyun beklediğimin aksine 1024*768 çözünürlüğünde ve tüm detaylar açıkken oyunun girişinde (her seferinde) yaşanan takılma haricinde bir takılma yaşamadım. Oyun kullandığım sistemde, Amd 1800XP+, 256Mb DDR-ram, 128mb GeForce 3 Ti200 ve Windows XP, oldukça iyi çalıştı. Demo'da siz ve beraberinizde 7 asker, 2 helikopterle birlikte görev alanınıza gitmeye çalışıyorsunuz ve oldukça çetin bir çatışma yaşıyorsunuz. Demoda M16, Colt tabanca, bıçak, patlayıcı bomba, duman bombası ve flashbang ekipmanlarımız arasında yer alıyor.
Beraberinizdeki askerlerin zeki olduklarını, aynı gerçek hayattaki gibi tedbirli bir şekilde yürüdüklerini söylemeliyim. Demoda gördüğüm kadarıyla askerlerinize bir binaya veya bir kapıdan içeri girme emrini verebiliyorsunuz. Askerler emri aldıktan sonra içeriye bir flashbang atıyor ve daha sonra teroristleri etkisiz hale getiriyorlar. Ancak yine de düşman askerleri kadar keskin nişancı değiller bazen burunlarının ucundaki düşmaları bile vuramıyorlar. Yine de bunu bir eksi olarak değil oyundaki dengenin korunması açısından yapılmış bir müdahale olarak değerlendirmek daha doğru olur.
Bu arada düşman yapay zekasını da değerlendirelim. Düşmanların iyi nişancı olduklarını söylemiştim. Ancak yoğun ateş altında kaldıklarında yere yatıyorlar ve bir nevi şoka giriyorlar. Tabii bu durumda onları vurmak iyice zorlaşıyor. Ayrıca bu durumdaki bir düşmana ateş etmesseniz, daha sonra ayağa kalkıp sizi vurmakta tereddüt etmeyeceğini söylemeliyim. Bu arada seriyi bilmeyenler için bir not, oyunda ölmeniz ve öldürmeniz için bir veya birkaç isabetli kurşun yeterli olmakta.
Oyunun kontrollerine de ekleme yapılmış gibi geldi. Tıpkı Rainbow Six oyunlarında olduğu gibi bu oyunda da kafanızı sağa ve sola eğebiliyorsunuz ve inanın bu özellik bina içi çatışmalarda defalarca hayatınızı kurtaracak.
Oyunun atmosferi oldukça iyi, telsiz konuşmaları oldukça iyi yapılmış, müziklerde de bir hata bulmak zor. Özellikle silah ve helikopter efektleri çok güzel olmuş. Son olarak, demoda oyunu almamanız için bir neden göremiyorum. Ancak maalesef oyun çıkana kadar demoyla idare etmek zorundasınız.
Tugi
18-01-2006, 13:36
Empire Earth 2
Topçular yerlerinize. Atlı birlikler emrimi bekleyin. Bugün sizin onurunuz için mücadele edip, ülkeniz için her şeyi yapacağınız gündür. Bugün sizin kahramanlıklarınızın tarihe altın harflerle yazılacağı gündür. Ve bugün bizim onurumuzun şeref bulacağı gündür. Herkes zafere hazır olsun.
Gerçek Savaşa Hazır Olun
Her zaman sevmişimdir konusu savaş olan oyunları. Daha bir cazip gelmiştir bana düşmandan daha fazla asker sayısı elde edip, düşmanın yok oluşunu keyifle izlemek. Yine bu tür oyunları tam yeni özlüyorduk ki, efsane bize çok yakında geri döneceğini hatırlattı. Ve bir demo ile de oyun çıkana kadar savaşçı ruhumuzu serbest bıraktı. Evet hepimizin bildiği gibi Empire Earth 2'den bahsediyorum. Empire Earth (EE) serisinin ilk oyunuyla 2001 yılında tanışmıştık. Strateji severlerinin kalbinde köklü bir yer etmiş olan AOE serilerinin bıraktığı izleri silmeye aday bir oyundu. Ve de hak ettiği tepkiyi fazlasıyla aldı o zamanlar. Oyun o yıllarda AOE in sahip olmadığı kadar geniş bir tarih yelpazesine sahipti. Taş devrinden başlayan oyun, çok uzun dönemlere kadar uzanmakta olup, oyunculara uzun soluklu bir macera yaşama fırsatını veriyordu. İşte o efsane 2. oyunuyla tekrar aramıza döndü.
İlk oyunu çok büyük ilgi gören serilerin ikinci oyunları çoğu zaman bekleneni vermiştir. Bu oyunla da EE severler istediklerini fazlasıyla alacak gibiler. Gerçek zamanlı strateji oyunlarını arasında saygın bire yere sahip olan EE, serinin 2. oyunuyla da yine çok şey vaat ediyor. İlk oyunda olduğu gibi yine bir çok oyunun karışımı bir tat alacağız. Bu demek oluyor ki oyunda yine Age of Empires,Rise Of Nation ve Command Conquer Generals oyunları karışımı bir havayı yaşayacağız. Buda yine bizi fazlasıyla memnun edecek.
Tarihte Derin Bir Yolculuk
Bahsettiğimiz gibi bu 2.oyun tam 10.000 yıllık bir geçmişi bünyesinde barındırıyor. Bu zaman süreci "Taş devri" döneminden başlayıp 15 dönem daha ileri gittikten sonra son buluyor.En son geleceğimiz nokta ise 2130 ve 2230 yılları arasını kapsayan "Sentetik devir". Yine çok geniş bir yelpaze kapsanmış. Bu geçmişte kontrol edeceğimiz 14 tane ırk bulunuyor. Başlıca ırklara göz atacak olursak; Amerikalılar, Almanlar, İngilizler, Romenler, Yunanlar, Çinliler, Koreliler, Japonlar, Mısırlılar, Türkler, Babiller, Aztekler, İnkalar ve Mayalar. Görüldüğü üzere tarih yelpazesi geniş olduğu gibi oyunda ırkların yelpazesi de bir hayli geniş. Her ırkın kendine has özellikleri, yapıları, mimari tarzları, savaş taktikleri ve de oyun sırasında çalan müzikleri var. Bu da oyuna genel anlamda çok çeşitlilik kattığı gibi oyuncuların farklı ırklarla oynarken sıkılmasını minimuma düşürüyor.
Hücuuumm
Oyun tabi ki strateji oyunu olduğu için konu ve oynanış adına çok fazla şey beklemek doğru değil. Ana tema savaşları bir şekilde kazanmak bu tarz oyunlarda. Oynanış adına da söylenecek pek fazla bir şey göremiyorum açıkçası. İlk önce bir şehir merkezine sahibiz ve "citizen" adı verilen çok amaçlı ustalardan birkaç tane serpiştirilmiş ortalığa. Amacımız her zaman olduğu gibi bu çok amaçlı ustaları belirli bölümlerde görevlendirip şehrimizin ihtiyaçlarını karşılamak. Nedir ihtiyaçlarımız diye soracak olursanız kısaca onlara da değiniyim. Teknoloji puanı, yiyecek ihtiyacı, odun ihtiyacı, taş ihtiyacı, demir ihtiyacı, altın ihtiyacı ve güherçile adı verilen bir madene olan ihtiyaçlarımız mevcut. Citizenlerimizi ormanda, tarlada, maden ocaklarında çalıştırıp bize lazım olan stokları elde ediyoruz. Ardından üretim kısmı başlıyor.
Tugi
18-01-2006, 13:36
F.E.A.R.
Aslen kendimi korkutarak zevk alan mazoşist bir tip olmadığım halde 2 günde bu 2. korku oyunu yazım ve bu ironi beni bir hayli zorluyor. Ne yapayım kardeşim, öyle üstüme zıplayan imp'lerden, ekrana kırmızı bir çizik atan zombilerden, koca koca gerçek üstü yaratıklardan korkuyorum. Gelmeyin üstüme!
İkinci korku yazısı dediysem de aslında bu yazı pek korku oyunu yazısı sayılmaz. Çok kısa süre önce duyurulan ve çok kısa süre sonra da bizlerle beraber olacak olan F.E.A.R, her ne kadar adı ve oyun yapısı dolayısıyla korku temalı bir oyun olsa da bir süre önce katıldığımız (ancak gece gündüz oynamakta olduğumdan bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım) multiplayer betası pek öyle sayılmaz. Video, ekran görüntüleri ve yapımcının tecrübesi nedeniyle (oynayamadığım ancak öyle olduğunu tahmin ettiğim) enfes tek oyunculu modun yanı sıra, Counter-Strike'ın çoklu oyuncuda açtığı devrimin bir yenisini bu oyunla beklemek mümkün.
Blood, No One Lives Forever, Tron gibi çok başarılı oyunlara imza atan Monolith, E3 2004 fuarında gösterdiği esrarengiz bir video ile oyuncuları derinden vurmuştu. Daha sonradan bu oyunun F.E.A.R olduğu anlaşıldı. (First Encounter Assault and Recon) Bilgiler yayınlanmaya başladıkça oyunun gizemi daha da artıyor ve bilinmezler, soru işaretleri daha bir türüyordu. Multiplayer'dan gördüğüm kadarıyla Doom 3'ten dahi daha kaliteli olabilecek grafikler ve pek çok oyunu cebinden çıkartabilecek tek oyunculu kısmıyla bir Far Cry vakası daha yaşatabilecek gibi görünüyor F.E.A.R. Ama öyle şeyler gördük ki 3 ay sabretmek bile zor geliyor insana!
Daha tam sürümü görmeden bu kadar zevk aldığım bir oyun hatırlamıyorum, o açıdan söze nereden başlayacağımı gerçekten bilemiyorum. Ancak sanırım öncelikle Amerika dışında başvuru almamasına karşın sitemizin beta test başvurusunu kabul eden Sierra'ya teşekkür borçluyuz. Başta dediğim gibi oyunun tek oyunculu kısmı korku dolu olsa da multiplayer öyle değil, yani Doom 3 gibi tüm oyunu tırım tırım oynayacağınız bir oyun değil F.E.A.R. Pek çok kişinin (ve benim) sandığımın aksine hayli yüksek tempolu, stresli ve neredeyse Unreal Tournament kadar hızlı bir oyun.
Söze F.E.A.R'ın Doom 3'ten daha kaliteli görsellerle geleceğini söyleyerek başlayabilirim sanırım. Surat ve karakter çizimleri konusunda pek bir şey göremediğim halde bunu söylemek yalan olmaz sanırım, bir çatışma hissini grafiksel anlamda bu kadar başarılı verebilen bir oyun görmedim ben zira. Enter the Matrix'in yapmaya çalıştığı bu olayı mükemmelliğe eriştiren Monolith, çatışma esnasında çatlayan duvarlar, dökülen sıvalar, kırılan camlar, tavandan dökülen tozlar, gerçek iz bırakan kurşunlar ve daha nicesini yaratmayı çok iyi başarmış. Oyunu görmeden bu sözler biraz klişe gelebilir, ancak emin olun savaşı bu şekilde yansıtabilen oyun sayısı çok az. Birazdan grafikler hakkında daha ayrıntıya gireceğim.
Elimination, Deathmatch ve Slo-mo modlarını barındıran oyunda aynı zamanda bu modları takım halinde oynamak da mümkün. Elimination'da adından anlaşılacağı üzere ölen oyuncu oyun dışı kalıyor ve arenada canlı kalan son oyuncu turu kazanıyor. Deathmatch, birçok oyundan gördüğümüz tipte, çok da farklılık vaat etmeyen bir mod. Aslına bakarsanız bu 3 mod da diğer oyunlardan çok büyük farklılıklar sunmuyor, ancak tüm güzel özelliklerin bileşimi ve oyunun zevk kusturan dinamikleri bu oyunu özel yapıyor.
8 oyuncu destekleyen haritatalardan Construction, Office ve Docks adında 3'ü bulunuyor betada, ancak bu sayı bile oyun çıkana kadar kendini oynatmaya yeterli. (bu arada oyun nedense bana Splinter Cell'i hatırlattı mekan bakımından, tekno bir yapıya sahip olduğundan belki) 32 kişinin bile az kaldığı pek çok oyunun aksine F.E.A.R'da 8 kişi fazla bile denilebilir, zira haritalar küçük ve odacıklar şeklinde tasarlandığından az kişi ile olabildiğince stresli oyun meydana geliyor. Haritalar küçük dediysem de dudağınızı bükmeyin, öyle güzel ve aksiyona uygun haritalar tasarlanmış ki haritaların küçüklüğü bir artıya dönüşüveriyor. Kaldı ki oyunun bir sistem gereksinimi var -ki buna sonra değineceğim- daha büyük haritalar olsaydı sanırım Alienware sahipleri bile oyunu zorlanarak oynardı.
Tugi
18-01-2006, 13:36
F.E.A.R.
Bu yılın en çok beklenen oyunlarından Fear, Multiplay betasından sonra şimdi de tek oyunculu oynanış sürümü ile karşımızda. Betasındaki grafikleriyle görsel bir şölen sunan FEAR bu sefer de yapay zekası ve atmosferi ile insanın aklını başından alıyor. Oyun bitmek bilmeyen download ve yükleme sürelerinin sonunda, bir "kimya fabrikasında" çıkan isyandan görüntüler ile karşımıza çıkıyor. Fabrikadaki katliamın şeklinden ve görülen üstün güvenlikten görüldüğü üzere, burası ne sıradan bir fabrikadır, ne de isyanı çıkartanlar sıradan insanlardır.
Korkulacak tek şey korkunun kendisidir
Bu kısa oyun içi görüntünün ardından kendimizi F.E.A.R. (First Encounter Assault and Recon) karargahında buluyoruz. FEAR sıradan bir anti-terrörist timinden çok genel olarak paranormal vakalar ile ilgilenen bir askerler birliği sayılabilir.
İlk olarak bölüm şefimiz, bize fabrikanın klon üretimi yaptığından ve bu isyanın bir tür klon ayaklanması (maalesef bu sefer Sithlerin parmağı yok bu isyanda) olabileceğinden bahsediyor. Şefin ve takım arkadaşlarının yaptığı bir dizi konuşmanın ardından herkesin gözü kameraya dönüyor ve işe alınan üstün başarılı çaylak askerin denenmesine karar veriliyor. Eğer benim gibi ağzı açık bir şekilde modellemeleri, doku detaylarını seyretmeye dalmışsanız, oyundaki inanılmaz etkileşimi, hiç bir zaman sadece bir kamera açısı veya ateş eden bir nokta olmadığınızı ilk defa bu noktada görüyorsunuz. Ve hemen ardından daha açık kalmış ağzınızı kapatmaya bile fırsat bulamadan görüyoruz ki, herşeyin insan üstü olduğu böyle bir ortamda siz de pek sıradan sayılmazsınız. Üzerimizde değişik deneyler yapılmış ve reflekslerimiz sıradan bir insanın sahip olamayacağı kadar güçlendirilmiş.
Bu güzel girişin ardından, fabrika yakınlarına bırakılıyoruz ve oyunumuz başlıyor. Düşmanlarımızla ilk karşılaşmamız öncesinde merdivenlerden tırmanma, eğilme ve zıplama gibi oyunun temel hareketlerini öğreniyor ve fabrikaya ilk adımızı atıyoruz. Girilen ilk karanlık ortamda bizi küçük bir kız karşılıyor. Ne bizim, ne de takımımızın hakkında hiç bir şey bilmediği bu küçük kızın burada ne aradığı bir muamma olsa da, bu garip isyanın öncüsü olduğu neredeyse kesin gibi. Bu hanım kızımızın yapabildikleriyle ilgili fikrimiz az, adamımızı pek umursamadığından olsa gerek onu öldürme zahmetine bile pek girmiyor.
Fabrika her ne kadar bu çıkan isyandan önce de iyi korunuyor olsa da, şu an neredeyse bir orduyu bile paramparça edecek kadar insan ve ateş gücüne sahip. Tek bir insanın bunca zorluğu aşıp kontrolü ele alması kulağa imkansız gelebilir, ancak daha önce de belirttiğim gibi biz sıradan bir asker sayılmayız. Üstün reflekslere sahibiz ve bu sayede matrix serisinden hatırlayacağımız türden bir yavaş çekim moduna giriyor ve hem kısa sürede daha isabetli ve seri atışlar yapabiliyoruz, hem de ortaya çıkan yıkımın uzun uzun zevkini çıkartabiliyoruz. Henüz yapmayı başaramasam da, atılan el bombalarını havada vurabilmek, ve çevredeki objeleri rakiplerimize karşı kullanmanın da yapabileceklerimizin arasında olduğu rivayetleri mevcut.
Böyle bir fabrika'da sayısız silaha rastlamasak sanırım pek mantıklı olmazdı. Demoda Plasma Rifle veya Rail Gun gibi aşırı yüksek teknolojili silahlara rastlamak pek mümkün olmasa da, genel ekipmanımız ve silahlar günümüz teknolojisinin çok üzerindeler. Her silah serillik ve tepki gücü bakımından diğer silahlardan farklı bir yön çiziyor. Oyunda hiç bir silahın güçlü olduğunu söylemenin pek bir mümkünatı yok.
Her ne kadar süper güçlü olsak da karşımıza çıkan askerlerin de bizden aşağı kalır yanları pek yok; Siper alıyorlar, kaçacak yerimiz olmadığında el bombalarını kullanarak, üzerimize gelmekten de pek kaçınmıyorlar hani. Bunun yanında FEAR gibi sayısız obje ve karmaşık bölüm yapısına sahip bir oyuna göre oldukça iyi uyum sağlıyorlar. Gerektiğinde kısa duvarların üzerinden atlayabiliyor veya aynı şekilde kendilerini en uygun sipere doğru yönlendirebiliyorlar. Doğruyu söylemek gerekirse Half-life 2 ve Doom 3'ün vasat yapay zeka yapısından sonra bu kadar kaliteli ve etkileşime sahip bir yapay zeka bana ilaç gibi geldi doğrusu.
Tugi
18-01-2006, 13:37
Fifa 06
29 Ağustos günü FIFA 06'nın demosunun çıkacağını FIFA Polonya sitesinden öğrenmiş ve mutluluk çığlıkları içinde ayın 29'unu beklemiştim. Ayın 29'u geldiğinde ortada ne demo ne de bir açıklama vardı. Bize kalan sadece EA Sports'un demoyu yükleyeceği FTP adresi idi. Sabahlara kadar beklemiştim ama demo çıkmamıştı. Umutlarımı ertesine güne bıraktım ve ayın 30'u geldi çattı. Evet artık bugün çıkmalıydı, onca saat beklediğimize değmeliydi. Ftp adresine yaptığım refreshlerin (yenileme) sayısı 1000'i bulacaktı neredeyse ama demo yine yoktu. Artık umudum da kalmamıştı açıkçası. Belli ki bir yalandan ibaretti tüm bu haberler. Ertesi gün yoğun ve sıkıcı bir günün ardından tekrar eve döndüm ve canım bilgisayarı açmak dahi istemiyordu. Nasıl olsa daha çıkmamıştır diye hayıflanıp duruyordum kendi kendime. Ama meraktan da yerimde duramıyordum. EA Sports'un resmi internet sitesini açtığımda ise yaşadığım sevinç görülmeye değerdi...
Yukarıda yazdıklarım çoğularına göre abartıdan ibaret ve bu yazıyı okuyup da "Oha falan oldum" diyenlerin sayısı hiç de küçümsenmeyecek bir boyutta iken, benimle aynı duyguları paylaşan topluluk da sayıca oha falan olanlar kadar vardır eminim. Bizler için her yıl FIFA'yı ve demosunu beklemek bir alışkanlık olmuştu zaten. Uykusuz gecelerimizin bir sebebi vardı sıcak Ağustos gecelerinde. Belki de bir vefa borcuydu bu gönüllerimize derince kazınan. Tam 12 yıllık bir sevgiydi belki de her yıl kendini tekrar eden. Olayı dramatize ettiğimin alenen farkında olsam da bu FIFA gerçekten başka bir yaşam başka bir dünyaydı ben ve benim gibi olanlar için.
31 Ağustos Perşembe günü saat 15:00 sularında ve 213 MB boyutu ile FIFA 06'nın demosu ile tanıştık. Yaklaşık 2 saat süren indirme faslından sonra EA Sports'un 1 yıllık emeği olan FIFA 06'nın demosuna kavuştuk. Yükleme işlemleri tamamlanıp oyunun masaüstündeki kısa yol ikonuna çift tıkladığımızda ilk yapmamız gereken dil seçimiydi. Ardından demonun satılıp, kiralanamayacağını ve tüm hakların EA Sports'a ait olduğu bir yazı bizleri karşıladı. Bir süre bekledikten sonra ağzı açık bir şekilde bağıran bir adamdan ve kale ağlarından oluşan görüntüden bir adım daha ilerlemek için bir tuşa bastık. Bu işlemleri sırasıyla yaparken heyecanımız da git gide artıyordu. Ve nihayet ana menüyle buluştuk. Ana menüde; Kick OFF (hemen takım seçip maça girmek için seçmemiz gereken menü, zira demodaki tek aktif menü diyebiliriz), Game Modes (Oyun çeşitleri manasına gelen menüde turnuvalar ligler bulunmakta), Team Management (Çok aşina olduğumuz taktik ayarların yapılabildiği menü), My Fifa '06 (Oyun için her türlü ayarı yapmamıza yarayan menü), EA Sports Retro (Burada tarihin tozlu sayfalarında kalmış oyuncuların bilgilerini ve videolarını bulacağız), EA Sports Extras (burada da kazanılan puanlar sayesinde açabileceğimiz ekstra özellikler mevcut) menüleri bulunmakta. Bizim burada seçebileceğimiz tek menü ise tahmin ettiğiniz gibi Kick OFF, yani hemen maç oynama ekranına geçiş yapabileceğimiz menü.
Bu menüyü seçtikten sonra bizden takım seçmemiz istenecek. FIFA 06 demoda çeşitli liglerden 5 ayrı takım bulunmakta. Bu, önceki oyunlarda hep 2 takım olarak sunulmaktaydı fakat bu yıl takım sayısında bir arttırıma gidilmiş. Bu da sürekli aynı iki takım ile oynamaktan sıkılmayı bir parça önlemek için düşünülmüş kanımca. Demoda bulunan takımlar İngiltere'den Manchester United, İspanya'dan Barcelona, İtalya'dan A.C Milan, Almanya'dan Bayern Munich ve Fransa'dan Paris Saint Germain. Bu takımların da iç saha ve dış saha formaları mevcut. Takım seçim işlemini hallettikten sonra hangi takımı hangi aygıt ile kontrol edeceğimizi seçiyoruz. (aygıttan kast ettiğim klavye veya gamepad) Ardından tuşlara da istediğimiz gibi şekil verdikten sonra kısa bir yükleme ekranından sonra maça giriş yapıyoruz.
İlk olarak stadyumu ve tribünleri görüyoruz. Ardından arka planda hoş bir parça çalarken oyuncular sahaya yavaş adımlarla ilerliyor ve FIFA serisinin çiçeği burnunda spikeri Clive Tyldesley bizleri karşılıyor. Ardından takımların kadroları ve sahadaki dizilişlerine şahit oluyoruz. Tüm bu giriş faslının ardından oyuncularımız santraya hazır hale geliyor. FIFA 06 girişi ile dahi farkını ve kalitesini açıkça hissettiriyor. Oyuna başladığımızda ise bizi gerçekten büyük sürprizler bekliyor. İlk pası yaptığınızda bile pas sistemindeki büyük gelişmeyi hissedebiliyorsunuz. Artık oyuncuların pasları ayaklarının neresi ile verdikleri dahi açıkça görülebiliyor. Ve eski oyunlardaki gibi paslar mıknatıs gibi ayağa yapışmıyor. Her attığınız pas ayağı bulmuyor ve bazen oyuncunuz çok dengesiz paslar da atabiliyor. Bu ilk bakışta can sıkıcı gibi dursa da gerçeklik bakımında gayet hoş ve güzel bir gelişme. Zira TV başına geçip bir maç izlediğinizde tüm pasların yerini bulmadığını çok rahat göreceksiniz. Bu ayrıntıyı EA bu sene daha akılcı bir şekilde dikkate almış.
Tugi
18-01-2006, 13:37
Fifa 2003
FIFA 2003 demosu yayınlandığında binlerce kişi hücum etti. Bu binlerce kişinin arasında ben de vardım. Çünkü ekran görüntülerinden başka birşey görmemiştim ve bu oyunu acaip merak ediyordum. Son senelerde sağlam bir gelişme gösterememişti ve fanlarını hep üzmüştü. Artık FIFA fanları ile ISS fanları arasındaki savaş ISS tarafına avantaj kazandırmaya başlamıştı. Ama FIFA 2003 geliyor. Bakalım, son sözü söyleyecek bu oyun hangi tarafın kazanmasını sağlayacak. Belki de iki taraf da berabere kalacak. Futbol bu, belli olmaz CD yuvarlaktır...
Oyunun demosunun çok az yer kaplamasından, oyun hakkında pek fikir veremeyeceğini düşünmüştüm. Oyuna girdiğimde, Arsenal ve Real Madrid takımlarının seçilebildiğini gördüm. İyi takımlar olduğundan, hızlı bir oyun olacağı kesindi. Taraf seçerek oyuna girdim. Oyunun çözünürlüğünün düşük olmasına rağmen (640x480), yine de iyi grafikleri vardı. Oyuncular gerçekleriyle aynı gibiydi, stadyum tasarımı da aynı şekilde. Kick Off sırasında takımların logolarının sahaya lazerle yansıtılması da, oyuna değişik bir hava vermiş. Seyirciler uzaktan daha iyi görünmelerine rağmen, yakından yine berbat gözüküyorlar. Belki tam sürümünde grafikleri daha iyi olur. Spiker sesleri ve buna benzer sesler demoya eklenmediğinden, bunlar hakkında pek bir fikrim yoktu. Pas tuşuna bastım ve oyuna başladım.
Yapılan değişikliklerin başında sanırım tuşlar geliyor. Çünkü eski tuşları oyunda bulamadım. E tuşu koşmaya yararken, W tuşu ara pası gibi birşey olmuş. Hareketleri de pek esnek bulmadım doğrusu. Bir önceki versiyonunda oyuncular daha bir yumuşak hareket ediyorlardı, bunda daha garip hareket ediyorlar. Sebebini bilmiyorum, umarım demo oluşu yüzündendir. Oyun sırasında acaip zorlandım. 2 gol bulabildim ama yine de zorlandım. Bu da demek oluyor ki, yapay zekaya yenilik getirilmiş. Gerçi demo için nasıl bir yapay zeka hazırlandı bilmiyorum ama sanırım artık yaşlanıyorum
Demo normalde 2 dakika sürüp bitiyor. Ardından da oyundan çıkıyorsunuz. Netten indirebileceğiniz çeşitli expander'larla oyunun süresini uzatabilir, windowsa dönmemesini sağlayabilirsiniz. Böylece uzun uzun oynayabiliyorsunuz, oyunun tadına daha rahat varabiliyorsunuz (bu süre süre uzatıcı programı ilgili demonun haberiyle birlikte duyurmuştuk). Ben bunu yapmadım, çünkü oyundan beklediğimi bulamadım. Ne yalan söyliyeyim, 2002 serisi kötü olmuş derken, 2003 ondan da beter olmuş gibi. Yenileşeceğine daha da eskilere dönüvermiş. Ama sanmıyorum, kendimi mi kandırıyorum bilmiyorum ama sanırım bu hataların hepsi oyunun kısacık bir demo olmasından kaynaklanıyor. Oyunun tam sürümü En geç bu ay sonunda raflarda olacak, bakalım o zaman neler olacak, gerçekten çok merak ediyorum. O gün tüm planlarımı iptal edeceğimden eminim.
Son sözler olarak, bu oyunun demosunda beklediğimi bulamadım. Hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Diğer versiyonlarına göre yenilenen ve gelişen yerleri olabilir, ama etrafınızdaki oyunlara bir bakın. Neler neler var. Artık FIFA'nın da köklü değişikliklerle herkesi şaşırtmasının vakti değil mi?
Tugi
18-01-2006, 13:37
Fifa 2004
Yıllar ne çabuk gelip geçiyor. Daha dün gibi hatırlıyorum, FIFA 1996 oynarken bir sene sonraki versiyonun nasıl olacağını tartışıyorduk arkadaşlarla. Her yeni FIFA oyununda, daha oyunu kurar kurmaz bir sonraki versiyon hakkında geyik tüketmeye başlardık. Ne günlerdi. yıl olmuş 2003, FIFA 2004 yolda. Zaman harbiden akıp gidiyor. Daha tam sindirmeden, bitiverecek zaman.
FIFA serisi ilk zamanlar çok popülerdi. O zaman konsollar yoktu gibi birşey, PC ile hiçbir konsol yarışamıyordu. PC'de de yegane futbol oyunu FIFA idi. Gerçi şu anda da öyle, PC'lerde futbol oyunu bulmak imkansız. FIFA tekel olarak yolunda ilerlerken, kaliteye önem vermez oldu. 98'den itibaren de fanatikleri tarafından resmen taşlandı. Haklılardı da, parayı bulan EA Sports firması, ardı arkası kesilmeyen futbol oyunları çıkardı ama çok azında gerçek emek harcanmıştı.
FIFA geldi 2004'e. Artık yavaş yavaş hatalar anlaşılmış, dişli rakiplerin de pazara ortak olmasıyla etekler tutuşmuştur. EA Sports, ipin ucunu kaçıracağını anlayınca, işi sıkı tutmak için bazı yollar denemeye karar vermiştir. Bunun ilk adımı, firmaya yeni adamlar almak, bu yeni kafaları da direk popüler oyunlarda çalıştırmak. FIFA 2004, nispeten yeni kişiler tarafından yapılmış bir oyun. Şu anda demo versiyonu indirilebiliyor, 34Mb gibi bir yer kaplıyor. Bırakın bir demoyu, artık video görüntüler bile 60Mb'dan aşağı olmuyor. Önce bu 34Mb'dan kuşkulandım, ama yükledikten sonra FIFA amblemini görünce rahatladım.
Oyunda sesler yok. Birkaç efekt var sadece. 2 takım seçilebiliyor. Grafik veya ses ayarı ile bile oynayamıyorsunuz. Direk maça giriveriyorsunuz. Demo'da bir de müzik parçası kullanılmış. Oyunun çözünürlüğü oldukça düşük. Ben 800x600 diye tahmin ettim ama 640x480 bile olabilir. Tam emin değilim.
Oynanış olarak sadece tuşların yerlerinde değişiklik fark ettim. Uzun bir süredir ISS ve WE 7 oynamamdan dolayı FIFA kontrollerine olan aşinalığımı yitirmişim. Bu nedenle alışmam kolay olmadı. Alıştıktan sonra kontrollerin fazla zor olmadığını anladım. Tuşların yerleri değişikti ama yeni hareket eklenmemişti. Full sürümde büyük ihtimalle tuşları kafamıza göre değiştirebileceğiz. Bu sorun olmayacaktır bu durumda. Kontroller kolaydı ama maçlar oldukça zordu. Artık her atılan gol girmiyordu ve kaleciler de akıllanmıştı. Oyunun genel atmosferini de beğendim diyebilirim. Oyuncuların sahaya çıkmalarından, topun saha dışına çıkmasına kadar her durumda değişik animasyonlar giriyor araya. Korner kullanırken adam topu çizgiye eleriyle yerleştiriyor falan. Bu detaylara girilmiş bu sefer. Ne zamandır yoktu böyle detaylar. Bu tür animasyonların çeşidi de fazla tutulmuş ki, devamlı aynı kareleri görmeyelim. Yani bir futbol atmosferini aynen yansıtabiliyor oyun. Bundan kuşkunuz olmasın.
Çözünürlüğün düşük olmasından dolayı grafikler pek hoş değildi. Tabi çok da eksikleri vardı. Karakterlerin boyunlarında sorun vardı, içe geçmeler gördüm hep. Bu düzelecektir. Ayrıca karakterlerin dokularındaki renkler 16-bit idi. Renk geçişleri çok iyi değildi, renkler dağılmıştı. Büyük ihtimalle bu da tam sürümde değişecektir. Futbolcu animasyonları çok kalşteli olmuş. Çok değişik hareketler yapabiliyorlar, top sahada değilken bile çok gerçekçi davranabiliyorlar. Stadyum da çok gerçekçi. Seyirciler bir adım daha gerçeğe yaklaşmış. Artık dümdüz değiller, özellikle önlerde oturanların detaylarına dikkat edilmiş. Stadyumda çeşitli panolar, reklamlar, bayraklar falan var. Bunlar oyuna iyi aktarılmışlar. Tam bir maç havası veriyor stadyum. İlk defa bir stadyumun bu kadar dolu olduğunu görüyorum.
Oyunda Winning Eleven'da olan Master League gibi bir mod olacak. Kariyer olayına gireceğimiz bu modda, sıfırdan başlayarak en tepeye çıkmak için çırpınacağız. Bu çok zevkli olacak ve büyük ölçüde oyunun ömrünü uzatacak. Belki oyunda minik bir konu da olur ama bundan pek emin değilim. Transferler, çeşitli anlaşmalar da oyuna dahil edilmiş. Bunun dışında, önceden bilinen tüm modlar da oyunda bulunuyor. Eksiği yok ama fazlası var oyunun.
34mb'lık bir demo'dan ancak bunlar anlaşılabiliyordu. Çoğunu da oyun kapanırken gösterilen reklam screenshot'larından öğrendim. Oyunun çıkmasına az kaldı, dişleri sıkmak lazım. Bilmiyorum ne kadar güzel olacak oyun ama benim yine beklentilerim iyi yönde. PC'de iyi futbol oyunu bulmak zor oluyor.
Son olarak oyundaki performans probleminden bahsetmek istiyorum. Oyun, düşük çözünürlükte ve efektsiz çalışmasına rağmen nedense performansı çok düşüktü. Demo'nun tam optimize edilmemesinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum ama yine de o kadar düşük çözünürlükte bu kadar yavaş çalışmaması gerekiyordu. Umuyorum tam sürüm çok yüksek sistemler istemez. Oyun büyük ihtimalle 3 CD olacak. NHL 2004 öyle olmuş. Geçen sene 2 CD olması garibime gitmişti. Ne koyuyorlar o CD'lerin içine bir türlü anlamıyorum..
Tugi
18-01-2006, 13:37
Fifa 2005
EA demo oyunlara doymuyor. Gün geçtikçe yeni oyunlarını lanse edecek olan demo versiyonlarını peş peşe kullanıcılara sunan EA, şimdi de en çok oynanan futbol oyununun son versiyonunun demosuyla karşımızda: FIFA 2005 Demo.
En yeni versiyonu diyoruz ancak, öyle oyun içinde değişen çok birşey yok gibi görünüyor demoda. Bildik tanıdık kontroller, kameralar, taktikler vs. Biraz belki dokular gelişmiş gibi görünüyor, kaliteli dokulara sahip oyuncular, daha iyi ışıklandırma, stad atmosferi, gerçekçi hava efektleri... Kısacası biraz grafikler geliştirilmiş, sesler keza. Oynanabilirlik aslında yeni şeyler vaadetmiyor. Zira kontrollerde ve oyuncu kontrolüne dair herşey aynı.
Bir iki değişiklik gelmiş, o kadar. Mesela rakip pas atarken bizim oyuncular topu kapmak için ayak uzatıyorlar, rakipten top çalmak için arkalarından sinsice yaklaşıyormuş gibi hareket ediyorlar, top taca çıkmasın diye yerde kayarak topu almaya çalışıyorlar, rakiple omuz omuza mücadeleye giriyorlar ve belki bana öyle geldi ama, sanki topa vururken biraz daha güzel vuruyorlar. Aslında bunların hepsi eski versiyonlarda da vardı, ama dedim ya belki bana öyle gelmiştir ki biraz değişiklikler sezinledim. Zaten EA da bu tür değişikliklere yeni bir isim takmış: "First Touch". Bu da demek oluyor ki, bizim için yaptığımız hareketleri kolaylaştıran tuş kombinasyonları oluşturmuşlar.
Çalışma sistemi ise aslında biraz fantastik duruyor. EA'nın açıklamasına göre yeni "fluid player kinetic system" bizim ekranda gördüğümüz oyun akışına göre verdiğimiz tepkileri çözümleyerek oyun içinde geçen oyuncuların _tarzına_ göre yorumluyor. Bu ne demek oluyor? Mesela top ayağımızda giderken birisinin geldiğini farkettik ve bilmem kaç mili saniye içinde tepki verdik. Bu tepkinin şiddetini, yönünü, sonucunu vs bu sistem hesaplıyor ve oyuncuya göre yorumlayıp tepkiyi ekrana yansıtıyor. Ya da öyle bir şey. Açıkçası bana pek öyle gelmedi ama neyse.
Oyunun esas gelişme kaydettiği kısımlar ise "yine" görsellik. EA bunu hep yapıyor. Sürekli grafiklere, dokulara, çevresel birimlere yenilik getiriyor. Ama oyuncuları bunlardan daha çok oyuna ve oynanabilirliğe önem verdiğini düşünmüyor mu? Bu oyunda da tamamen yenilenmiş oyuncu yaratma ya da editleme bölüm var. Öyle ki, oyuncunun ceza alanı dışından çektiği şutlardan tutun da kulaklarına kadar değiştirebiliyorsunuz. Bravo EA! Bunun dışında verilen bilgilere göre oyunun veritabanında 350'den fazla lisanslı birim, 20 lig, 40 ulusal takım ve 15000 oyuncu bulunuyor.
Oyun tüm bunların dışında çoklu oyuncu desteğine de sahip tabi. Online oluyor ve kurduğumuz turnuvalarla dünya üzerindeki rakiplerimize meydan okuyoruz.
Demo incelemenin dışına çıkarak biraz izlenim moduna girdik, ama olsun. Oyun hakkında daha detaylı bilgi edindik hepimiz. FIFA serisi her ne kadar kullanıcılar tarafından sürekli eleştirilse de, fanatikleri oldukça fazla. Elbette oyun gayet güzel olacak. Seven sevmeyen -futbol oyunlarıyla ilgilenen, herkes en azından bir defa denemeli diye düşünüyorum. Kısa sayılabilecek ve ortalama bir sistemle (700mhz işlemci, 128mb ram, 32mb ekran kartı, 350meg disk alanı ve DX9) rahat oynanabilecek olan demoyu çekip deneyin. Mutlaka hoşunuza gidecek birşeyler bulursunuz.
İyi oyunlar!
Tugi
18-01-2006, 13:37
Fifa World Cup 2002
Yıl: 1997...
Efsane başlıyor
O güne dek gördüğümüz en gelişmiş 3d grafik motoru ile yapılmış spor oyunu (virtual stadium technology adı verilen sistemle mümkün oluyordu bu o yıllarda); DirectX teknolojisinin ve o zamanki (maximum 4MB olan) grafik kartlarının tüm imkanlarını sonuna dek kullanan FIFA 97 raflardaki yerini alıyordu.
Yıl: 1998...
Efsane ilerliyor
Önceki sene başından kalkamadığımız oyunun aslında "ne kadar uyduruk" bir oyun olduğunu anladığımız sene. Nasıl anlamıştık, hatırlayalım? FIFA 97'yi yapan EA Sports, FIFA 98'i yapmıştı. Bu sefer de bu oyunun başından kalkamıyorduk.
Yıl sona ermeden FIFA World Cup 98 sahneye çıkıyor ve yaza kadar FIFA 98'den bayılmış olanlara gazoz etkisi yapan bir ilaç gibi geliyordu. Yazın da bu oyunu oynayarak; güneşi ve denizi unutarak geçirdik.
Yıl: 1999
Efsane yerleşti.
Artık serinin her oyunun çıktığı gün alınacağı kesinleşmiş; oyunlar, dükkanlar tarafından fazla fazla sipariş edilir olmuştu. Hatta bir bölümü stoklanarak karaborsada 4 katı fiyata satılıyordu (tamam, abartıyorum). Üniversiteye hazırlandığım sene de böyle geçmişti. O sene sınava girenlerin çoğu daha az ders çalışmıştı...
Yıl: 2000
Yıl: 2001
Bu arada EA Sports, FIFA serisine dahil olduğunu iddia ettiği 2 oyun daha yaptı ama bu oyunlar, tüm PC futbol oyunları tarihinde (öyle bir tarih var mı demeyin, mutlaka vardır) bir, pardon, iki kara leke olarak kalmaya mahkumdular. O iki sene boyunca da FIFA 99 oynamaya devam ettiğimiz için, serinin en uzun süre oynanan oynu FIFA 99 olmuştur.
Ve... Yıl: 2002
Efsane geri döndü!
2 sene boyunca EA Sports'a gönderilen ve sayısı bir kaç yüz milyonu (baloncuk değil, mail) bulan şikayetlerin hepsini okuyarak; rahip hayatı yaşayan ve kendilerini Amerika'da bir manastıra kapatıp oyunu baştan yapan bir grup adam; Kasım ayında FIFA 2002'yi yarattı.
Artık yepyeni bir oyun vardı. Bilgisayarlar açılırken yine o eski heyecan duyuluyordu. İlk kez oyun iki seri arasında bu kadar yol almıştı. Ve bazı ısrarlı kesimlerin beğenisini alamasa da çoğu oyuncunun takdir ettiği oyun; büyük bir başarıyla 2000-2001 yılları arasındaki utanç tablosunu temizleyerek YILIN SPOR OYUNU seçiliyordu.
Yıl halen 2002. Bir Mart sabahı; erken saatlerde, ani bir haber internet alemini canlandırdı. FIFA serisinin beklenen oyunu WORLD CUP 2002'nin demosunu yayınlandı kaşla göz arasında (Bunu Türkiye'deki oyun severlere ilk duyuran tabi ki TrGamer oldu). Peki bu demo, bize gelecek oyun hakkında ne gibi ipuçları veriyordu?
Asıl konumuza bu cümleyle ani bir dönüş yapıyoruz. Bu yılki demonun ilk dikkat çeken özelliği; şimdiye kadarki en büyük dosya büyüklüğüne sahip demo olması (önceden 15 mb civarı olan demolar bu sene 30 mb'ı geçmiş). Bu bile bazı şeylere işaret ediyor. Demonun Winzip kullanılarak basit bir biçimde kurulmasıyla beraber; demoyu çalıştırdığımızda her sene olduğu gibi doğrudan bir friendly maça giriyoruz ve bu maç; Dünya Kupasının açılış maçı olan Fransa - Senegal maçı. Dilediğimiz tarafı seçtikten sonra ise asıl şov başlıyor.
Haliyle gözümüze ilk olarak grafiklerdeki gelişme çarpıyor. Demo 640*480 çözünürlükte olmasına ve maximum rendering detail'de olmamasına rağmen (ne diyor bu adam derseniz, grafikler sona dayalı olmasa bile...) görsel bir şölen var sahada (ve saha dışında). Oyuncular zaten kendileri olmuş artık. Yani Thierry Henry sahaya çıkıp oynuyor; veya Zinedine Zidane. Yani oyunun retail versiyonu raflarda yerini aldığında; TV'de gördüklerinizden bir farkı kalmayacak sahada olan oyuncuların (Senegal'deki bilmemkim de aynen aktarılmış demek istiyorum ama adamlarla daha önce karşılaşmadık hiç).
Formalar takımların Dünya Kupası için hazırlanan formalarının birebir kopyası ve harika gözüküyorlar. Seyircilere gelince; kendileri artık çöpten adamlar toplanmış maç izliyor durumunda değiller; birbirlerinden ayrı oturuyorlar ve sürekli zıplıyorlar eskisi gibi Bayraklar, renkli kartonlar, vb. atraksiyonlar da mevcut. Saha kenarına indiğimizde FIFA 2002'deki elemanlara ek olarak Dünya Kupası maskotunu ve bu sefer makinalarının flaşları patlayan fotoğrafçıları görüyoruz. Stadyuma dışarıdan baktığımzda da çok gerçekçi gözüküyor (Seul'daki stadyum konulmuş demoya).
Oyun içi animasyonlar da mükemmele biraz daha yaklaşmış. Kaçan goller, faullerde düşen ve düşüren oyuncuların hareketleri, hava toplarındaki animasyonlar ve oyuncuların birbirlerinin omuzları üzerinde yükselmeye çalışmaları, (EA Sports'un bahsettiği "airplay" gerçekten var: bakınız FIFA WC 2002 ön inceleme yazısı), ve en önemlisi "D" tuşu ile top kapılırken her seferinde farklı bir şekilde (o anki pozisyona göre) hareketle defansın topu forvetten kapması (veya kapamaması - eğer Senegal'i seçtiyseniz...) oyuna inanılmaz bir gerçekçilik kazandırmış. Bunlara topu kaybedince dengesi bozulup yere düşen (bazen uçan) oyuncular, topu çizgiye yakın yerlerden oyun sahası içine çevirirken bunu gerçeğe tamamen uygun bir hareketle yapan oyuncular ve kalecilerin akıllıca davranmaları da eklenince, PC tarihinin en gerçekçi ve görsel olarak en iyi tasarlanmış futbol oyunu karşımızda.
Oyunda bir önemli yenilik de "W" tuşu ile barajın freekick sırasında zıplatılabilmesi. Evet, yanlış duymadınız. Aldığım haberlere göre barajın yerini de ayarlamak mümkün (bunu oyun çıktığında göreceğiz). "Sen bu haberleri nereden alıyorsun; hem helal olsun sana; dial-up bağlantıyla üşenmemiş, paraya kıymış koca demoyu indirmiş; bilgisayarın çöktüğü halde tekrar kurup oynamış ve anında bizlerle paylaşmışsın, harika bir yazarsın, TrGamer da harika bir site" diyecek olursanız... neydi bu cümlenin başı?... Her neyse; sizler için çalışmaya devam ediyoruz
Oyun hakkında bir şey söyleyemeyeceğim tek nokta sesler; zira demoda ses yok. Ama oyun çıktığında yazılacak yazıda seslerden ve oyunun genel içeriğinden, zorluğundan (zira demoda zorluk seviyeleri de yok) ve diğer yeniliklerden de bahsedeceğiz. O gün gelene dek; sizler demoyu yayınlayan bir site bulup indirerek (bu yazı hazırlandığı sırada demo EA Sports'un isteği üzerine yayından kaldırılmıştı, resmi demoya kadar beklemeniz gerekecek) büyük kupadan önce bu büyük zevki yaşayanların arasına katılabilirsiniz.
Herkese mutluluk ve futbol dolu günler.
Tugi
18-01-2006, 13:38
Football Manager 2005
Football Manager 2005 yazıma, daha önce bir Championship Manager yazımdan alıntıyla başlamak istedim.
Yıl 1993, o zamanlar bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar bilgisayar dergisi vardı (şimdi ne kadar ki?) Öyle oyun dergisi falan yoktu. İnternet de yoktu doğru düzgün. Bazı dergilerin oyunlar için ayırdığı bir kaç sayfadan takip edebilirdik oyunları ancak. İşte böyle bir dergi 3-4 sayfasını Championship Manager 93 England için ayırmıştı. Serinin ilk oyunuydu. İncelemeyi okuduktan sonra, işte bu oyun benim oyunum dedim. Ertesi gün oynamaya başladım ama 286'da nafile. Sırf CM oynamak için ne upgradeler yapmak zorunda kalmıştım hatırlarım. Bir çok arkadaşım kınamıştı beni, bu ne biçim oyun böyle diye. Ama hepsi bir süre sonra CM fanı oldu çıktı. Bence serisi en çok takip edilen fanları arasında en çok tartışılan, konuşulan ve her sürümdeki yeniliklerle insanı büyüleyen nadir oyunlardan biridir CM. Eline sağlık Sigames.
CM fanı olan herkesin CM ile ilgili eminim yüzlerce anısı vardır. Sabahlamalar, sınavlarda başarısız olmalar, hele hele 15 puan arkasından gelip şampiyon olduğumda ev arkadaşımın sabahın 5'inde gözünden akan yaşları görmek gibisi yoktu
Hepimizin bildiği gibi Eidos ve SI Games'in yollarını ayırması ile bir CM furyası oluştu. SI Sega ile, Eidos'da Beautiful Game Studios ile CM 5 çalışmalarına başladı. Oyunun haklarının Eidos'ta olması sebebiyle oyunun yapımcısı SI, yeni CM'ye Football Manager ismini vermişti. Championship Manager isimiyle seri Eidos tarafından her ne kadar devam ettirilecek olsa da bence serinin gerçek devamı SI tarafından yapılan Football Manager 2005.
Geçtiğimiz günlerde SiGames ilk atağı yaptı ve oynanabilir demoyu bize sundu. Demoda İskoçya ve İngiltere liglerinin "quick start"ları yer alıyor. 6 aylık bir oynama süreci var. İlk izlenimlerimi kısaca yazacak olursam; arayüz tamamıyla değişmiş ama diğer yönlerden öyle ahım şahım değişiklikler yok. Eski arayüze oldukça alışmış birisi olarak ben yenisini çok yadırgadım. Yıllardır ekranın solunda görmeye alıştığımız menülerin bir kısmı artık ekranın üstünde bir kısmı ise altında. Sol tarafta ise bazı alt menüler ağaç yapısında yer alıyor. Gene ekranın sol kısmının altı bölümü bazı mesajlar için onay kutusu ya da içerisinde bulunduğumuz ekrana has menüler olarak kullanılıyor ki oldukça kullanışsız. Her seferinde o kısım aklıma gelene kadar fareyi bütün ekranda gezdirmek zorunda kalıyorum. Özellikle haberler kısmında büyük ızdırap oluyor. Herhangi bir habere cevap vermek için (respond) öncelikle ekranın sağ alt kısmına gidiyorsunuz. Daha sonra orda karşınıza gelen ekranın onay menüsü sol alt köşede çıkıyor ve "hayda hobarey" fare ekranın sol alt kısmına. Bu şekilde 5-10 haber art arda geldiğinde artık mideniz bulanıyor fareyi ekranda gezdirmekten. Sonuç olarak bence arayüz eskisine göre daha kullanışsız. Ya da eskisine çok alışmış olduğum için bana öyle geldi.
Oyuna ben İngiltere "quick start"ını seçerek başladım. Bu seçimden sonra karşımıza kişisel bilgilerimizi gireceğimiz, takımımızı seçeceğimiz bir ekran çıkıyor. Bu seçimlerin daha önceki CM versiyonlarından tek farkı, benim gördüğüm kadarıyla, oyuna işsiz olarak başlayabiliyoruz. Yeni oyuncu yaratılıp oyunda kaydedildikten sonra artık oyunumuza başladık. Hemen "preferences"a gidip oyun ayarlarında ne gibi değişiklikler olduğuna baktım. Eski CM'lere göre görebildiğim farklar artık takımların logolarının, ülkelerin bayraklarının ve futbolcuların resimlerinin de oyuna dahil edilmiş olması. Demo'da bayraklar yer almasına rağmen futbolcu resimleri yer almıyor fakat bazı takımların resimlerini internette bulmanız mümkün. Bunun yanı sıra "incremental save" adında bir seçenek gözüme çarptı. Daha önce ki sürümlerde var mıydı hatırlamıyorum. Bu seçenekle oyunumuz aynı save dosyasının üzerine kaydedilmiyor.
Tugi
18-01-2006, 13:38
Dünya çapında en çok oynanan multiplayer action oyunu hiç şüphesiz Counter Strike. Half Life için geliştirilmiş ve ücretsiz olarak internetten yüklenebilen bir "mod" olan Counter Strike'ın gördüğü yoğun ilgi oyun üreticilerinin de "ilgi"sini çekmiş olacak ki full bir oyun olan Counter Strike: Condition Zero şu anda yapım aşamasında.
Şimdi sorabilirsiniz, "yaw Global Operations ile bu girişin ne ilgisi var?". Aslında çok fazla ilgisi var; çünkü gelişen internet altyapısı sayesinde daha hızlı bağlantı ve internet üzerinden multiplayer oyunların rahat oynanabiliyor hale gelmesi ve yukarıda da bahsettiğim Counter Strike örneğini bir araya getirecek olursak oyun üreticilerinin yeni ve önemli vizyonlarından birini görürüz; internet başta olmak üzere takım tabanlı multiplayer action FPS oyunları.
İşte bu oyun firmalarının önde gelenlerinden biri de Electronic Arts (EA). İçinde bulunduğumuz yılın henüz başlarında olmamıza karşın Ocak ayında piyasaya sürülen Medal of Honor: Allied Assault bu yılın en çok söz edilen oyunu belkide. Gerek single player, gerekse de multiplayer olarak (oyunun ilk çıkan demosu sadece multiplayer modunda çalışıyordu) oldukça başarılı olan bu yapım Electronic Arts'ın da bu konuya, yani multiplayer ağırlıklı FPS'lere, giderek artan bir önem verdiğinin göstergesiydi.
Global Operations ise EA'nın yayınlayacağı yeni bir FPS. Fakat bu kez hedef olarak takım tabanlı multiplayer modu hedef alınmış. Çıkış tarihi tam olarak 26 Mart 2002 olarak açıklanan oyunun yapımı şu anda tamamlanmış durumda. Geçtiğimiz hafta Perşembe günü ise oyunun "Multiplayer Public Beta" sürümü yayınlandı. İlgilenenler yaklaşık 100MB'lık oyunu FilePlanet'ten (üyelik kaydı gerekiyor) veya doğrudan izlenim yazısında bulabilirsiniz. Nitekim sözkonusu yazıda tanıtımı yapılan şeylerin çoğunu bu multiplayer beta'da gördük.
Oyun sadecec internet üzerinden oynanabiliyor. Eğer hızlı bir bağlantınız varsa programın kurulduğu dizinde yer alan sunucu programını çalıştırarak oynanabiliyor bir Global Operations sunucusu çalıştırabiliyorsunuz. Ayrıca oyunla birlikte gelen GameSpy yazılımını yükleyerek de (kaydınız yoksa üye olmanız gerek, ben kurdum ve sonra da kaldırdım. Tercih sizin...). Oyun tek bir harita (Quebec - Kanada) ve tek bir görevden oluşuyor. Bir tarafta teröristler, diğer tarafta da anti-teröristler yer alıyor. Şimdi sıkı durun; bu harita ve görevde terörist tarafta Türkiye karşıtı bir terör organizasyonu var. Bu organizasyonun önde gelen isimlerinden biri nakil sırasında kaçırılmaya çalışılıyor; Terör organizasyonunun Kuzey Amerika'da konuşlanmış bir grubu nakil aracının yolunu kesiyor ve adamı kaçırmaya çalışıyor. Anti-terör timi ise adamı tekrar yakalamaya...
Beta'yı kurduğumuzda karşımıza basit bir menü çıkıyor (sadece profil yaratma ve oyuna girme seçenekleri var). Oyuncunun adı girildikten sonra oyuna girdiğinizde ise sunucu arayıp bağlandığınız esas menülerle karşılaşıyorsunuz. Bu bölümde options kısmında grafik ve kontrol gibi ayarları yapabileceğiniz diğer seçenekler de var. Network kısmında Internet ve LAN seçenekleri var, fakat LAN üzerinden oyun yaratma seçeneği yok, sanırım bu özellik full sürüm ile birlikte gelecek. Neyse, internet oyunlarından birine katılmak için Refresh butonuna kliklediğinizde 150-200 sunucu listeleniyor ve ardından da bu sunuculara olan bağlantı hızlarınız güncelleniyor. Sunucular arasında Electronik Arts'ın sözkonusu beta için açtığı sunucular da var fakat bunlara erişim biraz yavaş. Diğer sunucular arasında boş slot olanların çoğu da şifre istiyor. Şanslıysanız hem hızlı hem de şifre istemeyen bir sunucu bulup oyuna giriyorsunuz.
Tugi
18-01-2006, 13:38
Hitman 2: Silent Assassin
Bu yazıyı kan görmeye dayanamayanlar boşuna okumasın Tüm zamanların en gerçekçi oyunu yeni bir tür olan Katillik Simülasyonu'nun yeni versiyonu Hitman 2: Silent Assassin çıkmak üzere. Ben dayanamayıp oyunu beğenmeyen bir arkadaşımdan alıp beta tester olarak size hizmet veriyorum.
Hitman 2'de ilk değişiklik olarak silah menüsü göze çarpıyor. Silahın her türlü özelliği hangi ülke yapımı olduğu kaç kurşun aldığı vb. Oyundaki çeşitlilik göz kamaştırıyor:
- Mp5
- Kaleşnikof
- Colt M4A1
- Franchi Spas AS 12 pompalı tüfek
- Dragumon SVD sniper
- Baretta 92 sustuculu/susturucusuz
- AMT Hardballer
- Çeşit çeşit bıçak
- Yay
- Kılıç
- Balta
- Molotof Kokteyl
Daha başka silahlar da var ama oyun beta olduğu için açık değil.
Hitman'in en ilgi çekici özelliği öldürdüğümüz veya öldüreceğiniz kişilerin vücut yapısının gerçek bir iskeletten oluşturulmuş olması; ki bu özellik aynen ilk oyundaki gibi devam ediyor. Beta vesiyonu olduğu için adamı kafadan vurduğumuz zaman yere düşüp dizlerinin ters dönmesini es geçiyorum. Ama oyunun tam sürümü gelince de böyle olursa atmosferi çok etkiler. En büyük korkum ilk oyundan daha kötü olması. Çünkü devam oyunları genelde eski kıvamı tutturamıyor.
Grafik ve dokular oldukça güzel. Mimikler güzel işlenmiş. Ayrıca camlardan içeriye ışığın süzülmesi çok hoş. Ama karakterler bazen kapının içinden geçiyor. Bunu da beta olmasına bağlıyorum. Yapay zeka da gelişmiş. Özellikle açık alanlarda adamlar siper alıyor, yardım çağırıyorlar. Yerde yuvarlanmaları da cabası.
Oyundaki önemli unsurlardan biri de sessizlik; dikkatsizlik ölümünüze yol açabilir. Bir anda 15 kişi tepenize çıkar. Sessiz ve derinden gitmek gerekiyor anlayacağınız. Yapay zekadaki bir diğer gelişme de bir adamı öldürdünüz ve kıyafetini alıp ortalıkta dolanmaya başladınızda ortaya çıkıyor. Diyelim tanındız. Aynı elbiseli bir diğer adamı öldürüp giysisini alınca da sizi hemen tanıyorlar. Önceki oyunda böyle birşey yoktu. Ayrıca artık kel kafayla gezmiyoruz, kıyafetini aldığımız adamın saçlarıyla aynı bir peruk takıyoruz. Nereden bulduğunu anlayamadım...
Oyunun sistem ihtiyaçları; 256 mb Ram 800 Mhz'den iyi bir işlemci ve 3d ekran kartı. Geforce'a tam destek veren oyun, oldukça kanlı. Adamın beynini duvara yapıştırabiliyoruz. Ama kafası patlamıyor (Adult only). Macera filmlerindeki gibi karşıdaki şahıs sizden şüphelendiği an vurmuyor. Silahı size dönük bir şekilde etrafı kolaçan ediyor.
Ana fikir olarak oyun bu haliyle olmasa da buglara göz yumunca güzel oluyor. Eğer ki oyun bir kaç bug düzelip piyasaya çıkarsa bu haliyle ASLA başarı yakalayamaz. Ama gidişat böyle göstermiyor. Yine de oyun yapımcılarına güven olmaz. Nasıl olsa alırlar diye böylece uğraşmadan sürürler piyasaya. Başarılar dileyerek sizi Oyunun yenilikleriyle baş başa bırakıyorum.
- Gerçek zamanlı gölgeler
- Yüz animasyonları
- FPS olarak oynayabilme
- Hava efektleri
- Göz kamaştırıcı ara demolar
- Özel Efekler
- Işıklandırma efekleri
Tugi
18-01-2006, 13:38
The Hulk
Çizgi film kahramanlarının beyazperdeye aktarılması moda oldu biliyorsunuz. Beyazperdeye aktarılan birşeyin de hemen oyununun yapılması, en baştan beri modaydı zaten. The Hulk, yakın bir zamanda vizyonda olacak. Oyunu da aynı anda piyasada olacak. Biz, oyun çıkmadan, demo versiyonuna göz attık. Bakalım oyun nasılmış.
Demo versiyonu dev gibi yer kaplamasına rağmen abartı kısa sürüyor. Bir çölün ortasında, benzinlikte mola veriyoruz. Tuvalete girip elimizi ve yüzümüzü yıkarken, bir anda aynada Hulk görünüyor. Aynanın içinden kolu çıkıyor ve bizi yakamızdan yakalayıp çekiyor. David'in kafası aynaya çarpıp kırıyor. Acı çektiği için de Hulk'a dönüşüyor. O anda, David'in bulunduğu benzinliğe bir ordu yaklaşmakta. Tanklar, zırhlı araçlar ve helikopterlerden oluşmuş kalabalık bir topluluk. Hulk duvarı kırarak dışarı çıkıyor ve askerler de helikopterlerinden inmeye başlıyor. Hulk ayağını yere vurarak heryeri dağıtıyor ve oyun burada başlıyor.
Hulk'un çatlattığı bölgeden çıkamıyoruz. Devamlı askerler saldırıyor ve onlara temiz bir dayak atıyoruz. Oyunun oynanışı çok eğlenceli. Diğer bir Marvel oyunu olan Wolverine's Revenge'de, kontroller felaket idi. Bu oyunda ise abartı kolay ve çok başarılı. Yumruk atarken asla sağa sola sapmıyorsunuz ve birini hedeflemek için bir tarafınızı yırtmıyorsunuz. Herşey çok basit ve eğlenceli olmuş. Askerlere isterseniz yumruk atıyorsunuz isterseniz aksiyon tuşu ile tutup fırlatabiliyorsunuz. Fırlattığınız askerler çarptıkları diğer askerlere ve cisimlere zarar veriyorlar. Tuttuğunuz askeri, isterseniz fırlatmayıp diğer elinizde beynini dağıtabiliyorsunuz.
Bölümde devamlı helikopterlerden askerler iniyor ve siz de 3'er 5'er onları hallediyorsunuz. Etraftaki her cisimle etkileşime girmeniz mümkün. Koskocaman bir arabayı kaldırıp askerlere vurabiliyorsunuz veya direk fırlatabiliyorsunuz. Kutuları kırabiliyorsunuz, benzin pompalarını havaya uçurabiliyorsunuz. Yumruk tuşuna basılı tuttuğunuzda ise, yeri bile çatlatan güçlü bir vuruş yapıyorsunuz. Size atılan roket gibi ağır silahları yumruğunuzla ters çevirebiliyorsunuz. Zaten bölümün sonunda bir tank geliyor ve size saldırıyor. Bunu öldürmek için ya benzin pompalarını patlatıyorsunuz ya da tankın size yolladığı roketleri gerisin geriye yolluyorsunuz.
Tankı havaya uçurduğunuz zaman, yine bir video görüntü giriyor. Hulk zıplayarak helikopterlerden birine tutunuyor ama ardından tutunduğu parça fazla ağırlıktan kopuyor. Oldukça yüksek bir mesafeden Hulk aşağıya düşmeye başlıyor ve bir anda yeniden David oluveriyor. O anda telefon sesi duyuyoruz. Telefon çalıyor. Bilin bakalım ardından ne oluyor? Demo sona eriyor Büyük ihtimalle olanlar bir rüya idi, ama bunu full sürümde öğrenebileceğiz.
Kontroller ve oynanış abartı kolay ve eğlenceli olduğundan, bu oyunu hevesle beklemeye başladım. Çıkmasına fazla kalmadı zaten. En fazla 1 ay var. Spiderman ve X-Men'den sonra, kontrollerinde sorun olmayan ve şirin grafikli bir oyun görmek iyi oldu. Grafiklerin iyi olmasına rağmen sistemleri zorlamaması da iyi bir yön. X-Men bu konuda sorunlu idi.
Grafikler oldukça iyi. Video görüntüler çok yüksek çözünürlükte, neredeyse oyun içi motoruyla aynı görünmekte. Oyunun kendi grafiği de çok parlak, çizgi film havasında. Hulk, parlak yeşilden oluşmuş, jöle benzeri birşey olmuş ama kötü değil. Poligon sayısı hafif düşük tutulmuş gibi ama bence görüntüde hiç sorun yok. Herşey fevkalade detaylı şekilde modellenmiş. Çevre ile maksimum etkileşime girmek de acaip eğlenceli. Işıklandırma ve patlama efektleri oyuna ayrı bir hava katmış.
Seslendirmeler de kaliteli. Filmdeki resmi müzikler oyunda da kullanılmış. Sanırım karakter seslendirmeleri de filmdekiler tarafından yapılmışlar. Demo versiyonunda fazla ses duymak mümkün olmadı zaten ama kalitesinden eminim şimdiden.
Demo çok kısaydı ama oyun hakkında fikir verdi bana. Demo'nun kalitesinden geri gitme gibi birşey söz konusu olamayacağına göre, hatta daha bile iyi bir full sürüm çıkabileceğine göre, bu oyun, kesinlikle ama kesinlikle alınması gereken bir oyun olacak. Hulk, eskiden yayınlanan bir çizgi filmdi ve unutuldu. Hatırlamak için 2 doz ilacımız hazır durumda..
Tugi
18-01-2006, 13:38
Juiced
Genelde biz yazarlar bir oyunun incelemesine başlamadan önce iki çift laf edip yazıyı öyle bağlarız. Bu yüzden de bir yazının en zor kısmı giriş kısmıdır genellikle. Arada bir de böyle girişi bağlamanın zorluğundan bahsedip daha sonra yazıya başlamak biz yazarlığın bildik geyiklerindendir.
Neyse, gelelim oyunumuza... Oyunun isminin Juiced olması aslında biraz kafa karıştırıcı, insanın aklına sanki içine limon sıkılmış bir oyunmuş gibi bir çağrışım yapıyor ya da en azından bana. Acclaim'in çıkardığı oyun ne yazık ki piyasada sadece diğer iyi oyunlara alternatif olarak kalacağa benziyor, tabi eğer demonun üstüne yeni bir grafik motoruyla fizik motoru eklemezler ve arabaların iç mekanlarını oyuna aktarmazlarsa. Sizin de anlayacağınız gibi oyun çok iyi bir oyun değil, hatta oyun için olsa da olur, olmasa da olur denebilir. Oyunun grafikleri bir sene öncesine ait. Radeon 9800 Pro grafik kartıyla 1024*768 32 Bit ve yüksek kalitede çalıştırdığım oyunda beklediğimi pek bulamadım açıkçası.
Sesler içinse söylenecek bir şey yok, olabileceği kadar iyiler ama aynı şeyi demodaki müzik için söylemek çok zor, Underground'a özenerek koyulmuş olan müzik oldukça kötü, oynadığım 45 tur boyunca daha ilk turda rahatsızlık veren rock türüne yakın bir parça vardı.
Acclaim'in oyun için söylediği gerçekçi sürüş ve hasar modellemeleri gerçekten de dediği gibi olmuş. Mesela bir arabaya yandan hafifçe dokunduğunuzda dahi araba hasar alıyor, dokunduğunuz bölge fark edilir biçimde yamuluyor ve ışık yansımalarıyla birlikte bakıldığında yapımcı firmanın bu iş üzerinde çok uğraştığı anlaşılıyor. Hatta oyunun en iyi yanı bu diyebilirim. Gerçekçi sürüş modellemeleri konusuna gelince, spin atma işinin biraz abartıldığı hemen belli oluyor. Hangi araba saatte 120 km ile giderken küçük bir virajı spin atarak döner ki? Acclaim'in arcade ve simülasyon stillerini muhteşem bir biçimde karıştırdık sözüyle neyi kast ettiğini anlamak gerçekten zor. Tepenizde süs olsun diye dolaşan helikopterleri kast ediyor olabilirler belki de.
Neyse, oyunun iyi yanlarından devam edelim biraz da, en azından tam sürümde bulunacak olan iyi yanlardan. 50 kadar lisanslı araba kuşkusuz oyuna artı kazandıracak bir özellik olarak öne çıkacaktır. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, acaba oyunlara arabaların iç mekanlarını eklemek ne kadar zor? NFS oyunlarının en sevdiğim yanı olan arabaların iç mekanının Underground'da kaldırılmış olmasını fırsat bilen diğer firmalar hemen modaya uydu (!) ve artık bu tür hafif de olsa arcade-vari yarış oyunlarında iç mekan tasarımlarını görmek hayal oldu.
Yapımcı firmanın bir diğer iddialı olduğu şeyse gelişmiş multiplayer özellikleri. Ancak demoya bakarak bu özellik hakkında olumlu bir şeyin çıkmasının çok yüksek bir ihtimal olmadığını söyleme hakkımı kullanmak zorundayım.
Son olarak size tavsiyem eğer bu türün fanatiğiyseniz mutlaka bir göz atmanız olacak. Ancak değilseniz boşverin gitsin.
Tugi
18-01-2006, 13:39
Lionheart: Legacy of the Crusader
Uzun süredir oyun dünyasında bir konu çok sık tartışılır olmaya başladı; 3D, RPG'yi öldürür mü (bu biraz evlilik aşkı öldürürmüye döndü ya neyse)? Bu tip oyunlara son iki-üç senedir başlamış olan arkadaşlar için durum tabi ki 3D oyunlardan yana olmasa da eski kuşak oyuncuların bir Neverwinter Nights ya da Dungeon Siege'den pek memnun kaldıkları söylenemez. Genel olarak 3D oyunlara karşı olmasam da, bu oyunlardaki senaryo felaketlerini (9-10 yaşlarındaki bir kardeşimizin hayal dünyası bile daha iyisini yapabilirdi bence) yok saymam ne yazık ki mümkün değil. Bizim alıştığımız, taptığımız bir Baldur's Gate, bir PlaneScape: Torment bu oyunlara bin basacak türden 2D oyunlardı; 3D, ilerisi için iyi gözükse de şu an için pek çok kişiyi mutlu edemekte ne yazık ki.
Neyse efendim oyun dünyasındaki bu 2D-3D polemiği süredursun, 2D tarafında olanları yerlerinden hop oturtup hop kaldıracak bir oyun geliyor yakın zamanda; ismi mi? "Lionheart: Legacy of the Crusader". Yukarıda 3D oyunların senaryo özürlüğünden, 2D oyunların senaryolarındaki başarıdan bahsetmiştim, işte Lionheart bu konuda 2D'nin ne kadar üstün olduğunu bize bir kez daha kanıtlıyor.
Yapımcılar Lionheart'da yeni bir dünya yaratmaktansa alternatif bir tarih senaryosu hazırlamayı daha uygun görmüşler; oyunun isminden de anlaşılabileceği gibi (Aslan Yürek) senaryo Aslan Yürekli Richard'ın haçlı seferine çıkması ile başlıyor (1100 yılları civarı) yani her şey normal tarih akışıyla ilerliyor.
Ancak, sefer sırasında gerçekleşen bazı olaylar sonucunda bir boyut kapısı açıldı ve açılan kapıdan dışarı şeytani bazı yaratıklar ve büyücüler çıktı. Sefer sırasında birbiriyle savaşta bulunan güçler, yani Müslüman ve Hıristiyanlar bu yeni düşmana karşı birlik oldular ve kötü güçler Selahaddin Eyyubi ve Aslan Yürekli Richard önünde eğilmek zorunda kaldı. Düşman yenilgiye uğrasa da dünya'nın bir daha eskisi gibi olacağını düşünmek yanlış olurdu. Kapının kapanmasından sonra dünyada kalan bazı yaratıklar insanlarla kaynaşmış bazıları ise kötülüklerine devam etmekteydiler.
Böylece yıllar geçti ve 1500'lü yıllarda kapı kötü güçlerce tekrar açılmaya çalışıldığı sırada oyun bizim kontrolümüze geçiyor, tahmin ettiğiniz gibi kapının kapanmasını (ya da hiç açılmamasını) sağlayacak kişi biziz; çünkü Aslan Yürekli Richard'ın soyundan geliyoruz...
Tugi
18-01-2006, 13:39
The Lord of the Rings: The War of the Ring
Yazının başlığını gördükten sonra bir saniye düşünmeden okumaya karar vermişseniz, mouse'unuzu istem dışı yazının başlığına doğru harekete geçirmişseniz; evet siz de bir fanatik sayılırsınız
Her şey 1937'de J.R.R Tolkien'in "Hobbit"i yazmasıyla birlikte başladı, onu takip eden Yüzüklerin Efendisi üçlemesi yazarın kendisini bile şaşırtacak bir başarı kazanacak ve bir nevi fantastik edebiyatın temellerini oluşturucaktı. Kitaplar milyonlarca kişi tarafından okunacak ve özellikle "68 Kuşağı" olarak bilinen kitlenin başucu kitaplarından sayılacaklardı. Peki neydi kitapları bu kadar eşsiz kılan? Bu sorunun cevabını hem herkes verebilir, hem de hiç kimse veremez diyebiliriz bir bakıma; en basit cevapsa şu "hayal gücü". Evet bu tartışılmaz bir gerçek, kitap inanılmaz bir hayal gücü ve edebi kabiliyetin ürünü.
Neler söylenmedi kitaplar hakkında, büyük savaşın aslında 2. Dünya savaşı olduğu, kötü güçlerin aslında Nazi Almanyasını temsil ettiği; J.R.R Tolkien'in de 1. Dünya Savaşına katılan bir asker olarak savaş psikolojisi içinde kitabın temel fikirlerini oluşturduğu; ya da kitapları sadece çocuklarının geceleri uyumadan önce dinledikleri masalları beğenmediği için yazdığı gibi. Bu fikirlerin içinden aslında en uçuk gibi gözükeni (ama benim inandığım Elf ırkının Finlileri temsil ettiğidir; şimdi nasıl yani, ne alaka dediğini duyar gibiyim bazılarının, ama Tolkien amcanın bir dil bilimcisi olarak Finceyi İngilizceden çok daha estetik olarak nitelediği bir gerçektir; ayrıca Finliler'in destanı "Kalavela" da üstadın çok ilgisini çekmekte ve bu ilgi kitaplara da yansımaktadır. Bir çok ortak yön bulabilirsiz kitaplarla "Kalavela" arasında..
Neyse efendim sadede gelelim, peki bu kadar çok fanı bulunan ve yanılmıyorsam halen dünyanın en çok satan kitabı konumunda olan (doğru değilse yorumlar kısmında belirtin arkadaşlar), efsane, fenomen olarak tanımlanabilen bir eserin sadece kitap olarak kalması mümkün müydü sizce? Ne yazık ki değildi, filmi eninde sonunda yapılacaktı, ki zamanın olanaklarına göre en iyi şekilde yapıldığı kanaatindeyim ben, iyi oldu kötü oldu orayı başka zaman tartışırız, ama biz bilgisayar manyakları sadece beyaz perdede istemiyorduk efsaneyi, bilgisayarlarımızın ekranlarında da olmalıydı o. Peki oldu da ne oldu?
Bir çok LoTR oyunu yapıldı ama ben filmle beraber çıkanlardan bahsedeceğim; Action-Adventure türünde olan bu oyunlar hanginizi memnun etti? Yapımcıların anlamadığı fantastik kurgunun öncüsü olan bir oyunu tutup Action-Adventure olarak oyuncu kitlesinin karşına çıkarmaktı, biz adamlardan RTS ya da RPG felan beklerken onlar kitabı alıp basit bir adam kesme oyunu yapmaya çalıştılar ama kaybeden kendileri oldu. Ama insan ırkının güzel özelliklerinden biri olan yanlışlardan ders çıkarmak bir kez daha yüzümüzü güldürmeyi başardı, artık efsanenin de bir RTS'i var LoTR: War Of The Ring, ama bakalım nasıl?
Oynayabildiğimiz şimdilik sadece oyunun demosu olduğu için ancak belirli bilgiler verebileceğim sizlere, yani oyun üstünde daha bir çok değişiklik olacağı yüksek bir ihtimal. Ben demoda bulunan iki görevi anlatayım: İlk görevimizde lanetli bir ormanda kahramanımız Legolas ve yancı olarak ona eşlik eden elf archer'lar ile Gollum'u takipteyiz. Başta da söylediğim gibi burası lanetli bir orman olduğundan sürekli olarak dev ve yavru örümceklerin (spider) saldırısına maruz kalmaktayız, ayrıca shade'ler de etrafta kol gezmekte haberiniz olsun; bir süre sonra spiderlar'ın elinden kurtardığımız rangerlar'ın da (ha bu arada rangerlar ön saflarda savaşıyorlar yay ve okları yok haberiniz olsun) bize katılmasıyla takibe devam ediyoruz.
Tugi
18-01-2006, 13:39
Medal of Honor: Allied Assault
Ne demeliyim, nasıl bir giriş yapsam bilemiyorum, doğaçlama olacak galiba . Multiplayer demosunu oynadıktan sonra, 179 MB'lık single player demoyu netten yükleyip yüklememek arasındaki kararsızlığımı en sonunda yendim. İyi ki de yenmişim, yaklaşık 2 hafta sonra piyasaya çıkacak Medal of Honor: Allied Assault'un (MoHAA) uzun zamandır beklediğimiz kalitede bir oyun olacağı kesin!
Şimdi bana, RtC Wolfenstein (RtCW) kötü mü de böyle konuşuyorsun diye soracaksınız. Wolfenstein'ın yeri çok ayrı ve büyük bir zevkle oturup oynadık, fakat oynarken sürekli olarak yeni birşeylerin eksikliğini de hissettik. Her ne kadar RtCW gerek grafik gerekse de içerik olarak her yanından kalite fışkıran 2nci dünya savaşı konulu güzel bir FPS olsa da, MoHAA'nın demosunu oynadıktan sonra RtCW'nin hemen ardından FPS'cileri daha fazla tatmin edecek bir oyunun kısa süre içinde çıkıyor oluşuna çok sevindim. Çünkü bence RtCW FPS oyun dünyasına yeni birşeyler getirmiyordu, tek bir adam yine önüne geleni öldürüp, yaratıklarla işini bitirince oyun da sona eriyordu. Siz de oyunu bitirdiğinizde "aaa, bu kadar mı? yeni birşey yok mu?" şeklinde bir soru sormadınız mı kendi kendinize
Gelelim demo incelememize, zaten kısacık birşey olacak, onu da inceleme yazısında yazılması gerekenlerle doldurmayalım. Biliyorsunuz oyunun multiplayer (MP) demo'sunu da oynamış ve bununla ilgili bir de haber+screenshot eklemiştik siteye. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan single player (SP) demo da tam bilgisayar sistemlerimizi upgrade ettiğimiz zamana rastladı (512 DDR SDRAM, Athlon XP 1600+ ve sitemizde incelemesi yayınlanan Epox anakart. Bunlara ek olarak eski 32 MB'lık GeForce 2 MX grafik kartı kullanılmaya devam ediyor). Bu konfigürasyonda öncelikle MP demoyu tüm detayları maksimum açık bir şekilde test ettim, ortalama 30 FPS çıktı. Neyse, inatla SP demoyu da yükledikten sonra (iyi ki yüklemişim) oyuna daldık.
Demomuz sadece bir görev içeriyor. Başlangıçta yanınızda bir asker daha var ve sizinle birlikte ilerliyor. Kısa bir süre sonra iki asker daha size katılıyor. Yanlız oyunun özelliği gereği bu askerlere komut veremiyorsunuz. Sizi takip ediyor, düşman gördüklerinde çatışmaya giriyor ve gerektiğinde (mesela siz bir tankı bazukayla yokederken) sizi korumaya alıyorlar. Genelde çatışmaya girmediklerinde yanınızdan ayrılmıyorlar. Açıkçası yapay zekayı baya beğendim denebilir. Detaylara başta girip kafa karıştırıyorum galiba, ama idare edin artık, yoksa bu yazı bitmez.
Yanınızda çarpışan bu adamlar da yaralanıp ölebiliyorlar (yaralarının ciddiyetine göre miğferleri düşüyor, topallayarak yavaş ilerliyorlar falan), bunu engellemek için gerçek savaş ortamında olduğunuzu unutmadan siper alarak ve temkinli ilerlemeniz şart.
Tek görevi içeren bu demoda amacınız roket atışı yapan 4 top benzeri silahı yoketmek. Görevin geçtiği harita ise MP demo için daha sonradan yayınlanmış olan 2nci haritanın hemen hemen aynısı. Önce bir kasabaya ulaşmanız, ardından da bu kasabanın sonundaki katedral gibi yeri geçip yolun sonundaki top mevzilerinde bulunan hedefleri yoketmeniz gerekiyor. Göründüğü kadar kolay olmadığına emin olabilirsiniz. Çünkü özellikle kasabada sizi bekleyen makinalıtüfek yuvaları, pusuya yatmış 300'e yakın düşman askeri ve ilerlerken yoketmeniz gereken bir panzer var.
Oyunun grafikleri hakkında söylenebilecek tek şey harika oldukları. MP demoda birçok efekti (patlama vb.) görme şansımız yoktu. Ancak işin içine birsürü düşman koyunca ve detayları sonuna kadar açınca Q3 motorunun güzel bir uygulamasına tanık oluyorsunuz. Özellikle görevin son bölümündeki topların sizi nişan alarak yaptıkları atışlar ve mermilerin yere çarpıp patlayınca ortalığa saçılan parçacıklar görmeye değier. RtCW'nin çıkarma sahnesinde de (sadece MP'da var) bombardıman efekti vardı, ama çok yapay bir efektti bu.
Oyunun yapay zekası çok iyi demiştim. Yanınızdaki askerlerde olduğu gibi düşmanların davranışları da çok mantıklı. Ancak bunun bir SP oyun olduğunu ve düşmanların hareketlerinin sizin bulunduğunuz noktaya göre scriptlerle aktive edildiğini unutmamak gerek. Ancak nasıl yapılıyor olursa olsun, sanki gerçek bir savaşta gerçek düşmanlara karşı savaştığınızı çok iyi hissettiriyor. Sizi gören bir düşman durup ateş etmek yerine saklanıyor, yatıyor, mermisi bittiğinde sipere girip şarjörünü dolduruyor ve daha neler neler.
Anlatmakla bitmeyecek ve zaten birkaç haftaya kadar oyunun kendisi de piyasaya çıkacak. İşin güzel yanı yayıncının Electronic Arts oluşu ve oyunlarını Aral İthalat tarfından getiriliyor oluşu. Bu satırları yazarken Aral İthalatı arayıp MoH AA'nın PC versiyonunun Türkiye'ye getirilip getirilmeyeceğini sordum, cevapları "yurtdışında çıkınca Türkiye'ye de getirilecek" şeklinde oldu. Hadi bakalım orjinal oyuncular ). Şimdiye kadar kaç oyuna başlar başlamaz "çok iyi yaw" şeklinde bir yorum yaptınız? İşte Medal of Honor: Allied Assault öyle bir oyun...
Tugi
18-01-2006, 13:39
Medal of Honor: Pacific Assault
Demo inceleme deyince akla önceden 10-20 mb'lik dosyalar gelirdi. Oyunların kapladığı alanı dikkate alırsak, bu değerler demo versiyon için gayet uygundu. Ama artık yeni çıkan demolar 100mb'den aşağı değillerdi. Ta ki bu devasa demoya kadar. Tamı tamına 530mb!
Demo 530 mb ve açıldığında 560mb civarı yer kaplıyor sabit diskte. Oyunda bir adet harita mevcut. Zaten oyunu çalıştırdığınızda menüler falan yok. Direkt oyuna giriyorsunuz. Yükleme sırasında size oyunla ilgili bilgiler arka planda veriliyor. Hatta yükleme o kadar uzun sürüyor ki en az iki defa loop ediyor bilgileri. Gerçi benim seçtiğim ayarlardan kaynaklanmış olabilir bu gecikme. Her neyse. EA özel açıklamada bulunmuş bu demo için; demo versiyonu, oyun henüz geliştirilme aşamasında olduğundan biraz fazla sistem kaynağına ihtiyaç duyuyor. Zira minimum konfigürasyonu sağlayamazsanız oyun size iki hata mesajıyla geri dönüyor. DX8-DX9 ekran kartınız yoksa, oynayamıyorsunuz. DX8-DX9 ekran kartınız var ancak sisteminiz diğer gerekli bileşenleri içermiyorsa, yetersiz sistem uyarısı ile devam edip etmeyeceğiniz sorusu geliyor. Neyse, kısacası oyunun tam sürümünde bu sistem gereksinimleri kısılacak ve oyun daha geniş bir sistem desteğine sahip olacak. Bu şekilde biraz eski sisteme sahip olan kişiler de rahatlıkla oynayabilecek.
Oyunda efektler mükemmel denilebilecek değerdeler. Gerek ses gerekse görüntü çok iyi. Eleman ile sıcak bir çarpışmaya girdiğinizde, Tommy'nin (yönettiğimiz karakterin adı Tommy Conlin) gözleri bulanıyor, sesleri boğuk duduyor ve görüntüleri de blur efektiyle birlikte izliyorsunuz. Arkadaş biraz heyecan yapıyor. E haliyle onca Japon'un arasına dalıyor. Yaralandığında da sıhhiye çavuşunu çağırıyor, çavuş da gelip Tommy'nin yaralarını sarıyor. Demoda bir takımın komutanı olarak hareket ediyoruz. Takım, siz ne derseniz emirlere uyuyor. Ok tuşlarıyla takıma emir verebiliyorsunuz: İleri, geri çekil, toplan, koruma ateşi. Düşmanı vurduğunuzda takımdan gelen "çok iyi atıştı Tommy!" gibi repliklerle gaza geliyoruz. Bu takım, savaş sırasında Japonların inşa ettiği havaalanının varlığından haberdar olup onlara karşı direnişe geçen ve Japonları bir süre oyalamaya çalışan 1. Deniz Piyade Bölüğüne ait. Bu bölük burada 6 ay boyunca direnmiş ve destek beklemiştir; gelmeyen desteği. Bu şekilde 6 ay boyunca çarpışmanın en şiddetli olduğu kısımda bulunmuşlar. Burası da Japonların Lunga Point, Denizcilerin Henderson Field dedikleri, Pasifik'in kontrolü için en can alıcı yer.
Orjinal hikayeden ufak bir alıntıdan sonra devam edelim... Demo versiyon, oyunun kendisi için çok vaatler veriyor. Zira 25+ bölümlük oyun, 8 farklı çok büyük çoklu oyuncu senaryoları içeriyor.
Demo için yazılacak fazla şey yok. 530 mb büyüklüğündeki dosyayı çekebilecekleriniz varsa hiç durmasın. Zira tadı damağınızda kalacak. Hele havaalanına girdiğinizde uçakları indirmeye çalışacaksınız ki, sormayın.
İyi oyunlar.
Tugi
18-01-2006, 13:39
MotoGP: Ultimate Racing Technology 3
Bazı oyunlar vardır, kendini yer yer tekrar etmesine rağmen ortalıkta rakibi olmadığı için inatla her yeni versiyonunda, tarzının en iyi oyunu seçilir. MotoGP: URT 3 de işte "o" oyunlardan biri. 2002 yılında başlayan motosiklet yarışı çılgınlığı 2005 yılında PC platformunda tam gaz devam ediyor. Neden PC platformu diye özellikle belirttim? Çünkü oyun bundan yaklaşık iki sene önce PlayStation 2'ye çıktı da ondan... Ama bizim için fark etmez, zira birbirinin klonu oyunlar arasında kaybolan bizler için MotoGP gibi oyunların PC'lere uğraması bile büyük bir sevinç kaynağı.
Oyunun önceki versiyonlarını oynamayanlar varsa kısaca oyunun içeriğini anlatayım; lisanslı motosikletlerle, ünlü pilotlarla, gerçek yarış pistleriyle ve gerçekçi ses, fizik ve grafiklerle harmanlanmış bir seri MotoGP serisi. Her yeni versiyonda ufak değişiklikler olur, ara yüzlere genelde dokunulmaz ama oyunlar yine kendini oynattırır zevkli oldukları için. Ama içimden bir ses bu oyunda değişen ciddi şeyler olacak diyor.
Yine mi aynı?!..
Oyuna başladığınızda emektar (!) ara yüz, yorgun bir yüz ifadesiyle size içten bir merhaba diyor (hı?). Ekstra yumuşatıcı kullanılarak yumuşatılmış olan bu cümle aslında sizleri daha baştan kızdırmamak içindi. Yani kısacası ara yüz aynı. Ama bu bizim için sorun değil, zaten ara yüzle kaç dakika haşır neşir oluyoruz ki, değil mi? Demoda doğrudan atladığım bölüm Single Player seçeneği oldu, burada Quick Race ve Time Trials açık, Career ve Tutorial kapalıydı. MotoGP 2'de Stunt Mode adındaki mod bu oyunda yok. Çok can alıcı bir mod olmadığı için yokluğunu hissetmeyeceğiz. Quick Race'e geldiğimde çok sevineceğim bir şeyle karşılaştım. Class diye bir seçenek vardı burada, önceki oyunlarda olmayan ve bence MotoGP serisinde yapılan en güzel yenilik bu.
Nasıl yani, MotoGP de mi Underground oldu?
Class seçeneğinde Grand Prix (standart pist yarışları) ve Extreme 600/1000/1200 bölümleri var. Herhangi bir Extreme'i seçtiğinizde kendinizi gece vakti, büyük binalar arasında geniş bir otobanda buluyorsunuz ve başlıyorsunuz diğer elemanlarla kapışmaya.
Extreme modun olayı, bizim üçüncü oyunda artık sıkılma yolunda emin adımlarla ilerlememize neden olan standart pist yarışlarından, kısmen bir NFS:U yarışı moduna sokması. Açıkçası geniş yollarda uzun uzun gaza basmak bir hayli eğlenceli olacak, ama demoda sadece bir pist açıktı (Grand Prix modunda da aynı şekilde). Gerçi o heyecanla ben bu pistte de doğru düzgün kullanamadım aracı. Normal yarışlarda alışmışım, gaza basıyorum, duruma göre saha dışına çıkabiliyorum ama durumu hemen toparlayabiliyorum. Fakat bu modda ve haritada gaza gelip çok gaza basarsanız tünel içine girdiğiniz zaman duvarla bütünleşik bir hal alabiliyorsunuz. Bir de bunu birkaç kere yaşayınca durum hiç de lezzetli olmuyor. Sonradan pisti ezberlediğiniz zamansa yarışta birinci olmamak için hiçbir nedeniniz olmuyor. Birincilik demişken zorluk seçenekleri yine aynı; Rookie, Pro, Champion ve Legend. Ben Legend olayını beceremesem de oyunu zor oynamak çok zevkli oluyor.
Bunun demosu böyleyse...
Demo çok doyurucu olmasa da, oyundaki yenilikleri yansıtması açısından oynayanı uzunca zaman kendine tutsak edebiliyor. Hatta kendinizi kaptırıp rahatlıkla birkaç saat sadece açık olan pistlerde yarışabiliyorsunuz. Bilhassa Extreme mod, yeni zaman düşmanımız olacak. Oyunun kendisi çıktığı zaman geçmişten bugüne kadar olan değişiklikleri anlatan bir yazıyla birlikte bu oyundaki yenilikleri dibine kadar anlatacak olsak da kısaca yeni oyundaki gözüme çarpan diğer yeniliklerden de biraz bahsedeyim, zira tek fark Extreme olayı değil.
Kameralar önceki oyunlardan daha gerçekçi olmuş, mesela yarışlarda motosiklet sarsıldığı zaman sizi takip eden kameranın tepkisi de aşağı yukarı aynı oluyor. Önceki oyunlarda motosikletlere yarışın başında tam hakim olamamamıza neden olan motosikletin önünün kalkması bu oyunda çıkarılmış. Ayrıca yeni oyunda, aracı kullanırken daha dikkatli olmamız gerekiyor, çünkü çarpma hassasiyeti çok daha fazla bu oyunda. Ufacık bir dokunmada yeri boyluyorsunuz.
Her ne kadar demoda birer tanesi açık olsa da oyunun kendisinde 17 pist yarışı (yeni yerler eklenmiş) ve 16 Extreme yarış mekanı var. Hatta bu Extreme mekanlarının içinde bir de otoban adında bir yer var ki, en çok orayı bekliyorum.
Eylül ayında piyasaya çıkacak olan oyunun bizlere çok eğlenceli zamanlar yaşatacağı kesin. MotoGP: URT 3, önceki oyunlarında olduğu gibi gümbür gümbür geliyor.
Tugi
18-01-2006, 13:40
NBA Live 2003
EA Sports her zaman yüksek kalitede spor oyunları yapan bir firmadır. Eskiden beri hemen hemen her spor dalında başarılı oyunlar çıkartır. Seriler arasında bizi en ilgilendiren tabi ki FIFA serisiydi. Ama son senede çıkardıkları FIFA 2003 ile büyük hayal kırıklığı yaşattırdı tüm futbol severlere. Nedendir bilinmez, şöyle bir baktığımda, bu yüksek kalite düşüşünün sadece futbol oyununda olduğunu görüyorum. NHL ve NFL bir harikaydı. Geçmiş senelere göre büyük ölçüde gelişme kaydetmişlerdi. Ama nedense seride tek gerileyen (göreceli kavram) FIFA olmuştu. Neyse, şimdiki konumuz NBA Live. Basketbol fanlarını sevindirecek bir haber vereyim, NBA serisi hiç olmadığı kadar muhteşem olmuş.
Demo 114Mb gibi bir yer kaplıyor. Bunun nedeni ise başlangıçtaki intro tabi. Bu video görüntünün demoya konmaması gerekirdi. En azından 40Mb'lık bir demo bu. Daha hızlı indirilebilirdi. Ama oldukça kaliteli bir demo. Oyundaki hit noktaları gösteriyor. Yani, yeni eklenen hareketleri, saha grafiklerini ve buna benzer oyunun övündüğü taraflarına ağırlık verilmiş. İyi de edilmiş.
Oyunumuz demo olduğundan takım ve saha seçimine izin vermiyor. Sadece 1 periyot oynayabiliyoruz. Süre gibi ayarlamalar da mümkün değil. Bunu kıran, full maç yapmamızı sağlayan patch'ler çıktı mı haberim yok. FIFA için çıkmıştı hatırlarsanız, bunun için de çıkmış olması gerekli. Options kısmında kontrolleri ve grafik ayarlarını değiştirmek mümkün. Oyuna başlamadan önce sisteminize göre ayarları yapın kesinlikle. Grafik ayarlarına baktığımızda, çok fazla detaylı olduğunu görüyoruz. Oyunun kalitesi açısından da bir fikir veriyor bizlere tabi.
Yeniliklerden bahsetmek gerekirse, oyunda hemen hemen herşey yeni. Basketbol kuralları dışında. Artık saha içinin yanında, saha dışında, özellikle saha kenarında olan olaylara da yer verilmiş. Öyle ki, kritik bir basket kaçırdığınızda yedek oyuncuların çıldırmasını görebiliyorsunuz. Bazı durumlarda koçunuzu yakın planda çakiyor kamera. Yüz mimiklerinden devre arasında başınıza neler gelebileceğini anlayabiliyorsunuz. Tabi sadece üzüntü değil, çoşkulu anlar da yaşamak mümkün. Kısaca, maç atmosferi mükemmel. Sahaya çıkışlar, oyuncuların birbirleri ile şakalaşmaları, sevinmeler, üzülmeler, replay'ler.. herşey muhteşem olmuş. Bir sene verilen araya değer gelişmeler yaşanmış. Demoyu kısa süre oynamama rağmen acaip eğlendim. Hatta 4-5 kez ard arda oynadım.
Oyunun grafiklerini gördüğümde şok oldum. En yüksek grafik detaylarında oynadım. Ayarlarda çabuk konfigürasyon olarak maksimum seçeneği var ama yine bazı ayarlar high seçeneğinde kalıyor. Bunları elle değiştirmek gerekli. Sisteminize, özellikle de ekran kartınıza güveniyorsanız anisotropic filtering seçeneğinde ve triple buffer ile oynayın. O zaman anlayacaksınız ki, işte grafik denen şey buymuş EA SPorts istese süper oyunlar yapabiliyormuş demek. Diğer serilere de başarılı demiştik ama belli ki en çok uğraşılan NBA serisi olmuş. Başlı başına bir hit oyun olmaya aday bu oyun. Basketbol fanatiklerini değil, herkesi kendine çekeceğinden eminim. Ben oyunu oynarken yanıma gelen bazı arkadaşlar, gözlerine inanamadılar. Artık ben bundan başka ne söylesem boştur. Bu arada gölgelendirmeler, sahadaki yansımalar ve ışık oyunları da acaip derecede etkileyici olmuş.
Artık bir EA oyununun seslendirmelerinden bahsetmesek de olur bence. Çünkü oyun ne kadar kalitesiz olsa bile seslendirmeler ve müzikler özenle seçilmiş oluyor. Gerçi oyunun müzik kalitesi firmayla alakasız bir olay. Çünkü parçayı çalan ve seslendirenler gruplar olduğundan, EA'yi sadece parayı verdiklerinden kutlamak lazım. Oyunun genelinde NBA 2003 için özel remix'lenmiş parçalar kullanılmış. Snoop Dog gibi grupların hit parçalarını oyunda bulmak mümkün. Spiker ve yardımcısı da acaip gevezeleşmiş. 1 sene görüşmedik ya, acısını çıkartır gibiler. Ama şikayetçi olan kim? Ben çok sevdim gerçekten. Ayrıca sahadaki oyuncuların seslendirmeleri de iyi yapılmış. Seyircilerin bağırmaları oyunun adrenalin dozunu artırıyor.
Oyun full detaylar ile gerçekten sağlam bir sistem istiyor. 1Ghz sınırını aşan bir işlemci, en az 256Mb RAM ve Geforce 4 Ti4200. Bunlar maksimum detaylar ve 1024x768 çözünürlük için ideal. Geforce 2 MX ve Geforce 4 MX ekran kartlarında, özellikle Bilinear filtreleme kullanılmasını öneriyorum. Çözünürlüğü de 800x600'den yukarı çıkartmazsanız sorun olmayacaktır.
NBA bomba gibi geliyor arkadaşlar. Fazla birşey kalmadı şunun şurasında. Artık geceleri odanızdan top zıplama sesleri yükselecek. Gözleriniz pörtleyecek. Anneniz artık bilgisayarı kapatmanız için yalvaracak sizlere. Ama siz yine de sabaha kadar o kavuniçi topu tahta zeminde zıplatacaksınız. Of be ne biçim ballandırdım oyunu de mi ama Arkadaşlar şaka yaptım. Tüm bu yazdıklarım şakaydı. Aslında oyun 8-Bit'lik bir oyun. İğrenç grafikleri var. Aha, burnum uzadı :P
Tugi
18-01-2006, 13:40
Need For Speed: Hot Pursuit 2
Konsol için piyasaya çıkmış, ama PC için hala beklenilen oyunun demosu yayınlandı. Biz de hemen masaya yatırıp iyice bir inceledik. Bakalım ortaya neler çıkmış... Bir kere, bu oyun PC'de, konsolllardan daha detaylı ve daha eğlenceli yapılmış. Ben bir PC fanatiği değilim ama oyunun demosunu oynadığımda, konsol versiyonundan çok daha rahat ettim, çok daha eğlendim (merak etmeyin, PS2 incelemesi de geliyor). Etraf daha iyi görünüyor, arabalar daha detaylı. FSAA ile de daha sağlam grafikler elde edebiliyorsunuz. Demo 94Mb yer kapladığından, sadece 2 tane arabaya ve 1 tane piste yer verilmiş. Arabalar Ferrari ve Porsche. Yani en fazla seçilen iki araba. İkisini de denedim, Ferarri'nin kullanımı daha kolay.
Oyunda gerçekçilikten biraz uzak durulmuş, fizik kurallarından da biraz fedakarlık edilmiş. Çünkü oyuna daha fazla eğlence ve arcade havası katılmak istenmiş. Demoda da bunu gördüm. Arabaların kullanımları oldukça arcade havasında. Hepsinin kendine has sürüş fiziği var ama, dediğim gibi, sadece arcade kuralları çerçevesinde. Ayrıca demoda oyunda bulunacak hasar modellemesine yer verilmemiş. Hasar modellemesi oldukça önemli. Önceden araba üreticileri arabalarının lisanslarını verirken, hasar almalarına izin vermiyordu. Sanırım artık bu sorun ortadan kalktı. Tank değil ya bunlar, elbette hasar alacaklar.
Oyunun ana menüsünde tek bir seçenek var. O da Single Race. Ama önce options bölümüe girip çeşitli ayarları yapmak lazım. Tuşlar değişmemiş. Diğer NFS'ler ile aynı. Grafik ayarlarında da detaylardan başka birşey yok. Detayları sonuna kadar açtığınız zaman takılmalar oluyor ama RAM miktarına bağlı olarak buna engel olabiliyorsunuz. Özellikle World Detail, oyunun performansına ve RAM kullanımına direk etki eden birşey.
Araba seçim ekranında, isterseniz araba hakkında bilgi alabiliyorsunuz. Eskiden showcase olurdu, bunda var mı bilmiyorum. Demosunda tıkladığınız zaman, sadece ses ile bilgi alabiliyorsunuz. Eskiden video görüntülerle birlikte süper şeyler gösterilirdi. Ama artık video görüntüler pek kullanılmıyor oyunlarda. Araba hakkında bilgi almanın yanında, arabaların markasına tıkladığınız zaman altta çıkan modeli, mouse ile evirip çevirebiliyorsunuz. iyicene heryerine bakabiliyorsunuz. Adamlar gerçekten süper modellemişler arabaları, tebrik etmek lazım.
Oyun esnasında kontrollerde hiç zorlanmadım. Hafif gaz keserek keskin virajlardan dönmek mümkün. Pist tasarımları da öyle abartı olmadığından, kazasız belasız yola devam etmek mümkün. Tabi kurallara uymazsanız polisler peşinize takılıyor. Polis peşinize takıldığı zaman sizi durdurmak için elinden geleni yapıyor. Yıldız sayınıza göre de polislerin sertliği belirleniyor. Ayrıca yıldız göstergesinin üzerindeki sayaç da, polislerin ne zaman ortadan kaybolacağını gösteriyor. Süre dolduğu zaman polis peşinizi bırakıyor. Bir diğerine rastlamazsanız, rahat rahat yolunuza devam edebiliyorsunuz. Polis amcaları çok kızdırırsanız, helikopterleri bile peşinize takabiliyorlar. Hatta aşağı yanan variller atıyorlar ki, bunlara çarptığınız zaman havaya uçuyorsunuz. Mecaz anlamda değil, gerçekten havaya uçuyorsunuz. Demoda hasar almıyorsunuz ama yükselip alçalıyorsunuz.
Grafikler etkileyici. Sistemi çok zorlasa da, tüm detaylar açıkken iyi performans elde ettim. 2000+ AMD işlemci ve 512RAM ile, bir de Geforce 3 Ti 500 ile tabi. RAM miktarını 256 yapınca, oyun yüksek hıza çıktığınızda takılmaya başlıyor. Aynı sistemde bunu denedim. World Detail'i düşürdüğünüzde ise bu sorun ortadan kalkıyor. Arabaların tasarımları oldukça etkileyici. Parlamaları, yolda bıraktıkları izler ve içerideki şoförün hareketleri harika tasarlanmışlar. Vites değiştirmekten tutun, sarsılmalara kadar tamamen gerçekçi hareket ediyor şoför. Ayrıca bazı yerlerden hoplayarak veya zıplayarak geçerseniz, kamera matrix stili gösteriyor arabanızı. Bu da hafif özentilik ve hoşluk katmış oyuna. Yanan varillere çarptığınız zaman da, kamera arabanızın etrafında bir süre dönüyor. Ardından havaya uçuyorsunuz
Müzikler de klasik NFS müzikleri. Eminim full versiyonunda rock ve techno seçimlerimiz olacaktır. Motor sesleri de oldukça sağlam. Her araba için farklı motor sesi kullanılmış ve kamera açısı değiştikçe bunlar da değişiyor. Ses konusunda da pek bir eksiğini bulamadım oyunun.
Demo olduğundan, sanırım söylenmesi gereken sadece bunlar. Oyun oldukça sıkı bir oyun. Bir o kadar da keyifli. Konsol versiyonu PC versiyonunun gerisinde kalacak gibime geliyor. Özellikle sağlam sistemleri olanlar, bu oyuna bayılacaklar. Çıktığı an zıplamanızı tavsiye ederim. Sert yol polislerine günlerini gösterme zamanı yakındır arkadaşlar.
Tugi
18-01-2006, 13:40
Need for Speed: Underground 2
Nereden başlanır böyle bir oyunu anlatmaya, kelimeler yetersiz kalırken ve üstelik Kelly Brook varken? İlk NFS:U'nun başarısının ardından oyuncuların çok daha iyi bir ikinci oyun beklentisini karşılamak kolay olmayacaktı ama, evet. EA bir kez daha başardı.
Wherever i may roam...
Demo versiyona göre oldukça kabarık bir içeriğe sahip (350mb). Tam sürümde de bulunacak olan bir adet free roam haritasının yanında quick race ve drift modu da mevcut. Artık drift modunu sabit bir pistte değil de, trafiğin de olduğu mevcut yollarda yapacağız. Tabi kimileri beğenir kimileri beğenmez; zira tartışmaya açık bir konu. Herneyse, demoda çoklu oyuncu olanağı de mevcut ki bu harika olmuş. En azından oyunun kendisi çıkana kadar oyalanmak için bir seçenek. Tabi bu olanak biraz da oyunun gecikeceği anlamına gelebilir mi? Ne dersiniz?
Free roam tam anlamıyla oyunun çehresini değiştirmiş. Resmen GTA tarzına çevirmiş oyunu. Ama daha gerçekçi şekliyle. Yanlış anlamayın, çok güzel olmuş. Free roam haritasında bazı noktalar var. Bu noktalara gidince bilgi veriyor. Ondan ziyade renkli şekilli noktalar var ki buralarda da sms yoluyla bize yarışın olduğunu ve yarışmak isteyip istemediğimizi soruyor. Bu yarışlar drift ve circuit şeklinde. Tam sürümde diğer modlar da açılacaktır eminim. Bir de araba değiştirebileceğimiz galeriler var. Bu da önceden menüden yaptığımız işi roam haritasından yapacağımız anlamına geliyor. Ayrıca bir opsiyon daha var ki bu roam haritasında "of of of" tadından yenmez.
Bizimle birlikte haritada boş boş gezip kızlara laf atan başka yarışçılar da var. Ve istersek bunların yanına gidip "hüop bilader çok o koca beyaz kıçını benim mekanımdan" diye meydan okuyabiliyoruz. Bize telefon yoluyla gelen bu iletiyi enter tuşuna basarak kabul ediyoruz (diğerlerinde de öyle; tab tuşu ise aldığımız mesajların tümünü gösteriyor kategorilere ayırıp) Ve ardından başlıyor outrun. Kim önde giderse kral o ve izini kaybettirmeye çalışıyor. Eğer öndeyseniz gideceğiniz yolu seçmek size kalmış. Süratli şekilde ilerlerken birden ani viraj alıp başka yola sapmak arkadakine zaman kaybettireceğinden 300 m mesafe yaptığımızda outrun galibi biz oluyoruz ki tabi aksi için de rakip oluyor. Gitmek istediğimiz bir yer olursa M tuşu ile haritadan bir yeri işaretliyoruz ve huop, gps sistemi bizi gitmek istediğimiz yere oklar yardımıyla götürüyor. Ama kuytu yerlere girdiğimizde (tünel vs.) gps uyduyla iletişime geçemediğini söyleyip ekrandan bilgiyi kesiyor. Çok güzel düşünülmüş ince ayrıntı bunlar...
Parlak renkler
İçerikten kısaca bahsetmişken derhal görsel, işitsel konulara değinmek istiyorum sevgili TrGamer okurları. Herşey çaça! Mükemmel grafikler, içten boğuk ama tok gelen motor sesi, hafif açık müzik sesi (Van Dyke'ın şarkısı iyi oturmuş), partikül efektleri, etrafınızda olan bitenler mükemmel. Sıkı bir ekran kartınız varsa, 1024*768 tam FSAA açık vaziyette grafiklerin tadına varırsınız. Benimki o kadar sıkı olmamasına rağmen takılmadan oynadım. Yalnız ATI şu sürücü sorununu bir türlü gideremedi. Hangi seti denediysem farklı sorunlarla karşılaşıyorum. Alın mesela burada da light glow (ışık kaynağının parlaması) efektini göremedim. Açtığımda ekran simsiyah kalıyor. Dedim acaba özelliği mi bu, ama değil. Neyse, kapatınca da gayet güzel grafiklerle oynanabiliyor ancak belirteyim, aracın farları ve stoplarındaki ışıklar parlak değiller.
Neyse, ne diyorduk, sesler ise stereo modda çalışıyordu, demoya özgü ya da benim ses kartıma özgü bir şey muhtemelen. Yoksa böyle kaliteli bir yapımın, hele de önceki versiyonu THX sertifikalıyken sadece stereo modda ses vermesi biraz garip.
Grafikten bahsetmişken arabalara da değinmek gerek biraz. Sadece Nissan 350Z'nin 4 modeli ve 4 farklı kamera açısına (tampon, kaput, uzak, yakın) sahip olduğumuz araçlardaki modellemeler tek kelimeyle harika. Aracın en ince kıvrımına kadar inmiş EA. Kaliperlerdeki yazılar bile okunuyor! Neonlar tıpkı Fast&Furious'taki gibi güçlü. NFSU'ya göre biraz parlamışlar. Yalnız kendi aracımız ve rakiplerin araçları ne kadar detaylıysa ve ne kadar iyi modellenmişse de trafikteki diğer araçlar bir o kadar detaysız. Yumurta gibi duruyorlar. Bir de şu meşhur kamyonet (muhteşem giriş demosundaki arabaya çarpan) bir defasında önümde giderken birden kayboldu. Demonun eksileri galiba. Demonun eksisi bununla kalmıyor tabi. Hasar modelleme de demoda mevcut değil. Options bölümünde gözüme takıldı
Kamera... 3, 2, 1 motor
Bu da çok hoşuma gitti, replay konusu. Sanırım güzel bir komünite oluşturulursa bu konuda bir çalışma yapılabilir. Yani sürücüler güzel kayıtlar alıp paylaşabilir ve hatta haftanın, ayın kayıtı gibi etkinlikler sözkonusu olabilir. Vinyl contest kadar tutar mı bilemiyorum.
Araba ilk oyundaki gibi yere sağlam basmıyor, yani stabilite biraz hafiflemiş. Aslında daha çok arcade tarzını terkedip simülasyona benzemeye başlamış desem daha doğru olur. Artık biraz daha mantıklı yarışlar yapılabilecek sanırım. Virajları 250 ile alamıyoruz ve artı olarak araba çok kayıyor. Belki demo versiyondaki arabaya bağlıdır ama kontrol ve sürüş eskisi gibi değil.
NOS... I need NOS
Bu tür araçların kazanması için hayati madde NOS. NOS kendisi olduğunda oldukça ucuz (diğer modifiye emsallerine göre) göreli performans arttırıcı bir sistemdir. Temel anlamda sadece motorun tam kapasiteyle çalışmasına yardımcı olur. Motora zarar vermez, tabi doğru kullanıldığında. Çalışma prensibi çok basittir ve sanıldığının aksine yanmaz. Sadece motorda yanacak ve enerjiye dönüşecek olan yakıtın çok miktarda ve daha hızlı yanmasını sağlar. Bu şekilde motor normal seyrinden daha fazla yakıt harcayarak daha çok beygir üretir. NOS azotun itici ve soğutucu etkisiyle oksijenin yakıcı etkisini birleştirip motorun yakıtı daha verimli ve etkili yakmasını sağlar. Bundan başka bir numarası yoktur NOS'un
Kısa bir bilgiden sonra devam edelim... Evet, herşey NOS için. Öyle ki, aksiyon sırasında alacağınız her puan NOS'a çevriliyor. Tabi mantıkla baktığımızda çok saçma, sonuçta el frenine asılıp iki spin atınca NOS tüpü dolmaz. Ama herşey oyun olduğu için yararlı bir yenilik olduğunu söyleyebilirim. Puanlar dedik NOS'a gidiyor. Yani gitmiyor da NOS oluyor yarış içinde. Mesela yarış başlamadan hemen önce nitro tuşuna bastığınızda arabanın kaputundan sprey halinde NO çıkışı oluyor ve bu bize puan getiriyor. Eee herşey imaj...
Tabi herşey NOS deyince, araçlara çarpınca gelen eksi puanın da NOS'tan yediğini anlayabiliriz. Hidrolik basınç tuşunu kullanıp da arabanın burnunu kaldırarak start almak da süper olsa gerek ama ben beceremedim bir türlü. Araba sürekli zıpladı.
Anlatılacak çok şey var ama demo için bu kadarı yeterli olsa gerek. Zira yazdıkça yazası geliyor insanın ama bu şekilde devam edersem tam sürüme bir şey kalmayacak. O yüzden multi oynamak isteyip de firewall'ları nedeniyle oynayamayan arkadaşlarıma port aralıklarını vereyim ve huzurlarınızdan ayrılayım.
Multi NFS: U2 demo TCP: 80, 13505, 20920~20929 aralığı ve 20970~20979 aralığı ile UDP: 3658 ile 3659 portlarını kullanıyor. Oynamak için firewall ayarlarınıza girip bu portları ve port aralıklarını açmanız gerekir. Yoksa oynayamazsınız.
Sorunsuz oynayabilmek için sürücülerinizi güncellemeyi unutmayın!
Tugi
18-01-2006, 13:40
No One Lives Forever
Kimse sonsuza dek yaşamadı ve yaşayamayacak...
Bu sene first person shooter tarzı aksiyon oyunlar için epey durgun fakat dolu dolu geçti diyebiliriz. Her ne kadar çok fazla fps tarzı oyun piyasaya sürülmediyse de Soldier of Fortune ve Quake'cilerin genel olarak pek oynamayı beceremediği Deus Ex bütün piyasayı yeterince canlı tutmayı başardı ve bize sıcak yaz günlerinde güzel anlar yaşattı. Şöyle bir oyunların çıkış tarihine bir baktığımızda 2000-2001 sezonunun da epey renkli geçeceği daha şimdiden gözümüzden kaçmıyor. 98'-99' piyasasının Half-life '00 piyasasınında Deus Ex'in başı çektiğini düşünürsek işte bu yılın başı çeken hitlerden biri de No One Lives Forever (NOLF) adlı fps olacak gibi görünüyor.
NOLF'ta Cate Archer adlı güzel bir genç kızı canlandırıyoruz. Cate Archer H.A.R.M adlı şeytani planlar güden bir şirkete karşı şavaş veriyor ve biz de onu yöneterek bu şeytani planları durdurmaya çalışacağız. Şu ana kadarki senaryo anlatımı ilk bakışta çıktığında epey rağbet gören Sin adlı oyuna benziyor. Tabi burada asıl karakterimiz bir bayan. Elbette oyun Sin'in bir kopyası değil, Cate aynı zamanda 007 James Bond gibi bir İngiliz ajan. Yani bu yönüyle oyun çıkış tarihi belli olmayan 007 James Bond adlı oyuna bir alternatif olarak da görünüyor. Tabi ki tek başımıza da değiliz, yanımızda Austin adlı bir dostumuz bize sürekli yardım sağlayacak. Bu iki ajan arasındaki en büyük fark ise Cate'ın dar pantolon ve beyaz mantosuyla biraz daha kadınsı görünmesi. Oyunun temasının bir bayan olması aklımıza şöyle bir soruyu getiriyor. Acaba Lara'nın oyunseverler arasındaki tahtı sallanacak mı? Oyun ilk bakışta third person shooter olmasada böyle bir tehlike mevcut. Ayrıca oyun dünyasında da yeni bir tartışma başlıyacak gibi görünüyor. Acaba oyun dünyasının en güzel bayanı kim? Gelde çık şimdi işin içinden. Ama şu bir gerçek ki Lara Croft ilk çıktığından bu yana yavaş yavaş evde kalmaya yüz tutuyor. İlk oyunda 23 yaşında (yanlış hatırlamıyorsam) olan Lara yavaş yavaş suyunun ısındığının da farkında olacak ki Tomb Raider 4:The Last Revelation'da biraz değil hatta bayağı gençleştirilmişti. Ama eğer oyunun screenshotlarına bir göz gezdirirseniz Cate'in daha güzel olduğunu göreceksiniz. Oyunda Soldier of Fortune tipi sahnelerden çok, daha çok James Bond filmlerinde rasladığımız sahneler epey göz dolduracağa benziyor. Özellikle eğer Moonraker'ı izlediyseniz epey benzerlikler göreceksiniz. Belki flimde olduğu gibi uzay gemisi sahneleri falan yok ama Paraşütle atlayan teröristi havada yakalamak gibi aksiyon dolu sahneler oyunu beklemeye değer kılıyor. Beklemeye değer diyorum çünkü oyun daha Avrupa'da dolayısıyla Türkiye'de satışa sunulmadı. Amerika'da bir ay kadar önce çıkan oyun kısa süre içinde Avrupa'da da satışa sunulacaktır. Ama Fox interactive'in Türkiye distrübütörü olmadığından oyunu box olarak almak açıkçası bazı ithalatçıların insafına kalmış durumda.
Tugi
18-01-2006, 13:40
Pilot Down: Behind Enemy Lines
"Iyyy! Yine mi İkinci Dünya Savaşı?" dedim ben de, tahminen sizin dediğiniz gibi. Artık hakikaten suyu çıktı İkinci Dünya Savaşı'nın. Amerika'nın saldırdığı her şehrin adını ezberledik, kullanılan her silahın şarjör kapasitesine kadar bilir olduk. RTS olsun FPS olsun her tür oyun yapıldı. Hatta ben "Need For Speed: WW II. Edition"ın yapım aşamasında olduğunu duydum (yalan inanmayın). Neredeyse o seviyeye geldi yani. Ama ben önyargıyı bırakıp oyunu oynamaya başladım (bu da yalan). Ne de olsa Ouz oyunu bana şiddetle tavsiye etmişti (!).
Adından anlayacağınız gibi biz pilotuz. Çok ilginçtir diğer oyunlardan farklı olarak tek başımıza düşman hatlarındayız (!). Pilotu olduğumuz bombardıman uçağına saldıran bir avcı uçağını vuruyoruz fakat adamın psikopat çıkıp "kamikaze" yapmasından sonra uçaktan atlıyoruz. Frankfurt dolaylarında bir yerdeyiz ve tek başımızayız. Oyun bir "tutorial" tadında başlıyor ve altyazı ile bize kontrolleri öğretiyor. Kontroller gayet basit zaten 3-5 tuş dışında oyunda kullanılmıyor. Karakterimiz gayet ruhsuz bakan George Stobbart'a benzeyen (bana öyle geldi ne bileyim) bir Amerikalı.
Demoda oyunun sadece ilk bölümünü oynayabiliyoruz. Bu bölümde tuşları öğrendikten sonra ilk görevimiz yaşlı çiftçi bir amcamın bahçesine gidip metal çitleri "tık tık"layarak onun dikkatini çekmek ve gelince de "Böö!" yapıp onun "Aboov!" diye kaçmasını sağlamak. Daha sonra ateş yakıyoruz taşları kazıyoruz falan derken anlıyoruz ki, oyuna adventure havası vermeye çabalıyor yapımcı firma. Bu "adventure" görünümlü fakat adventure ile pek alakası olmayan küçük görevciklerden sonra biraz ilerliyoruz ve havaları seyreden bir Alman subayının boynuna sarılıp onu boğuyoruz. Daha sonra elimize bir silah geçirip "yapay ileri zeka (!)"lı askerleri öldürüyoruz. Tabii bu askerlerin 5m yanındaki arkadaşına haber vermek yerine 2 sağa bir sola adım atma şeklinde mermilerden kaçması ve merminin 3 sn sonra hedefe ulaşması gerçekçiliği gayet arttırıyor (!).
Biraz ilerleyince yeni bir görev geliyor; Saatli ses meşalesi'ni (!) patlatarak subayın dikkatini çektikten sonra ormana kaçmak. Bir ateşin başında neden beklediğini anlayamadığımız bir subay ve 3m ileri gidip gelen sözde devriyeye görünmeden ormana gitmeye çalışıyoruz. Yine biraz adventure havası vermek için meşaleleri kullanıyoruz. Meşale dediğimiz şey nedir? Açıldığında ağzından alev püskürten gaz çıkaran falan bir alet. Ama oyunda tamamen farklı bir kavram. Açıldığında el bombası misali fitili ateşleniyor ve belli bir süre sonra ses bombası gibi patlayarak ses çıkartıyor. Tabii subayın bunu duyması için arasında taş falan olmaması gerekiyor. Subay gelip meşaleyi inceledikten sonra biz daha 3m gidemeden arkasını dönüyor ve mecburi olarak bir çatışmaya giriyoruz. Daha sonra ise görev tamamlanıyor ve demo sona eriyor.
Oyunun kontrollerinin kolay olması bir artı. Çok az tuşla her şeyi yapabiliyoruz. Bütün olaylar "use" tuşu ile yapılabiliyor, tıpkı Hitman'de olduğu gibi. Oyun grafik açısından yeterli demek istiyorum en azından ama grafikler de vasat. Işıklandırma diye bir olay oyunda hiç yok. Görülen tek hareket suyun akması. Ortam hiç interaktif değil. Çevreyle tek temasınız masa üstünde duran alet edevatın bir anda yok olması ve çantanıza düşmesi. Tabii bir de kapıların aralarından bakmanızı sağlayan "peek" olayı düşünülmüş. Sanırım ileriki bölümlerde çok olarak kullanılabilecek bir özellik.
Ses olarak pek bir özellik yok oyunda. Aslında hiç ses yok denebilir. Ama sağlık çubuğu azaldığında kalp sesi gelmesi ve sağlık azaldıkça bunun hızının artması bana hoparlörleri kapattırdı, çok sinir bozucu. Oyunda bir de "direnç" olayı var. Hava soğuk olduğu için direnç çubuğu sürekli azalıyor, bir de koşarsanız ömrü çok kısa. Daha da kötüsü direnç çubuğu boşalınca can azalmaya başlıyor ve bunun olmaması için bir ateş bulup uygun yerlerinizi ısıtmanız gerekiyor. Ama oyunun en can alıcı noktası 90'lı yıllarda yapılan FPS oyunlarındaki yapay zekadan daha kötü bir yapay zekası olması. Pff! Sıkıldım hakikaten oyunun eksiklerini yazmaktan. Peki oyunun hiç mi artısı yok? Bence var. Oyun adventure - third person shooter karışımı bir oyun. Gerçi demoda adventure bazında pek bir şey bulamadım ama yapımcıların niyeti tahminimce adventure tabanlı bir oyun yapmak. Zaten oyunu çekici kılan en büyük (belki tek) özellik bu.
Sonuç olarak oyun vasatın altında kalıyor (en azından demoda). Bu zamana kadar belki binlerce İkinci Dünya Savaşı oyunu çıkmıştır ve genelde yeni oyun bir önceki oyunu unutturur. Ama PD: BEL bize eski oyunları arattıracak bir oyun. Her ne kadar oyunu yerden yere vurmuş olsam da, içimden bu oyunun tam sürümünü almak geliyor (gerçekten ya). Oyunun adventure tadındaki oynanışı benim gibi birkaç kişiye daha çekici gelebilir. Şunu söylemeliyim ki oyunu almadan önce demosuna bir göz atın. Demosunu ben inceledim, sanırım tam sürümünü Ouz büyük bir zevkle inceleyecektir :P
Tugi
18-01-2006, 13:41
Prince of Persia: Warrior Within
Aslında bu yazının daha önce yazılması gerekiyordu, ama çeşitli nedenlerden dolayı gecikti. Başta olabildiğine kapsamlı bir ön-inceleme düşünüyordum. Ama tam yazıyı baştan yazmaya başlayacakken, dün, oyunun oynanabilir demosu internet ortamına bomba gibi düştü...
Demoyu indirdikten sonra heyecanla oyuna girdim hemen. Firma logoları vs derken, ana menüye geldiğimde, oyuna hakim olan genel karanlık atmosferin menüye kadar sıçramış olduğunu farkettim. Menüdeki mükemmel müziğe şöyle bir kulak kabartıp, Options kısmına kısaca uğradıktan ve şöyle bir ayarlara göz attıktan sonra da, direk olarak oyuna geçtim.
Daha önce bu yılki E3'te yayınlanmış giriş filmiyle başlıyor demo. Tabi, dikkatimi çeken, E3'teki videoda kan efektleri olmadığı halde, demonun girişindeki filmde bol bol kan efekti eklenmiş. Video da, Prens'imizin gemisini Keeper'ların bastığını ve tayfamızı kılıçtan geçirdiklerini görüyoruz. Zaten hemen ardından da olaya el atıyoruz ve 2 bölümlük demomuzda durmak bilmeyen aksiyonun içine giriyoruz.
Bu gemi bölümü, aynı zamanda demodaki training bölümü işlevini de görüyor aynı zamanda. Ekranın altında çıkan yazılar bize yapmamız gerekenleri anlatıyor, yeni hareketleri öğretiyor. İlk önce Single Weapon Combat alıştırması yapıyoruz. Alttaki yazılar bize yapacağımız hareketlerin tuş kombinasyonlarını gösteriyor. Hareketlerin çeşitliliği almış başını yürümüş. Öncelikle düşmanlarınızı kapma hareketiniz var artık. Düşmanınızın üstüne doğru koşarken E tuşuna bastığınızda Prensimiz düşmanının üstünden zıplayarak onu savunmasız bi durumda arkasından yakalıyor. Kombo olayları o kadar gelişmiş ki, sırf bu kapma olayıyla yapabilecekleriniz bile oldukça geniş. Nasıl mı? Mesela, E tuşuna basılı tutarsanız, Prens rakibi arkasından yakalayıp savunmasız duruma getirir, şimdi isterseniz onu başka bir düşman grubunun üstüne atabilirsiniz, ya da bir uçuruma atarsınız belki de? Ama bence en zevklisi yakaladığınız o düşmanı ikiye bölmek... (Millet psikopat sanacak bu yazıdan sonra beni )
Oyunun oldukça karanlık bir atmosferi olduğuna değinmiştim az önce kısaca. Gerçekten de oyunda kan gövdeyi götürüyor ve çevre tasarımları da Sands of Time'a göre oldukça karanlık. Zaten artık düşmanlarınızı biçer-döver gibi parçalara ayırmaya başladığınızda, kafalar kollar etrafta uçuşmaya başladığında bunu siz de farkedeceksiniz. Yaşı küçük olanlar Options kısmından kanı kapatıp, bir nebze de olsa oyunun karanlık temasını dağıtabilirler.
Gelelim demoda en hoşuma giden yeniliklerden birine, yani Double Weapon Combat'a. Hatırlarsanız Sands of Time da, Prensimiz bir kılıç ve Dagger of Time'ı kullanıyordu. Ama Dagger of Time'ın kullanım alanı çok da geniş değildi, vurduğunuz düşmanları zaman içinde dondurup, yavaşlatmaya yarardı sadece. Tabi yine ilk oyunu oynamış ve bitirmiş olanlar, Prens'in oyunun sonunda Dagger of Time'ı Farah'a verdiğini de bilirler. Prensimiz ilk oyundan sonra boş durmayıp, hançer yerine her türlü silahı kullanmayı öğrenmiş boşta kalan eliyle.
Bu ne demek? Artık öldürdüğünüz her düşmanın silahını ikinci elinize alıp, çifte katliam yapabilirsiniz. (Prensin çifte palalı resimlerinin Drizzt'i ne kadar anımsattığına da dikkat çekmek istiyorum ayrıca.) İkinci elinizdeki silahı da yine E tuşuyla kullanıyorsunuz. Ve burada karşımıza yeni hareketler çıkıyor tabi ki. Sol mouse tuşu ve E'yi beraber kullanarak yapabileceğiniz o kadar çok hareket var ki oyunda. Ve bu hareketlerden birçoğunu yaptığınızda tek bir düşmanı değil, etrafınızda kim varsa hepsini alıp götürüveriyor. Üstelik bir de uzaktaki düşmanlara, ikincil silahınızı C tuşuyla fırlatabildiğinizi düşünürseniz, Prensin kendini dövüş konusunda oldukça geliştirmiş olduğunu ağzınız açık bir şekilde farketmeniz işten değil. Ve tabi ki, bu kadar çok dövüş hareketinin olması, oyunun daha bir aksiyon ağırlıklı olduğunun da habercisi. En azından demo boyunca aksiyonun durduğu anlar oldukça nadirdi.
Tugi
18-01-2006, 13:41
Project Eden
İncelemesini yazacak o kadar çok oyun varken Project Eden'in demo incelemesi de nereden çıktı demeyin Oyunun yapımcısı Core-Design olunca (Tomb Raider'ın yapımcısı) merak edip demoyu yükledi. Zaten demo olduğu için oynayarak çok fazla vakit harcatmadı da...
Bu oyunun izlenimini (ön bakış, preview) Ocak ayında yazmıştım ve gerçekten de merak ediyordum. Demo'muz oyundan çok basit bir seviyeyi içeriyor. Ama önce oyuna bir bakalım...
Konuyu anlatmayacağım, çünkü izlenim yazısında kısaca bahsetmiştim... Evet, dört kişilik bir ekibi kontrol ediyoruz. Ekipteki her elemanın farklı özellikleri var; Takım lideri Carter'ın gizlilik dereceli kapıları açma yetkisi var ve çok tecrübeli biri. Minoko bilgisayar uzmanı, Andre ise tamir işlerinde uzman bir mühendis. Takımın son üyesi ise Amber isimli bir Cyborg. En büyük özelliği ise zırhı. Bu zırh sayesinde zararlı ortamlardan etkilenmiyor ve çatışmalarda diğerlerine göre daha dayanıklı.
Demoda oynanan görevde dört elemanı birden radarda okla gösterilen yönde bulunan bir asansöre ulaştırmaya çalışıyoruz. Bunun için birsürü basit ama biraz mantık yürütmek gereken bulmacaları/sorunları çözmemiz gerekiyor. Erişeceğimiz yer bir kapının ardında ancak, kapı sadece içeriden açılabilecek şekilde ayarlanmış. Biz de alternatif bir yoldan ilerleyip kapıyı açmaya çalışıyoruz. Ortalıkta sürekli karşılaşacağınız birsürü düğme, kol ve kontrol paneli gibi şeyler var. Bunların bilgisayar türünde olanlarına Minoko, tamir gerektirenlere de Andre ile müdahale ediyoruz.
Oyunda çok fazla aksiyon yok, ağırlıklı olarak bulmaca ve sorun çözmeye yönelik görünüyor. Ancak bu action yok anlamına da gelmiyor tabi, karşınıza çıkan düşmanlarla da uğraşmanız gerekiyor. Fakat oyundaki ağırlık adventure'dan yana. Açıkçası demodaki bu kısa bölümü bitirdiğimde biraz üzüldüm. Çünkü bu türde oyunları özlemişim, sadece adam öldürmekten ibaret oyunlar sıkmaya başladı artık.
Oyunda kontrollar çok karışık değil. Kontrol edeceğiniz adamı seçip klavye ile hareket ettiriyorsunuz. Zıplama tuşu konmamış, ki zaten bu tuşun olmayışı bir oyunun adventure ağırlıklı olduğunu gösterir. Mouse ise adamlarınızın yönünü ayarlamada kullanılıyor. Sol mouse tuşunu "action" için, sağ mouse tuşunu da kontrol ettiğiniz karakterle ilgili arayüze geçmek için kullanıyorsunuz. Arayüzde silah vb. değiştirebiliyor, mesajları okuyabiliyor veya diğer takım üyelerine komutlar verebiliyorsunuz.
Adamlar öldüğünde (sanırım bu oyunun tam sürümünde de aynı olacak) seviyeye tekrar başlamıyorsunuz, onun yerine adamınız tekrar yaratılıyor. Bu yaratıldığı cihazın önüne getirdiğiniz adamlarınız da eğer yaralanmışlarsa otomatik olarak iyileştiriliyorlar.
Bilgisayarları hack etmek için veya bozuk cihazları tamir etmek için çok ilginç arayüzler eklenmiş. Anlamak için biraz denemek gerekiyor fakat o kadar da zor değil. Bazı kapılar ise düğmeye basarak değil kolu tutup sağa veya sola çekerek açılıp kapanıyor. Bunun için önce kolu tutuyor, ardından da (mouse tuşunu bırakmadan) doğru yöne kaydırıyorsunuz. Yani birçok şeyi detaylı düşünmüşler.
Açıkçası demo bana keyifli bir action-adventure oyununun geldiğini gösterdi. Ne zaman mı çıkıyor? Eylül ayında... Sizi bilemem ama ben sabırsızlanıyorum. Umarım beklediğimize değer. Bu arada, demoya 4 yıldız verdim, bu sizi yanıltmasın, gerçek notunu oyun çıktıktan sonra vereceğiz. Unutmadan, Project Eden'in PC ile birlikte Playstation 2 sürümü de çıkacak.
Tugi
18-01-2006, 13:41
The Punisher
Polis. Ailesi öldürülmüş. İntikam almaya yemin etmiş... Tam da Hollywood filmlerine konu olacak basit bir hikaye. Hikayeler hep aynı kalıyor. Gelişen sadece 6 ayda bir çıkan ekran kartları ve grafikler. Buradan aslında sağlam bir hikaye yazmanın ekran kartı üretiminden daha zor olduğunu anlıyoruz . Sonuçta ekran kartında nelerin gelişmesi gerektiği biliniyor.
Atari salonlarından beyaz perdeye, ardından da PC ve konsollara geliyor. Demodan oynadığım kadarıyla çok da ahım şahım bir şekilde gelmiyor. Zaten filmi çok bayıktı. Kendisinden çok daha iri ve kuvvetli bir adamdan dayak yedikçe Punisher güçleniyordu herhalde. Herneyse... 211Mb'lık demoyu çektikten sonra kurdum ve bitirmem on dakika kadar sürdü. Oldukça kısa. Bir iki defa yakaladığımız adamlara işkence ediyoruz. Hevesimiz kursağımızda kalıyor. Zaten oyunu ilginç kılan da bu işkenceler.
Oyun kurulduktan sonra direkt oyuna başlıyoruz ve istersek ESC'den kontrolleri ayarlar ya da diğer bildiğiniz grafik ve ses ayarlarını yapabiliyoruz. Oyun Max Payne'nin oynanış tarzıyla nerdeyse aynı. Sağ, sol, ileri ya da geri yaparak zıpla dediğimizde yapmış olduğu hareketler aynı. Ama Max gibi elli tane silah taşıyamıyor Punisher. Ama işin güzel yanlarından biri aynı silahtan iki tane kullanabiliyoruz. Bunun için herhangi bir silah seçiliyken indirdiğimiz diğer adamların silahlarının üstüne gelip Grab dememiz. Oynanış Max ile nerdeyse aynı demiştim ama benim başımı döndürmekten başka bir işe yaramadı. Demo olduğundan ya da sürücülerden olabilir, fareyi hareket ettirince ekran titreyerek gidiyor.
İşkenceler gerçekten tam bir "cezalandırıcı"ya göre. İlla işkence yapılacak diye bir şey yok tabi. Ama bunu düşünen kaç kişi var aranızda bilmiyorum. Mesela ben ailemi yok edenlerin kanını akıtmaktan yanayım Bu iş çok basit. Arkası dönük olsun olmasın, bir adama yaklaşıyoruz (bir saçmalık da koşa koşa gitsek adamın arkasından, bakmıyor. Demodandır demodan) ve Grab ile Sam Fisher hesabı yakalıyoruz serseriyi. Şimdi bu adamların tepesinde beyaz Punisher logosu olduğunda bilgi sahibi olduğunu anlıyoruz. Öldürmeden önce sorguya çekmek gerekebilir. Ama sonuçta Max gibi bir adamız. Önümüze gelene dalıyoruz sorguya çeksek n'olur çekmesek n'olur.
"Evet küçük adam yukarda neler var?" "Bu bir tuzak, bu bir tuzak, öhhü öhü... Beni bırak da seni vurmamalarını söyliyim!"
Evet Grab yaptıktan sonra yapmamız gerekenler belirtiliyor. Sarı Punisher logosunun olduğu yerler "Special Interrogation" yani özel sorgulama. Bu o an olduğunuz duruma göre değişiyor. Mesela ilk kattaki adam için özel sorgulama piranaları içerirken diğer yerlerde ise yatırıp sevgili bıçağımızla birlikte... Diğer bir seçenek de adamdan ya yumruklarla ya da boğarak bilgi alıyoruz. Sarı logodan biraz uzaklaşarak gerçekleştirebilirsiniz "normal" sorguyu. Yine "E" ile Grab dedikten sonra tekrar "E"ye basarak sorgu moduna geçiyoruz ve yön tuşlarından sağ ya da sol diyerek sorgu türünü seçiyoruz
"Ben adamı boğacam" (choke) diyorsanız sol yöne basarak başlıyoruz sorgulamaya. Burada olay fareyi kullanarak solda görmüş olduğunuz dereceyi sarı olan bölgede biraz tutmak. Şimdi fareyi ileri iterek boğma işlemine girdiğinizde bu derece artacak ve bir yandan da bunun üstündeki adamın enerjisini gösteren derece de azalacak. Alttakini sarı bölgeye getirdiğinizde artık yavaş bir şekilde fareyi yukarı doğru sürmeniz gerekiyor. Çünkü gittikçe azalıyor bu. Eğer siz birden iterseniz adam mefta. "Yok ben yumruklayacam kafasını gözünü" (punch) diyorsanız da Grab'den sonra "E" ve sağ ok tuşu. Yumruk modunda yine fareyle birlikte yukarı aşağı yaparak yumruğun şiddetini ayarlıyoruz. Adamı biraz patakladıktan sonra tam vuracakmış gibi yaparsak da adamı öttürüyoruz. Ya da "Ben bunlarla hiç uğraşamam" diyecek olursanız o zaman "Quick Kill" diyerek acısız ölüm gerçekleştirebilirsiniz.
F tuşu ile eğer ekranda fazla adam mevcutsa daha rahat hedef alabiliyoruz. Kafaya doğru nişan alın çok uğraşmayın . Tab ile de "bullet dodge" tarzı bir moda girerek terör estireceğiz. Adı Slaugher Mode.
Sesler ayarları stereo ya da mono ve volume ayarlarından ibaret. Video olarak da sadece gamma koymuşlar. Çözünürlüğü ilk açılış ekranında "setup"dan ayarlıyoruz. Başka hiç bir ayar yok. Ayrıca oyunda kontolleri ayarladıktan sonra mesela bitirdiniz demoyu. Bir daha oynayacam dediğinizde bütün ayarlar resetlenmiş oluyor. Gıcık bir şey.
Demoyu Amd 2500xp, Ati 9600Pro, 768ddr ram ile 800x600 çok rahat bir şekilde oynadım. Sanırım en düşük 1.2Ghz, FX5200 ve 256ddr ile de iyi bir şekilde oynanabilir. Ama bölüm kısa olduğu için şimdi düşük ram yeterli olabilir ama tam sürüm çıktığında uzun bölümler içerirse biraz daha ram yiyebilir. Grafikler de zaten müthiş değiller. GTA'da bina içine girdiğinizde gördüğünüz grafiklere benziyor biraz. Çok fazla detay yok.
Diyeceğim eğer tam bir Mr.Torture'sanız Punisher demosunu oynamanız gerekiyor. Günde üç defa yemekten sonra.
Tugi
18-01-2006, 13:41
Rainbow Six: Raven Shield
Oyunun çıkmasına az bir süre kala demo sürümü download ortamına düştü. Multiplayer için denemelerim sonuçsuz kalmıştı ama bu single player için aynı olmadı. Oyunun dosya büyüklüğü oldukça fazla olduğundan demodan beklentilerim de fazlaydı. Ama beklediğim gibi çıktı diyebiliriz. Hatta beklediğimden de fazla kaliteli çıktı desem yalan olmaz.
Oyunu açarken ben Ghost Recon benzeri, güzel grafiklerle süslenmiş bir oyun bekledim. Menü onu andırdı biraz ama ardından görev ayarlama ve plan kurma ekranına gelince tüm fikrim değişti. Demo kurulduğu zaman önce ayarlara girip gerekli düzenlemeleri yapmanızda fayda var. Rainbow Six hayranları bilirler, bu oyunun tuş takımı diğer FPS oyunlardan biraz farklıdır. O yüzden oyuna alışkın olmayanlar biraz zorlanabilirler. Ama kısa bir zaman sonra buna alışıyorsunuz. Değiştirmediğiniz taktirde tabi. Ama oyunun tuşları mantıklı bir şekilde düzenlenmişler ve kullanımı rahat.
Oyunun planlama menüsü oldukça kaliteli düzenlenmiş. O kadar ki, silah seçme ekranındaki gerçek görüntüler defalarca izlenmeye değer olmuş. İlk gördüğümde acaip şaşırdım. Gerçek asker görüntülerinden ve silahlardan oluşan, mavi rengin üstün olduğu videolar gösteriliyor. Bu da oyundan önce sizi havaya sokmak için yeterli. Oyunda isterseniz en ince detayına kadar planları kendiniz kuruyorsunuz isterseniz de direk aksiyona girebiliyorsunuz. Ben genelde planla falan uğraşmayıp direk aksiyona girme taraftayımdır ama siz bilirsiniz tabi. Plan delileri için de oyun beklenileni vermekte.
Demoda bir tane harita var. Orta büyüklükte olan bu haritada oyunun hemen hemen tüm özelliklerini görmeniz sağlanmış. Genelde fazla karışık değil harita ama öğrenmek için 1-2 defa kaybolmak gerekiyor. Oyunda yanlız kurt olarak tek başınıza atılacağınız görevlerde, takımınızla birlikte de görevlere çıkıyorsunuz. Bunları siz seçiyorsunuz. Bu görev modunda olmuyor tabi, asıl oyunda konulu bölüm dışında "single missions" adı altındaki menüden bunu yapıyorsunuz. Etraftaki teroristleri öldürme, rehine kurtarma, terorist temizleme işini yanlız yapma gibi görev seçenekleri var. Hatta terorist sayısını siz belirliyorsunuz.
Daha önceden oyunun kontrollerine aşina olduğumdan fazla zorluk çekmedim. "Auto aim" özelliği de olduğundan, düşmanla karşılaştığınız zaman yapmanız gereken tek şey ateşe basmak. Bu otomatik nişan alma olayını kapatmanız oyundan alacağınız zevki maksimuma çıkartacaktır. Ama ilk başlayanlar için bu mod açıkken oyuna alışmak daha yararlı olur. Oyundaki kapı açma olayı da iyi olmuş. Mouse roller'ı ile kapıyı istediğiniz gibi yavaş yavaş açabiliyorsunuz. Eğer roller'a basılı tutarak aşağı yukarı hareket ettirirseniz daha hızlı açıyorsunuz kapıyı. Direk aksiyona basarsanız da her zamanki gibi direk açıyor kapıyı. Kapının arkasını gözetlemek için iyi bir olay olsa da, ben kapıyı açar açmaz her zaman kurşunu yedim kafama.
Tugi
18-01-2006, 13:41
Red Faction
Bu yılın belki de en iyi FPS'lerinden biri olarak gösterebileceğimiz Red Faction'ın Playstation 2 sürümü geçtiğimiz ay piyasaya çıktı. Oyunun PC ve Mac sürümleri de önümüzdeki 1-2 ay içinde hazır olacak. Açıkçası Mac sürümü beni pek ilgilendirmiyor. PS2 sahibi olmadığımdan oyunun bu sürümünün ne derece iyi veya kötü olduğu hakkında bir yorumum da olamayacak. Fakat bildiğim bir şey var ki FPS oyunları "BENCE" sadece ve sadece monitörün karşısına geçip klavye ve mouse ile oynanmalıdır ve PC ve MAC dışında hangi platformda çıkarsa çıksın tamamıyla ticari amaçla yapılmışlardır. Başka tür oyunlara bir yorum getirmiyorum, fakat bir FPS oyununu elinize aldığınız bir kontrol pad veya joystick ile oynayamazsınız, klavye+mouse kullanan bir rakibe karşı oynamaya çalışırsanız da rezil olursunuz (belki istisnalar vardır, onlar hariç )
Neyse, FPS dedim gaza gelip konsollara sataştım, bakmayın siz. Çünkü çok kötü olmadığı sürece elime geçen bir FPS oyununun başından bitirene kadar en çok 1-2 kere kalkarım, o da malum ihtiyaçlar için. Bu nedenle piyasaya sürülen veya sürülecek FPS'leri yakından takip ederim, arada atladığım olmuyor mu, elbette oluyor, fakat çok iddialılar kesinlikle gözden kaçmıyor. Bunlardan biri de Red Faction ve uzun zamandır gelişmeleri takip ediyorum. Geçenlerde oyunun PC sürümünün iki farklı Demo'su yayınlandı. Biri multiplayer diğer single player için. Biraz uzun da olsa (128 MB kadar!) inat edip yükledim. İyi ki yüklemişim, oyun geçenki Alien vs Predator 2 demo incelemesinden sonra ilaç gibi geldi (Not: bu aralar kaçamak yapıp günde yarım saat Serious Sam taklıyorum )
İlaç gibi geldi çünkü demosu bu kadar kaliteli olan bir oyunun kendisi nasıldır deyip çıkmasını sabırsızlıkla beklediğim oyunların en başına yerleşti. Özellikle Soldier of Fortune ve Half Life'ı ilk oynadığımızda aldığımız heyecanı tekrar yaşayacamığız kesin gibi.
Oyunun yapımcısı Descent, Freespace ve Summoner oyunlarının yapımcısı Volition. Red Faction'da gerçekçilik adına oldukça önemli adımlar atılmış. Oyunda her ne kadar Soldier of Fortune'da olduğu gibi kafa, kol, bacak vs. kopmuyorsa da adamların vuruldukları yere göre aldıkları aldıkları hasar da değişik. Bu özelliği zaten bir çok oyun kullanıyor, fakat Red Faction'da etrafı yakıp yıkmaya meraklı oyuncuları sevindirecek bazı yenilikler var.
Bu yeniliklerin adı ise Geo-Mod Technology. Demo'da "Extras" menüsüne girdiğinizde test için büyük bir odada bulunuyorsunuz. Ortada metal çerçeve ve camlardan yapılmış bir bina, kullanmanız için de otomatik tüfek ve roketatar ile patlayıcılar konmuş. Samimi olmam gerekirse demoyu denemeden önce Geo-Mod'un ne olduğu hakkında hiç bir fikrim yoktu. Bunun nedeni şimdiye kadar yapılmış bir çok oyun buna benzer şeyler vadetmiş olduğu halde yapabildiğiniz sadece birkaç kapı-cam kırmak ve bazı belirlenmiş nesneleri patlatabilmekten ibaretti.
Neyse, bu kısa kısımda roketatar'ı alıp sağa sola ateş rastgele etmeye başladım. Hareket ederken farkına varmadan daha önce orada olmayan bir çukura düştüm... Bu çukur rastgele ateşim sırasında yerde açılmıştı! (aman ne büyük keşif ). Bu kez elime uzaktan kumandalı patlayıcıları alıp çukra atıp patlatmaya başladım ve attığım bombaların patlaması çukurun derinliklerinde duyulmayana kadar devam ettim. Evet, en sonunda bir oyunda patlatılabilecek yapıdaki her şeyi patlatabiliyoruz artık.
Oyunun demo kısmı ise madende başlıyor. Gidip bir görevlinin elindeki sersemletici sopayı alıyor, bununla bir diğerini bayıltıyor ve tabancasını alıp önümüze geleni öldürerek ilerliyoruz. Oyunun ve demonun konusunu yazmayacağım, bunu incelemesine saklıyorum, oraya da yazacak birşeyler kalsın değil mi?
Tugi
18-01-2006, 13:42
Return to Castle Wolfenstein
Evet oyunun sadece internette veya lan'da multiplayer oynanabilen test demosu sonunda yayınlandı. Yayınlanmasıyla birlikte demo'ya hücum başladı ve hızlı indirebileceğiniz bir server bulmak birkaç gün için oldukça zor. Fakat benim gibi inat edip arayanlar uygun bir sunucu buldular ve gerek nette gerekse de lan'da kapışmaya başladılar. İşin tek kötü yanı oyunda bot olmaması ve bu nedenle yünksek ping'li bağlantıları olanların internet üzerinden keyfini çıkarabilmelerinin oldukça zor oluşu.
Şahsen Counter-Strike ve Team Fortress gibi oyunlarla şimdiye kadar ilgilenecek pek vaktim olmadı. Bunun bir nedeni net kafeye gitmeyişim, diğeri de genelde lan'da Quake 3 oynamayı tercih ediyor oluşumdu. Fakat işin içine Quake 3 motoru ile hazırlanmış ve CS/TF türü bir oyun girince, hatta bu oyunun orjinali (Wolfenstein 3D) FPS'lerin atası olunca durum değişiyor. Tabi Q3'ün demo sürümünde olduğu gibi elinizde orjinal oyun olması gerekmemesi de nette bağlanacak sunucu aramaya başlamanızı oldukça kolaylaştırıyor.
Demoyu indiriyor ve kuruyorsunuz. Dizinlere bakınca bir tane büyük pk3 dosyanız olduğunu görüyor ve Quake 3 oynayan biri olarak problem yaşamadan oynayabileceğinizi anlıyorsunuz. Oyunun ayarlar kısmı tamamıyla Quake 3 arayüzündeki seçeneklerle aynı. Multiplayer seçenekleri de aynen öyle. İster netteki (lan veya internet) sunucuları listeleyip bunlardan uygun birine bağlanıyor, isterseniz de kendiniz bir sunucu başlatabiliyorsunuz. Tabi bunlar oldukça sıradan konular, işin en zevkli yanı kalabalık bir sunucuya düşük ping'le bağlandığınızda başlıyor...
Oyuna dahil olduğunuzda, aynı Q3'teki gibi, kendinize bir taraf seçiyorsunuz. Demo'da sadece bir harita var ve bu plajdaki çıkarmanın geçtiği harita (eğer oyunun yayınlanan demo filmini seyrettiyseniz hatırlayacaksınız). Demo filminde grafikler çok, ama çok iyiydi. Burada da o grafiklere yakın kalitede görüntü alabilmek için makinanızın kesinlikle çok iyi bir konfigürasyonu olması lazım. Eğer amacınız grafiklere bakmaksa kesinlikle multi bir oyuna katılmayın, amacınız oynamaksa grafik özelliklerini düşürün ve sadece eğlenmeye bakın, çünkü zaten yavaş olan net bağlantısına bir de düşük grafik performansını ekleyecek olursanız oyundan zevk alamazsınız.
Oyunda iki taraf var. İkli çıkarmayı yapan Allies, diğeri de çıkarmaya karşı koyan Axis. Allies'ın amacı önce üsse girebilmek için dinamitle duvardaki deliği genişletmek (bunu Engineer yapacak), ardından tesis içinde bulunan bir odadaki planları ele geçirmek ve son olarak da bu planları telsiz odasına ulaştırmak. Axis'in amacı ise buna engel olmak. Toplam üç amacın tamamlanma durumu ekranın sol üst köşesinde iki tarafın bayraklarıyla gösteriliyor. Ve tamamlanan her amaç Allies için Amerikan bayrağı, engellenen veya Allies'ın başaramadığı amaçlar ise Axis'in bayrağı ile gösteriliyor. Unutmadan, Allies'ın görevi başarmak için toplam 8 dakikası var. Bu süre sonunda 3 amacı da başaramazlarsa Axis, 8 dakika içinde başarırlarsa Allies kazanıyor ve oyun yeniden başlıyor.
Oyuna katılırken Axis veya Allies'dan birini ve ardından da 4 farklı asker tipinden birini seçiyorsunuz. Tipler Soldier, Medic, Engineer ve Lituenant'tan biri. Her birinin farklı özellikleri var. En fazla silah çeşidi ise (roketatar, ağır makinalı, alev tabancası gibi) Soldier'da var. Oyun sırasında ölecek olursanız tekrar 20-30 saniye sonra tekrar doğacağınız yer ise üs içindeki bir bayrak noktasının ele geçirilip geçirilmememiş olmasına ve 15 saniye içinde bir medic'in yardıma gelip gelmemesine bağlı. Medic gelirse aynı yerden devam edebiliyorsunuz ve sağolsun bağlandığım sunucuda baya bir medic vardı
Nette yaklaşık 30 kişinin oynadığı bir sunucuya bağlandım. Güzel tarafı oyundaki herkesin ping oranı ortalama 250 civarındaydı (elbette sunucudaki şanslı kişi hariç ). İki tarafta da 10-15 kişi bulunuyordu ve ortalık ana baba günüydü. Yanlız nette oynamaya alışkın olanlar iyi bilir, ateş edersiniz fakat ping'iniz yüksekse mermileriniz 2-3 saniye sonra yerine varır. Tabi bu arada aynı nedenden dolayı ölmemişseniz. Neyse, eğer demoyu indirip oynamaya niyetliyseniz düşük ping'li sunuculara bağlanın. (Şahsen bu gece server başlatmayı düşünüyorum, ilgilenenler Turkey-ANS diye bir sunucu arasınlar)
Kodlar optimize edilmemiş olduğundan oyunun performansında bazı problemler yaşanıyor. ReadMe dosyasında da belirtildiği gibi aynı haritada 2'den fazla FlameThrower kullanılması sunucunun performansını çok fazla düşürüyor. Şahsen full sürümünün çıkmasını büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum, çünkü full oyunda hem single player görevleri olacak hem de (umuyorum) bol miktarda akıllı bot. Quake 3 türü multileri ve CS/TFC tutkunları bu oyun sayesinde bir araya geleceklerdir. Çünkü bu farklı oyunların tutkunları alıştıkları oyunu bir türlü bırakamıyorlar ve diğerine bakmaya kolay kolay cesaret edemiyorlar.
Şahsen çok kaliteli bir oyun bizleri bekliyor. Demonun yayınlanacağını duyduğumdan beri ve yayınlanacağı gün (dün) nette nöbet bekliyordum denebilir. İndirdim ve hiç de pişman olmadım. Bu yazıda da çok fazla detaya giremediğimin farkındayım, fakat şu kadarını söylemeliyim ki beklediğimize değiyor. Demoda (aslında bu bir demo değil bir test sürümü) ufak tefek birçok sorun var gibi ve bunlar demoya verdiğim yıldızları (puan) biraz etkiledi. Oyunun içeriğine bakmayı tercih ediyorum ve verdiğim not kesinlikle oyunun bir değerlendirmesi değil. Demoyu indirebiliyorsanız indirin, indiremiyorsanız bekleyin nasılsa bir oyun dergisi yayınlar.
Tugi
18-01-2006, 13:42
Scooter War3z
Geçmişten günümüze birçok oyun oynadık. Bunlardan bazıları iyiydi, bazılarının potansiyeli olmasına rağmen içindeki hatalar yüzünden kötü kategorisinde yer aldı. Bazılarının ise ne potansiyeli var, ne de başka bir şeyi. Scooter War3z de bu üçüncü kategoriye giren yapımlardan, en azından demosu itibariyle öyle.
İlk olarak Scooter War3z'in nasıl bir oyun olduğundan bahsedeyim, SW (bundan sonra uzun uzun yazmayayım) MotoGP serisindeki yarışan motosikletler (?) ile GTA'daki scooter motosikletlerin melez bir karışımı (!?) aslında. Yolunuzun üzerinde beliren yeşil işaretleri takip ederek bitiş bölümüne ulaşmak temel amaç. Ama oyunun yapımcısı olan Team6 Software bu iki oyunu da oynamaya pek vakit bulamamış olmalı ki ayarı çok da iyi tutturamamış.
Hadi ya, nitro da mı var?
Oyuna başladığımızda ilk göze çarpan nokta yarışçı elemanların başlar başlamaz nitroya sarılmaları. Daha oyunun başında tedirgin olmama neden olan ve yarışı kazanamayacağımı hissettiren bu durum karşısında ben de nitro tuşuna bastım. O da ne? Nitroya basınca görüntü bulanıklaştı, kendi kendime "bunu bir yerlerden hatırlıyorum" desem de hala hatırlayamadım. Ben yarışı kazanamama psikolojisine girmişken yarışçıların tek tek kaza yaptıklarına şahit oldum. Bu durum da beni oldukça şaşırttı, yapay zeka bir hayli aşmış filan dedim yine kendi kendime (amma çok monolog yaparmışım yahu). Sonra şehir içinde boş boş dolaşan arabaların da kendi kendilerine kaza yaptıklarını görünce (duvara geçirme, köprüden sarkma; bkz. ekran görüntüleri) oyunda bir şeylerin ters gittiğini anladım.
Yapay zeka, lütfen iki dakika insan taklidi yap!
Oyuna her yeni başlayışımda bütün bu kazaların veya aksaklıkların oyunun yapay zekasının çok iyi değil de rezil olmasından kaynaklandığını fark ettim. Beni yarışın başında 180 derece döndürüp ters yöne gitmeme neden olan yarışçının arkamdan gelmesi de zaten çok anlamlı gelmemişti bana Demodaki haritada (sadece bir tane harita var - iyi ki de bir tane harita var) bulunan tümsekli köprüler esasen oyuncuyu hızlı giderken düşürmek ve zaman kaybettirme amaçlı yapılmış olsa da bu engele takılan nedense her seferinde diğer yarışçılar oldu.
Yapay zekanın saçmalıklarını anlatmakla bitiremeyeceğim için diğer eksilere geçeyim; oyunun, grafikleri, sesleri, müzikleri, fizik motoru çok kötü. Grafiklerden zaten fazla bir şey beklemiyordum ama bu kadar kötü olmasını da beklemiyordum. Birbirinin neredeyse aynısı binalar, yeşillik olsun diye eklenmiş ağaç bozuntuları, "bakın biz oyunda lens flare efekti de kullandık" dercesine göze sokulan efektler, gündüz vakti cayır cayır ışık veren motosiklet farları. Far demişken aklıma geldi, dikkat edin, motosikletinizin farı diğer yarışçıların üstüne geldiği zaman gölgede sadece motosiklet silüeti oluyor, yani motosikleti kullanan karakterin gölgesi modellenmemiş... Ha, bir de kötü modellenmiş arabaları ve onların "cin ali" sürücülerini de unutmamak lazım.
Ben bir bebeğim, hem de bez bebek...
Oyunda kullanılan tam anlamıyla bir fizik motoru yok, göze çarpan sadece karakterin motosikletten düştüğünde aldığı yamuk yumuk şekiller (bkz. ekran görüntüleri). Bunu sağlayan rag doll (bez bebek) özelliği. Ama bugüne dek gördüğüm en kötü kullanım yine SW oyununda. Hayır, şimdi tamam karakter düşer, yamulur vs. ama düştüğünüzde büyük zaman kaybı yaşıyorsunuz, karakterin yamulması bitmeden de oyuna dönemiyorsunuz. O yüzden bu durum çok kötü olmuş.
Fizik demişken, yine demoyu kahkahalar içinde oynarken (gerçekten) ve büyük bir hızla giderken, önüme çıkan arabaya yandan çarptım, araba resmen uçtu. Güzel de hesaba göre uçması gereken ben değil miyim? Ama hesap nerede o bir muamma.
Yapay zeka, grafik, fizik motoru derken kısaca ses, müzik ve oynanışa da değineyim. Aslına bakarsanız sesler kalitesiz ama böyle bir oyunda en son dikkat edeceğiniz başlık sesler oluyor. Yarışçıların bir yerlere çarpıp düşerken çıkardıklar "ahh" sesi haricinde bir seslendirme bulunmayan oyunda, motosikletlerin ses efektleri de alabildiğine kalitesiz. Müzikler ise sıradan bir midi parçasından farksız. Oynanış ise ayrı bir alem. Hız kavramını tam kavrayamamış olan yapımcılar, motosiklete dört tekerlekli araç muamelesi yapıp herhangi bir şekilde yana yatma, kayma vs özelliklerini oyuna dahil etmemişler.
Yaşasın, artık benim de bir cep telefonum var!?
Eee, oyundan o kadar bahsettik, artılarını eksilerini saydık (ben artılı kısımları yazmayı unutmuşum sanırım). Peki bunca eksikliğe rağmen oyun oynanamaz mı? Tabi ki oynanır. Hatta sabırlı olanlar yarışları bile tamamlayabilir. Demodaki yarışın sonunda eğer birinci olursanız Team6 marka (!) kameralı bir cep telefonu kazanıyorsunuz (bkz. ekran görüntüleri
Sadece demosunda bile insanın sabrının sınırlarını zorlayan bu oyunun kendisi nasıl olur bilemiyorum, açıkçası bu saatten sonra da pek bilmek istemiyorum. Ama size tavsiyem, eğer günün birinde bu oyun karşınıza çıkarsa ya görmezden gelin, ya da moraliniz bozuksa alın kahkahalar içinde oynayın.
Tugi
18-01-2006, 13:42
Scrapland
İç karartıcı Dark Fall: Lights Out'un verdiği baygınlıktan sonra şöyle eğlenceli bir aksiyon oynamak istedim. Gözüme bir süre önce indirdiğim ama kurma fırsatı bulamadığım Scrapland'in demosu ilişti. Aksiyon oyunlarında becereksiz olduğum için korka korka demoyu kurdum. Meğer ne kadar isabetli bir karar vermişim. Lights Out öyle bir sıkmıştı ki rengarenk, cicili bicili Scrapland ilaç gibi geldi. Sonradan öğrendiğim kadarıyla yapımcılar demoyu geri çekmişler ama hala bir kaç sitede bulmanız mümkün.
Oynamaya başlar başlamaz Scrapland bana Oni'yi hatırlattı. Biraz daha oynadıktan sonra Scrapland'in GTA III ve Beyond Good and Evil karması bir oyun olduğunu düşündüm. Sonuç olarak Scrapland bir third-person action adventure ve hatta birazcık role-playing oyunu. Oyunu yer yer third person shooter yer yer de uzay araçlarını kullanarak oynuyoruz.
Scrapland'da kahramanımız D-Tirus adında insana benzeyen bir robot. D-Tirus uzay motorsikletiyle (başka bir isim bulamadım ) gezinirken daha önce insanların yaşadığı ama sonraları yaşam kaynaklarının tüketilmesiyle yerini robotlara bırakan Scrapland'a ulaşır. Artık burada insanların yaşaması yasaktır. İlk bakışta Scrapland "Beşinci Element"i hatırlattı bana. Rengarenk, fantastik bir dünya. Her yer rengarenk robotlarla, parlak ışıklarla ve uzay araçlarıyla dolu.
Astreoid'te yaşayan her robotun mutlaka bir işi olması gerekmekte. Bu yüzden D-Tirus'a da gelir gelmez gazetecilik görevi veriliyor. Ne yazık ki Scrapland'de basit robot ölümleri haricinde çok fazlada haber çıkmamakta. İlk görevlerinin birisi Scrapland'den bir yetkili ile röportaj olan D-Tirus'un röportajının hemen ardından işlenen cinayetle maceraya atılmış oluyoruz.
Oyuna parasız ve en kötü uzay gemileri ile başlıyoruz ama Scrapland gibi bir yerde gerek savaşarak gerek hırsızlık yaparak ya da sağı solu araştırarak para kazanmak kolay. Demo'da bize sunulan sanıyorum oyunun ilk bölümü olan tutorial kısmı. Bu kısımda ilk görevimiz iki polis uzay aracını yok etmek.
Scrapland çok geniş tasarlanmış ve bir çok bölgeye bölünmüş. Her bölge birbirinden çok farklı ve rengarenk tasarlanmış. Bu bölgelerden bir kısmı endüstriyel ve iş bölgeleri, bir kısmı ise insanlar zamanından kalma labirentler.
Oyun boyunca para kazandıkça etraftaki robotlardan ekstra yaşam satın alabiliyoruz. Bunun yanında bozulduğumuz zaman (robotuz ne de olsa) para karşılığında kendimizi tamir ettirebiliyoruz. Scrapland aksiyonun yanı sıra role-playing olarak da düşünebilecek bir oyun çünkü oldukça geniş bir dünyada yerine getirmemiz gereken ve bir çok farklı yolla bitirebileceğimiz görevler içeriyor. Görevlerimiz iki çeşit. Birisi gazeteci olarak çalıştığımız için patronumuzdan aldığımız görevler. Diğeri ise Casino'dan alacağımız ekstra görevler. Casino'dan aldığımız görevler genelde suç içeren görevler. Burada karakterimizi nasıl yönlendireceğimize karar veriyoruz. Efendi efendi gazeticiliğimizi mi yapacağız yoksa kendimizi suç dünyasına mı atacağız?
Tugi
18-01-2006, 13:42
Serious Sam 2
Serious Sam'in yapılma nedeni diğer oyunlardan farklıydı aslında. Tabii ki herkes para kazanmak için yapıyor ama CroTeam'in asıl amacı oyunun motorunun reklamını Serious Sam ile yapmaktı. Oyunu ellerinden geldiğince iyi yapmaya çalışmışlardı ama belki de beklemedikleri bir şey oldu ve Serious Sam çok beğenildi (bu tabii herkes için geçerli değil). E durum böyle olunca da ne yapılır? Yenisi için kollar sıvanır, oyun iyice cicili bicili hale getirilir ve demosu çıkarılır...
Serious Sam 2 size yine eğlenceli ve komik saatler geçirtmeyi vaadediyor. Bu oyun bir FPS, ancak bildiğiniz FPS'lerden değil. Diğerlerindeki gibi dramatik, korkutucu, tarihi sahneleri olan bir oyun da değil. Haritaya atıyor sizi ve "temizlik" yapmaya başlıyorsunuz.
Oyunu bilmeyenleri de düşünerek böyle anlatıyorum; oyunda silah ve cephane sıkıntısı pek çekmiyorsunuz ilkinde olduğu gibi. Sıkıntı çekmiyorsunuz, çünkü üzerinize gelen düşmanların sayısı çok aşırı ve bu nedenle bol cephane lazım.
Demo 235 MB ve bir bölüm içeriyor. Bölüm size tadımlık bir Serious Sam macerasını kurgu bilim filmlerden aşina olduğumuz "aşırı gelişmiş" bir şehirde sunuyor. Bölümün sonunda da bir hava aracına binip karşı tarafa geçiyorsunuz ve görevi bitirip ciddiyeti (!) yine bozmadan son videoyu izliyorsunuz. Tabii insan demoda bir bölüm daha olsun istiyor ama artık onun için de oyunu almanız gerekecek.
Düşmanlar çok çeşitli ve bazılarının tipi yine komik Diplerine kadar girebilirseniz son derece detaylı olduklarını göreceksiniz. Bu grafiksel detaydan sadece düşmanlar değil diğer çevre grafikleri de nasibini almış. Oyuda HDR desteği de mevcut ama ben ATI katımla deneyemedim maalesef, çünkü desteklemiyor. Ayrıca aynı anda çok sayıda nesne görünmesine ve çevre grafiklerinin oldukça detaylı olmasına rağmen grafiklerden biraz fedakarlık yapınca oyunun hızı istenilen seviye olan 60 FPS'ye çıkıyor hemen.
Ancak ortalık çok karıştığında hızdaki düşmelere hazırlıklı olun derim şimdiden. Oyuna başlamadan önce grafik ayarlarını mutlaka kontrol edin, çok fazla ayar var. Sisteminiz için en uygun olanını deneyerek bulabilirsiniz. Düşmanlara tabiri caizse "göbekten" girdiğinizde ekranda öyle bir efekt karmaşası yaşanıyor ki ekran kartlarımızı ciddi biçimde terletir cinsten. Oyunun sistemimizi ne kadar zorladığından bahsederken oyunun "beni oku" dosyasında yazan sistem ihtiyaçlarını da size sunayım, indirmeden önce bir fikriniz olur en azından...
Minimum: 1.5 GHz AMD AthlonXP ya da P4 2 GHz, 256 MB RAM DirectX 8 destekli ekran kartı.
Buraya dikkat! Oyun DirectX 8 desteklemeyen kartlarla çalışmıyor. Yani mesela GeForce 4 MX'te çalışmayacakken, GeForce 3 kartı olanlar oyunu oynayabilecek; ne kadar hızlı olur orasını bilemem.
Tavsiye Edilen: 2 GHz AMD AthlonXP ya da P4 2.6 GHz, 512 MB RAM, DirectX 9 destekli ekran kartı.
Tam Detay İçin: 2 GHz Athlon64 ya da P4 3 GHz, 1 GB RAM, GeForce 6800 ya da ATI X800 serisi ve yukarısı.
Şimdi devam edebiliriz. Sesler ilk oyuna benziyor. Ne çok iyi ne de çok kötü. Zaten genelde silah, düşman ve patlama seslerinden başka bir ses pek de yok demoda. EAX destekleniyor.
Hani klasik oyun incelemelerinde atmosfer diye bir bölüm vardır ya. Bu oyunda o atmosferi yorumlamak zor biraz. Çünkü oyunda insanı havaya sokan önemli unsurlardan biri atmosferin iyi yansıtılmasıdır. SS2'de de atmosfer nasıl diye soracak olursanız, kan gövdeyi götürüyor, her şey çok hızlı olup bitiyor ve eğer bir FPS oyununda aradığınız şey önüme geleni dümdüz edip geçeyim ve fazla kafa yormayayım ise bu oyunun atmosferi gayet iyi Zaten oyunun size atmosfer bakımından sunmak istediği o hiç düşmeyen tempo.
Yapay zeka konusunda da pek diyecek bir şey yok SS2 için. Sizi gören koşup geliyor yanınıza size olan sevgisinden dolayı :P
Demo için sanırım anlatılacak her şeyi anlattım. Demoyu mutlaka deneyin, tavsiye ederim. Resmi olmayan bir puan vermem gerekirse demo için, 5 üzerinden 4-4,5 arası bir yerlede duruyor kafamdaki puan. İyi oyunlar...
Tugi
18-01-2006, 13:42
Spider-Man
Playstation'da beğenilen oyunlara imzasını atan Activision firması yavaş yavaş bu oyunları PC standlarına taşımakta kararlı gözüküyor. Tony Hawk's Pro Skater 2'den sonra şimdi de Peter Parker'ın maceralarını içeren Spider-Man PC için tekrar elden geçti. Önümüzdeki ay PS'te çıkacak olan Spiderman 2 ile aynı anda piyasaya çıkacak Spider-Man'in (PC) demo sürümünün yayınlanması Mayıs 2002'de gelecek filminden önce beni biraz yatıştırdı. Şu sıralar Final Fantasy: The Spirits Within filminden önce yayınlanan Spider-Man the movie fragmanı beni son bir aydır duvarlara tırmandıracak kadar heyecanlandırmıştı. Neyse ki artık 2 bölümlük bir demosu elimde. Demoyu kurup hemen oynamaya başlıyorum...
Oyunun hikayesi bir suçlunun Spiderman kılığına girip onun kılığında suç işlemesiyle başlıyor. Tabi boş durmayan Spidey, adını temizlemek için taklidinin peşine düşüyor. Ama işin içine karışmayan kahraman ve suçlu kalmıyor. İlk iki bölümde gözüken kişiler arasında Black Cat, DareDevil, Eddie Brook, Dr. Octavius, Scorpion gibi süper kahramanlar ve diğer süper suçlular. Aldığım duyumlara göre de çizgi romandaki tüm büyük düşmanları ile karşılaşıyormuş.
Demo tam sürümün ilk iki bölümü ile giriş sinematiklerini içermekte. Oyuna başladığımızda birçok oyundan alıştığımız zorluk seviyesi sorusu geliyor karşımıza. Ama alışılmışın dışında yeni bir seçenek olan Kid Mode (çocuk modu) eklenmiş. Bunun neresi güzel diyecekseniz, bu mod tam olarak oyunu küçük çocukların oynayabileceği bir zorluğa getiriyor ki bu da bitmeyen örümcek ağları, zayıf düşmanlar demek... Onun dışındaki diğer üç seçenek Easy, Normal ve Hard oyunun zorluğunu katlanarak arttırıyor. İlk bölümde amaç rehine alınmış ve bomba kurulmuş bir bankayı kurtarmak, ikinci bölümde ise patronunuz JJ'den intikam almak isteyen Akrep'i durdurmak.
Oyunda en başarılı bulduğum taraf Spiderman üzerindeki kontrol olur herhalde. Çünkü binalardan binalara ağ ile uçmaktan tutun, ağdan bir kalkan örüp içine saklanmaya varacak kadar degişik hareketler mevcut. Ayrıca tehlikeyi sezen örümcek hisleri ise her an tetikte. Başta sırf yumruk ve tekme ile dövüşüldüğünü sanıp üzülmüştüm ama değişik tuş kombinasyonlarıyla yapılabilen bir çok hareket gizli. Düşmanları ağ ile bağlamak, etraftaki nesleleri üzerlerinde kırıp bayıltmak veya tavanlarda dolaşıp hiç gözükmemek gibi bir sürü değişik yöntem geliştirebilirsiniz. Benim favorim ise ağ atıp düşmanları kendine dogru çekerek kafa atmak. Hareketin güzelliği bir yana düşmanları alt ettikten sonra Peter Parker'in kendine özgü Spiderman espirileri yapması gerçekten çok hoş.
Her güzel oyunda olduğu gibi bunda da bir iki kötü yön var ama o kadarı kadı kızında bile olur derler. Bu kötü yönlerin ilki kamera açısının bazen -ki bu genelde kavga sahnelerine denk geliyor- abzürt yerlerden göstermesi. İkincisi ise oyun PS'ten çevirme bir oyun olduğu için grafiklerdeki basitlik diyebilirim. En yeni oyunlar kadar iyi grafikleri olmasa bile oyun zevkindeki aşırılık bu açığı kolayca kapıyor. En son kötü yönü ise benim anaokul müziklerine benzettiğim oyun müziğinin sözleri . Şimdi bana ne oyunun müziğinden diyeceksiniz ama ben çok gıcık oldum. Türkçe'ye çevirince Gazman'da söylenen kafiyeli sözler kadar kötü oluyor gerçekten benden söylemesi ama nasıl olsa sadece oyunun başlangıcında çalıyor.
Yüksekten korkmama rağmet zevkle oynadığım göze alınırsa gerçekten başarılı bir yapım. Yakında ikincisi PS2'de ve Mayıs 2002'de filminin oyunu PC'de çıkacağı düşünülürse önümüzde uzun ve bol örümcekli bir yıl var. Spider-Man hem zor değil, hem de çok eğlenceli ve önümüzdeki haftalarda vitrinlerdeki yerini alıyor. Çıkıtığında bu aksiyon dolu macerayı kaçırmayın derim.
Tugi
18-01-2006, 13:42
Spider-Man 2
Spider-Man 2 filminin ülkemizde vizyona girmesine günler kala, oyununun demosu da oyunseverlerin beğenisine sunuldu. Peki oyun gerçekten ilgiyi hakediyor mu, yoksa bir başka kötü film oyunuyla mı karşı karşıyayız?
Film oyunları bildiğiniz gibi genellikle filmin çıkışına yetiştirilme çabası içinde bir dolu hata ve eksikle piyasaya çıkarlar. Tabi bu hepsi için geçerli değil, arada oldukça rafine ve güzel film oyunları da çıkabiliyor. (LoTR: Return of the King bu tür oyunlara iyi bir örnek sayılabilir) Peki, bizim duvar sürüngeni dostumuzun oyunu hangi kategoriye giriyor acaba?
İsterseniz öncelikle ilk filmin oyunundan bu yana neler değişmiş, onlara bir göz atalım. Oyunlarda genellikle ilk daldığım kısım, oyunun Options kısmıdır. Bu nedenle ana menüye girdiğim gibi Options menüsünü aradım, fakat demoda Options kısmının olmadığını gördüm. Yani çözünürlük, grafik ayarları, ses ayarları vb ayarları demoda yapmanız mümkün değil. Sadece Controls kısmı var, buradan da oyunun kontrollerini görmeniz oyuna başlamadan önce sizin yararınıza olur. Controls kısmından tuşları incelerken farkedeceğiniz üzere, Spider-Man The Movie'de kullanılmayan mouse, bu oyunda en büyük yardımcılarınızdan biri olacak. Eskiden numpad klavyedeki tuşlarla gerçekleştirdiğimiz hareketler mouse'un sağ ve sol tuşlarına atanmış. Ki, bence iyi de olmuş, ama buna zaten oyunun oynanışını anlatırken değineceğim.
Contols kısmını da geçip New Game dediğimizde ve oyuna girdiğimizde ise diğer bir yeniliği farkediyoruz. Benim Playstation çevirisi olan o birkaç sene önceki Spider-Man oyundan beri "neden yok" dediğim şeyi yani. Artık sadece bina tepelerinde dolaşmak zorunda değiliz, yere inerek sivillerin arasında da gezebiliyoruz. Tabi bu sefer de çok yüksek binaların en tepesine çıkmamız engellenmiş ki, buna da ayrıca sinir olmadım değil...
Oyuna ilk defa binaların tepesi hariç bir yerden, yani yerden başladıktan sonra, özellikle Spider-Man The Movie'yi oynamış olanlar üzerinde etkili olacak olan hayal kırıklığıyla karşılaşıyoruz. Oyunun grafikleri Spider-Man The Movie'den daha kötü! Açıkçası tamamen anlaşılamaz bir durum bu. Spider-Man The Movie, 2 sene önce çıkmış olmasına rağmen, şu an için bile gayet iyi sayılabilecek grafiklere sahipti. Ama Spider-Man 2'nin grafikleri birkaç yıl geri gitmiş! Hatta sırf grafikler değil, animasyonlarda da belli bir geriye gidiş var! Belki de düşük sistemlerde de rahat bir şekilde oynanabilmesi için yapılmış bir hareket, fakat insanın içinden ilk oyunu yaparken aklınız neredeydi demek geliyor açıkçası. Yine de oyunun tam versiyonunda daha iyi grafikler ve animasyonlar görmeyi umut edebiliriz sanırım.
Grafik kısmını kafamıza fazla takmamaya çalışıp oyuna geçiyoruz ve değişikliklerin devam ettiğini de görüyoruz böylece. Bir önceki oyunu oynamış olanların hatırlayacağı gibi, ağ atma işlemi bizim numpad 5 tuşuna basmamızla otomatik olarak gerçekleşir, Spider-Man biz durdurana ya da bir binaya yapışıncaya kadar ağ atmaya devam ederdi. Yeni oyunun açıkçası en takdir ettiğim özelliği yeni ağ atma sistemi oldu. Bu sefer ağ atabileceğiniz belirli noktalar var ve ancak bu noktalara ağ atabiliyorsunuz. Şimdi birçok kişi bunu duyunca suratını buruşturacak, biliyorum ama inanın, eski sistemden daha iyi ve çok daha zevkli olmuş bu sistem. Siz ekrandaki göstergeyi ağ atmanız gereken yerin üzerine getirip mouse'un sol tuşuna bastığınızda, Spider-Man ağı atıyor, sonra diğer yeri hedefleyip, oraya ağ atıyorsunuz, sonra diğerine... Bu şekilde devam ediyorsunuz. Bunun zor olabileceğini düşünebilirsiniz, ama oynadığınızda ne kadar kolay olduğuna şaşıracaksınız.
Tugi
18-01-2006, 13:43
Splinter Cell
Gözlerinizi kapatmanızı ve iki efsaneyi gözlerinizde canlandırmanızı istiyorum. Biri CIA'de başlamış, yazarlığa gitmiş ve şimdi oyun yapımcılığıyla uğraşan bir insan. Diğeri oyun dünyasının en çok sevilen, en karizmatik karakterlerinden Solid Snake ve onun muhteşem oyunu Metal Gear Solid (1-2). Şimdi bu iki ismi bir araya getirin. Ne görüyorsunuz? Olmadı mı? Durun anlatayım o zaman.
Sanırım Tom Clancy'i hepiniz tanıyorsunuzdur. Ama yine de bilmeyenler için anlatmak istiyorum. Tom Clancy bir CIA danışmanı iken Rainbow Six adlı özel timin maceralarını anlatan romanlar yazmaya başladı. Bu kitaplar öyle çok sevildi ve satıldı ki sonunda bilgisayar oyunlarına konu oldu. O gün bugündür Tom Clancy bilgisayar oyun dünyasında en gerçekçi taktik-FPS'leri yapan adam olmuştur. Bakınız: Rainbow Six, Ghost Recon, The Sum Of All Fears... Şimdi bir de yolda olan Rainbow Six: Raven Shield var ki tam anlamıyla bir şaheser olacağa benziyor. Şu anda multiplayer demosunu piyasada bulmanız mümkün.
Şimdi ise Tom Clancy hiç denemediği bir oyun türüne bulaşmış durumda. Third Person Shooter tipindeki bu oyunun adı tabii ki Splinter Cell (SC). Aylardır hevesle beklediğim, X-Box'a bundan 1 ay kadar önce çıkan oyunun demosu geçtiğimiz günlerde yayınlanınca anında atladım ve demoyu çektim. 100 mb'lık demoda sadece tek bir görev var ama bu tek görev bile ağzımızın suyunu akıtmaya, oyunun tam sürümünün muhteşem olacağına bizi inandırmaya yetiyor.
Oyunda Sam Fisher adında bir ajanı canlandırıyoruz. Sam, NSA'ye bağlı Third Echelon isminde bir birimde görevli bir ajan. Buradan anlayacağınız gibi, oyun bir ajanlık oyunu. Yani amacınız size verilen görevleri sessiz bir biçimde halledip olay mahallinden sıvışmak. Bunun içinde çeşitli ekipmanlarınız var. Termal görüş gözlüğünden kilitleri eritmek için kullanılan aletlere, gece görüş gözlüğünden fiber optik kameralara kadar birçok ekipmanınız var. Ha bu arada, neden sadece bu dördünü saydın diyebilirsiniz, söyleyeyim. Demo versiyonunda sadece bu dördünü kullanabiliyorsunuz
Oyunun en çarpıcı yanı ise gerçekçiliği. Oyun içinde yapabileceğiniz hareketler gerçek hayatta bir ajanın yapabilecekleriyle aynı. Diyelim ki bir köşeden kafanızı uzatıp baktınız ve iki adamın karşılıklı konuştuğunu gördünüz, köşeden fırlayıp arkası dönük adamı boğazından yakalayıp silahı beynine dayayabiliyorsunuz. Böyle olunca diğer adam size karşı bir tepkide bulunamıyor. Siz de kendinize bir avantaj sağlamış oluyorsunuz. Cesetleri taşımak, duvarlara dayanıp yürümek, balkondan ip sarkıtıp aşağılara inmek, duvara iki ayağınızı dayayıp sabit kalmak yapabileceklerinizden sadece bir kaçı. Yalnız bu hareketlerin çoğu demo versiyonunda yapılamıyor. Ama ana menüdeki Trailer seçeneği ile oyunun uzun bir videosunu izleyebiliyorsunuz. Burada oyundaki hemen hemen bütün hareketler gösteriliyor. Siz de tam sürüm hakkında bir fikre sahip olabiliyorsunuz.
Oyunu gerçekçi yapan bir diğer unsur da çevredeki nesnelerle tamamen iletişimde olabilmeniz. Düşmanın dikkatini çekmek için masanın üstündeki kola kutusunu alıp sıpıtabilir ve ses çıkarıp düşmanın dikkatini çekmeyi sağlayabilirsiniz. Ya da ateş edip ampülü patlatabilir, odanın karanlık kalmasını sağlayıp gece görüş gözlüğünüzle ortamdan sıvışabilirsiniz. Yapabilecekleriniz biraz da sizin hayal gücünüze bağlı anlayacağınız. James Bond filmlerinde görüp de yapmak istediğimiz şeyleri bu oyunda yapabileceğiz anlaşılan.
Biraz da oyunun grafiklerinden bahsetmek istiyorum. Bu kadar gerçekçi, etraftaki nesnelerle etkileşim olaylarının üstüne bir de gerçek zamanlı gölgelendirme eklenince oyun sistemleri çok kasar bir hale geliyor. Demoyu denediğim P4 1600 ve Geforce2 MX 200 makinada oyun bazı yerlerde yavaşlamalar yaşadı. Sistemimi kasan ilk oyun olarak adını aklıma yazdırdı oyun. Ha bir de demo versiyonunun Out Of Video Memory diye bir hata verdiğini duydum ama ben hiç böyle bir şeye rastlamadım. Fakat bunun demo versiyonundan kaynaklandığını sanıyorum.
Karakterlerin animasyonları da çok gerçekçi. Fisher'ın yerdeki bir cesedi kaldırıp yerden taşıyışını görünce siz de hayran olacaksınız. Üzerinde gerçekten çok çalışılmış animasyonlar var. Grafikler hakkında daha çok bilgi sahibi olmak için screenshotlara bakmanız daha iyi olur. Çünkü grafikler gerçekten çok harika, kelimelerle anlatmak zor diyebilirim. Ses efektleri her zamanki gibi iyi. Arka planda çalan müzik oyunun ruhuna uygun.
Son birkaç laf edip yazıyı bitireceğim. Daha fazla anlatırsam tam sürümünün incelemesine yazacak bir şey kalmayacak çünkü Splinter Cell, Metal Gear Solid'e tam anlamıyla bir rakip. Ama PS2'ye çıkmaması bu iki oyunun kapışmasını ancak MGS2 PC'ye çıktığında görebileceğimiz anlamına geliyor. Ama bana göre şu anda SC bir adım önde. Ubisoft bu sefer adam gibi bir oyun yapıyor. Tam sürümünü ısrarla bekleyelim, çıktığı gibi alalım arkadaşlar. Bu oyun kaçmaz..!
Tugi
18-01-2006, 13:43
Splinter Cell: Chaos Theory
Gerçekleştiğinde, haberlerde duysak da, filmlerde izlesek de karşı olduğumuz şey ölüm ve öldürmek. Duyduğunda ürperti sarar içini ancak yine de kendini alamazsın o düşünceyi yorumlamaya çalışırken; akıldan geçer: "tatminin en doygun olarak yaşandığı şekli hangisidir?" Cevabı kuşkusuz herkesin aklındadır: Sessiz ölüm. Düşmanı hiç beklemediği anda, kendisini belki de en güvende hissettiği, kesinlikle yenilmez gördüğü anda arkasından sessizce süzülüp mükemmeliyeti kuşkusuz olan son darbeyi vurup düşmanı birden gerçeklerle yüzyüze bırakmaktır. Ama anlamasına fırsatı olmayan gerçekleri... Ardından sessizliğin huzurunu bozmadan, karanlığın huzur veren rengine geri dönmektir, arkada bırakılana bakarak.
Yıllarca, pervasızca davranmanın ve insanın kendisini keşfetmesinde en rahat olmasını sağlayan mekanda yani sanal ortamda, bilgisayarının karşısında sürekli gizlendi bu saf ve keskin tatminin hazzedilme tınısı. Sürekli gürültülü silahlar, makineli tüfekler, roketatarlar, minigunlar ve gürültüsünün yanında insanın kendisini dorukta hissettiren sniper riflelar vardı. Ancak ne yaptığımızı bilmeden sadece görevin peşinden gitmek için; önüne geleni öldür saçmalıklarıyla zamanımızın harcandığını hissediyorum. Hissediyorum, çünkü Siplinter Cell ile karşılaşınca bir boşluğumuzun olduğunu ve bunun yıllardan beri boş olduğunu farkediyorum. Tam dolduruyorum derken, elimden kayıveriyor...
Ama tüm bunları yeniden geride bırakıyoruz. En azından bir süre daha hazzederek yapacağız en sevdiğimiz işimizi, hobimizi; yani oyun oynamayı. Hem de limitsiz, aklın alabildiğine yettiği kadarıyla... Hazırım! Başlayalım rolümüzü oynamaya. Splinter Cell: Chaos Theory için Sam Fisher oluyorum. Yine keskin bir bıçak gibi ayırıyorum tüm oyun dünyasını "ben ve diğerleri olarak." Yeniden türün köküne iniyorum. Solid Snake kadar sessiz; hatta ondan daha sessiz oluyorum. Sessiz ve ölümcül...
Yapımcı Mathieu Ferland "Chaos Theory'nin en büyük hedeflerden birisi 'yakınlık' " diye belirtiyor Xbox World'le yaptığı röportajda "Oyun tamamen tehlikeye yakınlık üzerine güçlü duygularla çevrili ve bunu tercüme edecek birçok yeni hareket sunduk; Sam'in ayaklarından kenetlenmiş vaziyette başaşağı sarkarak hemen önünde bulunan düşmanın boynunu kırması hareketini çok seviyoruz" diye devam ediyor. Neyse, bırakalım Bay Ferland'ı, mükemmel yaptıkları işlerine devam etsinler. Biz dönelim SC:CT'ye...
Görev: 2008 yılında sıradan gibi görünen bir adam kaçırma olayı gerçekleşir Peru'da. Ayrılıkçı grup "İnsanların Sesi" tarafından, mühendis Bruce Morgenholt kaçırılır. Tahminlerin üzerine bir Amerika'lı vatandaştır Bruce. Tabi burada parantez açmak lazım ki adam kaçırma sonrasında yapılacak operasyonlar Third Echelon'ın işi değil. Zira TE çok daha önemli ve karmaşık görevlerde bulunuyor. Ama bu kaçırılan şahıs önemli bilgiler taşıyor. O kadar ki, Dünya üzerinde herhangi bir ülkenin eline geçmesi durumunda bile tüm dengeleri alt-üst edebilecek düzeyde. Sam Fisher da bunun üzerine olayın sükunetini sağlamak için Asya'ya doğru yola çıkıyor. Yalnız, Morgenholt zorla konuşturulmuş olabilir; Hugo Lacerda -İnsanların Sesi grubunun lideri, bu bilgiyi almış olabilir. Hey Sam, açıktaki herhangi bilgiyi kurtarmaya çalış ya da yoket. Ha, hazır işe başlamışken; kurtarabilirsen Morgenholt'u kurtar. Kurtaramazsan vatan sağolsun... Aah Amerika, burada da karşımıza çıkıyorsun. Hem de Ubisoft'ta (Tom Clancy?)
Tugi
18-01-2006, 13:43
Splinter Cell: Pandora Tomorrow
Bundan bir önceki yazımda, Metal Gear Solid'in öneminden bahsetmiştim. MGS'nin olmadığı bir ortamda, Sam Fisher'ın da olmayacağını söylemiştim. Bir açıdan haklıyım tabi ama biraz farklı düşününce, haksız olduğum yerler de vardı. Elektrik icad edilmeseydi, şimdi bilgisayarlar olmayacak mıydı? Ampül icad edilmeseydi, halen mum ışığında mı oturacaktık? Yoksa ampülle alakası olmayan ama yine elektrikle çalışan bir aletle mi aydınlanacaktık? Elektrik icad edildiği zamanda icad edilmemiş olsaydı, kesinlikle bir ara icad edilecekti. O zaman hafif bir gecikmeyle yine aynı şeyler yaşanacaktı. Yani MGS olmasaydı, oyunlara gizlilik öğesini katmasaydı, mutlaka birisinin aklına gelecekti ve geç de olsa bu tür oyunları görecektik. Artık böyle düşünüyorum.
Splinter Cell demosunu az önce oynama fırsatı buldum. Aslında tam sürümü çıkana kadar oynamayacaktım, dayanamadım. 120Mb gibi bir alan kaplayan demo, 2 bölümden oluşuyor. Bu bölümler, sanki bir teknoloji demosuymuş gibi, oyunun hemen her özelliğini görmenizi sağlıyor. Görsellikten, hareketlere kadar her öğeyi demek istiyorum. Oyunun ana menüsü yine basit. Grafik ayarlarını sadece düşük, orta ve yüksek olarak ayarlayabiliyorsunuz. Ardından hemen bir profil yaratarak oyuna giriyorsunuz.
Oyun öyle bir ortamda başlıyor ki, bir anda panik oluyorsunuz. Ben oldum. Bir trenin üzerinde, eğilmiş olarak başlıyorsunuz. Tren son sürat ilerliyor. Ayağa bile kalkamıyorsunuz. Kalktığınız zaman, geriye savruluyor ve vagondan düşüp ölebiliyorsunuz. Bu bölümde amacınız, birisini sorguya çekmek. İlk başta yapmanız gereken, eğilerek ilerlemek ve ilk kapaktan aşağıya inmek. Vagona girdiğinizde, telsizle size detaylar bildiriliyor. Ardından yapmanız gereken vagonlarda ilerlemek.
Vagonların içerisi adam dolu olduğundan, hangi yollardan gitmeniz gerektiğine siz karar veriyorsunuz. Genelde birisini öldürmenize izin verilmiyor bölümlerde. Bu bölümde de öyle. Sessiz ve derinde halletmeniz lazım görevleri. Bu yüzden, vagonların altından bile ilerleyebiliyorsunuz. Vagonların altından ilerlemek çok korkutucu. O kadar demirin arasından, dehşet seslerin arasında ve rayların birkaç santim üzerinden ilerlemek, insanı strese sokuyor. Neyse ki, kısa süre sonra kapağa ulaşarak yukarı çıkabiliyorsunuz. Biryerde de, vagonun yan tarafından çıkarak vagonun yanından tutuna tutuna ilerlemeniz gerekli. Burada camların önünden geçmeden önce içeriyi kontrol etmeniz ve içeridekiler bakmadan ilerlemeniz gerekiyor. Buradaki yüreğinizi hoplatan olay ise, siz yanda ilerlerken yan raydan başka bir trenin anidan geçmesi. Bu durumda size birşey olmuyor. Sadece ani bir hareketle ters dönüyorsunuz ve trenin geçmesini bekliyorsunuz. Ama olay o kadar ani oluyor ki, şaşkınlıktan ölmeseniz iyidir.
İlk bölüm boyunca, kimseye zarar vermeden sessizce ilerleyebiliyorsunuz. Arada birilerini sorguya çekmek veya bayıltmak gerekebiliyor. En sonunda da, sorguya çekmeniz gereken adama ulaşıyorsunuz ve onun telefonunuzu meşhur lazer miktofonla dinliyorsunuz. Göreviniz tamamlandığında ise, bir helikopter sizi almaya geliyor. O anda sizin orada olduğunuz elinizde olmayan nedenlerden dolayı ortaya çıkıyor ve herkes peşinize düşüyor. Hızlı olup kaçıyor ve vagonun üzerine çıkıyoruz. Etrafta mermiler uçuşurken, ilerideki helikopterin halatına atlamamız gerekiyor. Ağzına kadar aksiyon dolu bir sahne. Herkesin en azından bir kere görmesi şart bir olay.
İlk bölüm helikopter olayının ardından bitiyor. Normalde 15 dakika falan srüyor sanırım. O da yavaş yavaş, saklana saklana, sindire sindire oynadığınız zaman. Hızlı gitiğiniz zaman daha öabuk bitirme durumunuz var. Ama hız her zaman yararlı değil. Genelde gürültü yaptığınızdan, başınıza bela alıyorsunuz. Gürültü demişken, oyunda ıslık çalma olayı var. bu çok hoşuma gitti. "V" tuşu ile "fiyuuf" diye ıslık çalıyorsunuz ve herkesi etrafınızda topluyorsunuz
Tugi
18-01-2006, 13:43
Star Wars: Republic Commando
"ARC Çavuşu A-21, eliyle diğer klonlara işaret ederek, mağaranın tavanından sarkan büyükçe bir sarkıtın arkasına geçerek siper aldı. Geonosian yuvalarından birini bulmuşlardı ve şimdi, bu Jango Fett tarafından özel eğitilmiş, Advance Recon Commando yani ARC birliğiyle beraber yuvayı temizlemek üzereydiler. A-21 eliyle tekrar işaret verdi ve diğer 3 klon da mevzilenerek atış yapabilecek pozisyona geçti. Mağaranın boşluğunda bir kanat çırpma sesi yankılandı. 4 ARC klon temkinli bir şekilde silahlarını sesin geldiği tavana doğru diktiler. Silahlarının ışığı, duvarlardaki yüzlerce Geonosian'ı aydınlatırken, A-21 saldırı emrini haykırdı. 4 klon askerin blaster rifle'ından mağaraya yağmur gibi lazer yağarken, yüzlerce Geonosian, elit ARC birliğine doğru amansız bir saldırıya geçmişti."
Uzun zamandır benim gibi Star Wars hastaları tarafından hastalıklı bir şekilde beklenen Republic Commando'dan nihayet bir demo geldi. Episode III ile aynı anda piyasayı dağıtması muhtemel oyunun demosunda, şirin (!) Wookie'lerin memleketi olan Kashyyyk'te Wookie arama operasyonuna katılıyoruz. Gayet tabii ki hemen her oyunda olduğu gibi gelişen olay örgüsü bizi içine hapsedip, bu oyunu beklettiriyor.
Sanırım hepsinden önce oyunun grafiklerine değinmek gerek; Republic Commando belki de hiçbir Star Wars oyununun olamadığı güzellikte grafiklere sahip. Unreal Tournament 2003'ün motorunun yoğun şekilde değişim geçirmesi sayesinde Doom 3'e bakışlar atan grafikler, çoğu oyun gibi delicesine bilgisayarı zorlamıyor olmasıyla da beğenimi kazandı. Ancak yine de sağ taraftaki ekran görüntülerine bakıp da geceleri içip sızmak, yatak içinde gün boyunca boş boş oturmak, ve Anathema dinlemek istemiyorsanız upgrade'inizi eksik etmeyin. (bu arada Anathema dinlememezlik etmeyin, kızdırmayın)
Her açıdan başarılı olan görseller, başarısını özel efektler, karakter modellemesi, mekan ve çevre detaylarında da kendini gösteriyor. Poligon sayısında cimrilikten kaçınmayan grafikerlerin ürünü olan karakterler, Halo 2'deki gibi müthiş gözüküyor. Işıklandırma ve partikül efektleri de aynı güzellikten fazlasıyla nasibini alırken tüm bunlar gözü çok yormayan, ama sade de sayılamayacak kadar zengin bir ortamda sesini fazla çıkarmadan çalışabiliyor, ve bu da Republic Commando'nun el yakan oyunlar karşısında ne kadar başarılı olduğunun ufak bir göstergesi.
Republic Commando, 4 kişilik bir 'cumhuriyet komandosunu' yönettiğiniz ve verilen görevleri sert bir şekilde yerine getirdiğiniz bir oyun. F.E.A.R'da olduğu gibi her askerin farklı bir özelliği yok, buna siz de bir istisna değilsiniz. Tek farkınız takım lideri olmanız, bu sayede takıma çeşitli görevler verebiliyorsunuz, Rainbow Six veya SWAT'taki kadar olmasa da. Örneğin pozisyona girme, kapı açma gibi basit komutları farenin sağ tuşuyla verebiliyorsunuz ve ekip bunları başarıyla yerine getiriyor. Ayrıca ekibin dizilişleri de olağanüstü yapılmış, Raven Shield'dakinden bile daha iyi diyebilirim. Bir kapıyı açmaya çalışırken takım elemanlarınızdan 2'si kapının kenarlarında içeriye dalmayı bekliyor, diğeri de arkada ağır silahıyla ortalığı dağıtmaya hazırlanıyor.
Tugi
18-01-2006, 13:43
SWAT 4
New York sokaklarında yine sessiz ve sıradan bir gece yaşanıyor. Aniden gelen bir ihbar SWAT takımımızı harekete geçiriyor ve derhal olay mahalline doğru yol alırken şu sesleri işitiyoruz.
-927. cadde 29.sokakta çalıntı ihbarı tüm birimlerin dikkatine, tüm birimlerin dikkatine!
-Anlaşıldı merkez. Olay mahalline hareket ediyoruz.
Helikopterle olay mahalline geliyor takım. 5 kişiden oluşan takımımız yine zorlu bir görevin arifesinde son hazırlıklarını yapıyor. Tim lideri gecenin korkulu karanlığında ona yüklenen sorumluluğun bilincinde olarak operasyonun başarıya ulaşması için gerekli stratejileri kafasında tasarlıyor. O, sadece kendi can güvenliğini değil, operasyona katılan diğer üyelerin ve en önemlisi içeride yardıma muhtaç bir şekilde bekleyen rehinelerin can güvenliğini düşünüp, her türlü duruma hazırlıklı olmak zorunda.
Ve action...
Bu denli gerçek bir senaryo ile oyunun kariyer bölümüne merhaba diyoruz. Gerçekte yapılan operasyonları aratmayacak cinsten tasarlanan senaryo, ilk bakışta bizim tim liderinin ruh haline ortak olmamızı sağlıyor. Tamamen gerçek SWAT timlerinin kullandığı taktikleri ve silahları barındıran oyun bizi tamamıyla bir kahraman havasına büründürüyor. Oyun, konu olarak aslında vasat olarak nitelendirilebilir. Konsol oyunlarından süre gelen bir konu olan rehineleri kurtarıp, kötü adamları temizlemek felsefesi hiçbir oyunda SWAT serisi kadar gerçekçi işlenmedi. (tabi ki bu benim naçizane fikrim)
Menüde neler var?
Eski SWAT oyunlarında olduğu gibi yine 5 kişilik bir takımın lideriyiz. Konu olarak eski SWAT oyunlarından bir fark görebilmek mümkün olmamasına rağmen oyunda yansıtılan atmosfer gerçekten oyuna apayrı bir hava katıyor. Oyunda single player ana menüsü altında yine kariyer modu, training mod ve instant action modu bulunmakla birlikte, "create and play your own mission" ana modu altında "play quick mission" ve "quick mission maker" menüleri bulunmakta. Demoda ise kariyer modu, "play quick mission" ve "quick mission maker" bölümleri aktif durumda. Bahsedilen menüleri açıklamadan önce oyunun arayüzüne övgü yağdırmadan bu bölümü bitirmeyeceğim. Gerçekten çok kullanışlı, kolay anlaşılan, kolay kullanılan bir ara yüze sahip SWAT 4. Hemen her şey elimizin altında tasarlanmış ve ulaşmak istediğimiz yere kolaylıkla ulaşabiliyoruz. Kariyer modda görevlerden önce gerek brifingler olsun,yanımıza alacağımız diğer 4 elemanın seçimi olsun her şey hiç karmaşık olmayan bir düzen ile bizlere sunulmuş.
Kahraman olmaya hazır mısınız?
San Fransisco sokaklarında işlenen tüm suçlara dur deyip, halkın gözünde kahraman olmak bizim elimizde. Oyunun ana teması hepimizin de tahmin edebileceği gibi kariyer mod üzerine kurulmuş. 14 farklı görevden oluşan kariyer mod biz oyun canavarlarına biraz kısa gibi görünse de her bir bölümün yeteri doyuruculuğa sahip olması ve geniş alanlarda operasyon yapıyor olmamız oyunun sanıldığı kadar kısa olmadığını kanıtlıyor.
Tugi
18-01-2006, 13:44
Syberia 2
İlk Syberia'nın ardından fazla zaman geçmedi. Hatta şu anda hala oyunu oynamamış olanlar, yeni oynamış olanlar ve oynamayı planlayanlar olabilir. Syberia, gerek konusu, gerek karakterleri ile çok çarpıcı bir oyundu. Kaliteli grafikleri, kolay kontrolleri ile gönüllerde taht kurmayı başarmış, kısa zamanda listelerde üst sıralarda kendini göstermişti. Syberia'dan sonra, devam oyununun yapıldığı haberini aldığımızda, çok sevindiğimizi hatırlıyorum. Syberia, iyi bir oyundu ama kısaydı. Bittiği için insanları üzen bir oyundu. Bu yüzden, devam oyunu çoğu kişiye ilaç gibi gelecek.
Birkaç gün önce oyun hakkında çok güzel fikirler veren bir demo çıktı. Bu 84Mb'lık minik demoda, kısacık bir bölüm oynayabiliyorsunuz. Zaten yapımcıların amacı da, grafikler, sesler, kontroller ve az da olsa genel konsept hakkında bilgi vermek. Tadımlık yani. Hani asıl yemekten önce, içli köfte falan ikram ederler ya, bu da böyle birşey. Sade, dışarıdan bakınca pek birşey görünmüyor ama asıl malzeme içinde...
Demoyu kurduğunuz zaman, ikona tıklıyor ve maceraya dalıyorsunuz. Ana menü, ilk oyuna oldukça benziyor. Koşan mekanik bir at var solda, ve bildiğimiz menü seçenekleri. Options kısmında, pek fazla birşey yok. Ama altyazı seçeneğini aktif hale getirmeniz iyi olur. Köşeleri yumuşatma seçeneğini de açarsanız, karakterler daha yumuşak görünüyor. İşleriniz bittiğinde, yeni oyun seçeneğine tıklayarak oyuna giriyorsunuz.
Oyuna ilk girdiğiniz zaman, gözleriniz bir video görüntü arıyor ama böyle birşey yok. Konu hakkında bir bilgi de yok. Bir ormanın ortasında köpeğinizle birlikte başlıyorsunuz. Yol boyunca ilerleyip bir eve giriyorsunuz. Evden birkaç malzeme alıyor ve ayrılmak isterken kocaman bir ayıyla karşılaşıyorsunuz. Evin arka tarafından iskeleye iniyor, oradan ayı için uygun balığı tutmaya çalışıyorsunuz. Oltanız için çeşitli uçlar mevcut. Deneyerek hangisinin doğru olduğunu bulabilirsiniz. Turuncu Somon balığı tuttuğunuzda, bunu ayıya atarsanız, ayı gidiyor. Diğer balıklar, bir işe yaramıyor.
Ayıdan kurtulduğunuz zaman, kırık bir köprüye geliyorsunuz. Burada, evden aldığınız balta ile köprünün halatını kesiyorsunuz. Ardından bunu yandaki ağaçta kullanarak karşıya geçiyorsunuz. Köpeğiniz de sizinle birlikte diğer tarafa geçtiğinde, demo burada bitiyor. Açıkcası ben şok oldum orada bitince. Direk ana menüye gittiğim için, yanlış bir tuşa bastığımı ve oyundan çıktığımı sandım. Ama yanılmışım. Demo beklediğimden de kısa sürdü.
Bu kısa demo, aslında oyun hakkında koskoca bir yazı hazırlamak için yetti. Teknik detaylara bakarsak, bence oyun oldukça geliştirilmiş. Oynanış değişmemiş ama oyun birkaç adım ilerlemiş. Herşeyin kalitesi bir üst düzeye taşınmış. Karlı ormanda geçen oyun, yansıtması gereken atmosferi olabilecek en iyi düzeyde yansıtıyor. Oyunu gördüğünüzde siz de benimle aynı fikirde olacaksınız.
Grafiklere baktığınız zaman, herşeyin gözlere hitap ettiğini göreceksiniz. Karakterler 3 boyutlu, diğer mekanlar 2 boyutlu. Ama bunu anlamak için, ekrana büyüteçle bakmak gerekecek. 3 boyut ve 2 boyutun bu kadar iyi harmanlanması, gerçekten tebriği hakediyor. Başrol karakterinin üzerindeki kıyafetler çok detaylı tasarlanmış. Her ayrıntı düşünülmüş. Açık mekanlarda gözlük takan karakterimiz, kapalı bir mekana girdiğinde gözlüğünü çıkarıyor. Ayrıca hareketleri de çok yumuşak ve gerçekçi. Boş durduğu zamanlarda, değişik hareketler yapıyor. Üzerini temizliyor, saçlarını düzeltiyor, etrafına bakıyor vs.. Yanınızda bir de köpeğiniz var, o da çok güzel çizilmiş. Çok şirin bir köpek. Her zaman peşinizde. Demoda size yardımcı olmuyor ama eminim ileride bir işe yarayacaktır.
Çevre grafikleri, daha bir iyi gibi. Bir kere karın yağışı harika şekillendirilmiş. Karakterlerin dolaştığı yerlerdeki karlar 3D. Çünkü bazen karakterlerin ayakları karın içine tuhaf bir şekilde giriyor. Bu normal karda yürürken, ayaklarımızın karın içine girmesi gibi değil. Oyunun motorundan kaynaklanan bir hata. Çevre, son haddinde detaylı çizilmiş. Bazen kuşlar uçuşuyor, bazen de rüzgar birşeyleri hareket ettiriyor. Ağaçlar tamamen hareketli değil. Bu atmosferi bozmamış. Akarsular çok iyi yapılmışlar. Kısaca, etrafınız, gerçek hayatta çekilmiş bir fotoğraf gibi duruyor.
Tugi
18-01-2006, 13:44
TOCA Race Driver
Uzun zamandır beklenen bir oyun daha. Aslında çıkış tarihi bir hayli önceden belliydi, ama oyun yapımcılarının sıkça yaptığı gibi önceden konsol piyasasına geldi, PC versiyonu yine sona kaldı. Alıştık artık, bizim de tek tesellimiz grafik bakımından konsolların önünde olmamız (birçok kişi kızacak bana). Ama bu oyunun tam versiyonunu PS2 üzerinde ve tam sürümünün %80 civarında tamamlanmış beta-demo sürümünde bu grafik farkları kendini açıkça belli ediyor. Tabi bu grafik farkı için de oldukça fazla kaynak istiyor.
Demoda tek turluk deneme sürüşünü (benim indirdiğim demoda) Brands Hatch pistinde Proton Satria otomobiliyle, hemen ardından gelen yarışı da Lexus IS200 otomobiliyle yien aynı pistte 2 tur olarak yapıyoruz; farklı versiyon demolarında pist ve otomobil seçenekleri farklı oluyor. Oyunda yine fare desteği yok, yani oyun içindeyken fareniz aktif değil; tüm kontroller klavyeden yapılıyor. Bu zaten Codemasters'ın yarış-simülasyon oyunlarında sürekli olarak yaptığı bir işlem.
Menü ilginç öğeler içeriyor. Canlandırdığımız karakter Ryan McKane sandalyesinde oturur vaziyette (yatar mı deseydim?) bilgisayarın karşısında email bekliyor Tuşlarla bu öğeler arasında geçiş yaparak ayarlar, multiplayer, oyundan çıkış, serbest-zaman, zamana karşı yarış gibi seçenekler mevcut. Ancak birçoğu kapalı haliyle. Ayarlar kısmı da yine gayet ilginç; çekmecede dosyaları açarak gerekli ayarlara ulaşılıyor, el yazısıyla yazılmış kağıtlar dosyalanarak çekmecelere konulmuş Grafik opsiyonları oyuna girmeden önceki donanım ayarları programıyla yapılıyor; oldukça detaylı. Oyun içindeki grafik ayarları kısmından da ekranda görünecek ikonların (hız göstergesi vs) şeklini belirliyoruz.
Kontroller kısmında da sisteminizde tanınan tüm donanımlar listeleniyor. Direksiyonu olanlar hafif bir hayal kırıklığı yaşayabilirler. Zira bazı oyunlarda karşılaştığım, direksiyonun bir noktadan sonra daha fazla tepki vermesi sorunu burada da var. Dead zone, saturation ayarlarının hepsini denedim, ama bir türlü istediğim seviyeye gelmedi direksiyon. Hatta kendi kontrol programı ile de değişiklik yaptım, ama bana mısın demedi. Bir yere kadar her şey normal, ancak bir noktadan sonra (görünte böyle bir şey olmamasına rağmen) direksiyon gereğinden fazla çevrilmiş gibi bir hal alıyor, her neyse, inşallah bu sadece demo versiyona özgüdür de tam sürümde karşılaşmayız böyle bir şeyle. Force Feedback konusunda oldukça cömert davranmışlar, üstelik bunun sadece demo olduğunu düşünürsek, tam sürüm FF sahiplerini çok mutlu edecek. Aynı anda 4 kişiye kadar destek var yine ve hepsine klavyeden oynanabilir şeklinde bir şans verilse de klavye kilitlenmesine neden olacağı için muhtemelen işe yaramayacaktır
Gelelim grafiklere. Grafikler orta seviye seçerseniz de gayet iyiler; ben deneme için tüm ayarları tam açıp bir de 2XAA açtım, ancak yine de teklemedi (XP2200+ ve GF256DDR). Otomobiller tamamıyla gerçekçi modellemişler, zaten ilk yayımlandığında da gerçeğiyle oyundaki halini ayırt etmek oldukça güçtü. Çevresel efektler ve grafikler de neredeyse kusursuz olmuşlar. Halen bazı 2D hareketli resimler bulunuyor tabi. Pist dizaynı, pit dizaynı, kum havuzları vs her şey gerçeğinin aynısı; ne de olsa official öğeler içeren bir oyun.
Tugi
18-01-2006, 13:44
Tony Hawk's Pro Skater 4
Tony Hawk, kuşkusuz en başarılı "milli tenisçilerimizden!" biri. Onu TRT ekranlarında her izlediğimizde yüreğimiz hop hop ediyor farkındayım. O yüzden, Activision Oksijen firması, bire ufak bir jest yapmış ve adamcağınızın oyununu yapmış. Hem de 4 tane birden. İlk 3 tanesini oynamıştık, şimdi sonuncusu, en detaylısı ve geeeep geniş alanlarda geçeni geliyor. THPS 4. Kaykay oyunu, tenis veya güreş değil. Dikkat
Oyunun demosu fazla yer kaplamıyor ama oyun hakkında fikir vermeye yetiyor. THPS artık tarzını değiştirmiş durumda. Ufacık pistlerde dolaşmak yerine, kocaman mekanlarda dolaşıyorsunuz. Bu mekanlar eski oyunlara göre 3-4 kat kadar fazla yer kaplıyor. Çevrede kaykayınızla deli gibi hareketler yapabileceğiniz rampalar ve benzeri cisimler var. Demo sürümünde "college" haritasında oynayabiliyorsunuz. Oldukça eğlenceli bir bölüm. Yollardan arabalar geçiyor, basket sahasında çocuklar basket oynuyor ve tenis sahasında da 2 adam tenis oynuyor. Bu oyunlara müdahele edemiyorsunuz, buna kafam bozuldu sadece. Ama şehrin yaşayan bir şehir, çevrede kafalarına göre dolaşan insanlar falan olması, oyuna çok değişik bir konsept yaratmış. O daracık mekanların yerlerini birbirinden farklı bir dolu alan almış. Kolej, şehir merkezi, park gibi alanlar var ve bunlar çok büyükler. İçlerinde düşünebildiğiniz herşey var. Gizli mekanlar da cabası tabi. Çok, ama çok zor ulaşılabilen alanlar var oyunda, bu tip yerlerde de sizleri çeşitli süprizler bekliyor.
Oyunun kontrolleri pek değişmemiş, tuşlar aynen yerlerinde durmaktalar. Kontrollerin değişmemesi, oyunun zorlaşması veya kolaylaşması açısından da bir değişiklik yaratmamış. Oyun aynı zorluk seviyesinde seyrediyor. Ben bu oyunu hiç beceremem normalde ama uzun oyunlardan sonra hafif ısınmayı başardım. Tuşların yerlerini düzgün ayarlarsanız, sorun olmuyor. Default olarak gelen ayarlar ise hiç kullanışlı değil. Toplam 6 tane tuş var oyunda. Zıplama, hız alma, sağa ve sola kaykayı döndürme, arkayı tutma, önü kaldırma gibi hareketler işte. Eski oyundakilerin aynısı. O yüzden eski profesyonel THPS'ciler bu oyunda zorlanmayacaklar.
Karakterlerin hepsi de yerlerinde durmakta. Campbell ve Tony seçilebiliyor demosunda. Full sürümünde de lisanslı tüm karakterler mevcut. Yeni süpriz karakterler de eklenmiş tabi. Bir de oyunu bitirip değişik rekorlara imza atarsanız, extreme karakterlere de kavuşabiliyorsunuz. Bunlar zaten sizlerin bildiği şeyler.
Aslında bu oyunda değişen tek şey dev gibi haritalar oluyor. Başka değişen birşey yok. Bir de görevlerinizi yolda rastladığınız kişilerden alıyorsunuz. Bunlar birbirinden eğlenceli görevler oluyor. Mesela yolda giderken varilin içine tepe taklak sokulmuş bir adam gördüm. Onunla konuştum ve intikam almamı istedi. Oldukça ilginç görevler alıyorsunuz yoldaki kişilerden. Adamların verdikleri görevler de tiplerine göre oluyor. Serseri tipler genelde zor görevler veriyorlar. Etraftan görevleri aldıkça sizlere hediyeler de veriyorlar. Ayrıca değişik karakterler de açılıyor. Kariyer modunda topladığınız puanlarla ve yaptığınız görevlerle bir sonraki alanı açıyorsunuz. Yeni bölümlerle birlikte kaykaycıların özel video görüntüleri falan da açılmakta. Bonus malzemelere ulaşmak için yapmanız gereken çok şey var.
Tugi
18-01-2006, 13:44
Total Club Manager 2003
1993'te çıkardığı CM 93/94 oyunu ile menajerlik piyasasını ele geçiren Sigames'in durumu, 10 sene sonrada pek farklı gözükmüyor. Birbiri ardına çıkan yeni CM'ler artık Sigames'in bu platformda bir rakibi olmadığını ve olamayacağını(?) göstermiş durumda. CM 01/02 ile 10. yılını kutlayan seri daha önce bu platformda hiç ulaşılmamış olan bir rakama ulaştı ve ilk haftasında tam 103.000 orijinal oyun sattı (bu rakam, kopyalar ile tartışılamaz boyutta büyür tabii ki). EA Sports da elbette neredeyse her spor dalında çıkardığı oyunları ile o zamanlar (ve hala) popülerdi.
Ancak ortada bir sorun vardı. EA Sports yaptığı menajerlik oyunlarında CM'nin yanından bile geçemiyordu. Bu bile EA yetkililerini çileden çıkartmaya yeterli bir nedendi. Firma her spor dalında olduğu gibi bunda da başarılı olmalıydı.
İster görüntüler olsun (şu ana kadar hiç süper olmadı gerçi ama TCM 2003'te iş var kesin), isterse de müzik olsun ve EA damgası taşısın, EA bu konuda başarısızdı. Daha doğrusu SiGames çok başarılıydı. Evet, belki CM'de EA gibi görüntü, dinamik müzikler yoktu. Ancak kaçınılmaz bir gerçek vardı ki, o da CM'nin gerçekçiliği ve dünyada var olan her futbol ligini içinde detaylı ve doğru bir biçimde barındırmasıydı. Zaten bu da oyuncuları yeteri kadar (bazen gereğinden de fazla) oyalamasını biliyordu. CM'nin karşısında kolaylıkla büyük bir zevk alarak sabahlayabilirsiniz. Ancak EA'nın menajerlik oyunlarında bu zevke ulaşmak pekte mümkün değil. EA Sport'un 99, 00, 01 ve 2002 yılında çıkarttığı menajerlik oyunları fena olmasa da CM'nin yanında hep solda sıfır kaldı. En azından şimdiye kadar...
Artık EA SPORTS buna bir dur demeliydi... Bundan önceki oyunlarını bir kenara bırakarak çok çalışmalı ve CM'ye sıkı bir rakip olmalıydı. Zaten diğer oyunlarına bakarsak (menajerlik değil) hakettiği de bu yönde. Sonunda EA kollarını sıvadı ve başladı TCM 2003'ü yapmaya. (Not: Total Club Manager 2003, oyunun kesinleşmiş ismi değil, yani "WORKING TITLE". Ancak bu saatten sonra bir değişiklik olacağını zannetmiyorum.)
Oyunu açtıktan sonra güzel bir müzikle PM (Premier Manager) 2002'yi andıran bir ana menü çıkıyor. Takım seçme bölümünde sadece Premiership var (oyun demo olduğu için), ki oradan takımımızı seçiyoruz. Bize sunulan seçeneklerde başlama parası olarak -10.000.000 Sterlinden +25.000.000 Sterline kadar para seçme seçeneğimiz var. İsimimizi, yaşımızı vs. doldurduktan sonra oyun başlıyor.
Öncelikle söyleyeyim ki oyun Fifa 2002'nin grafik motorunun aynısını kullanıyor. Yani artık Premier Manager'daki gibi "Maçı izleme fonkisyonunu yapmasalardı keşke bu ne ya!" dedirtecek berbat bir motor görmeyeceksiniz. Tersine, güzel bir ekran kartınız varsa gayet iyi bir maç izleyebileceksiniz. Ayrıca dikkatimi çeken ve bence çok gerekli olan bir diğer şey ise maç sırasında (text-mode veya 3D Match) oyuncularınıza "Şut", "Pas" veya "Topu Sürükle" gibi emirler verme imkanımız oluşu.
Oyunda, finans bölümünde istediğimiz işi yapma veya yapmama imkanımız var. Bence bu bölümde herşeyden sorumlu olmayın çünkü idare etmesi hakikaten zor olabiliyor. Sizin yerinize zaten yardımcılarınız o işlere bakıyor.
Total Club Manager 2003'te yapabileceğiniz toplam 55(!) bina var. Bunları sıralarsak:
- 6 levela kadar kulüp merkezi
- 6 levela kadar antrenman yeri
- 6 levela kadar Genç'ler (Youth) için antrenman yeri
- 6 levela kadar takımınızın eşyalarını satan bina. (atkı, forma, bardak vs...)
- 6 levela kadar Sağlık merkezi
- 6 levela kadar Medya yeri
- 6 levela kadar stadyum çimi ve bakımı için gerekli şeyler
Oyundaki bir diğer yenilik ise artık MANAGER LEVEL diye bir kavramın olması. Maçlar kazanarak, çeşitli başarılara imza atarak experience points topluyoruz. 100 Exp olunca bir level atlıyoruz.
Tugi
18-01-2006, 13:45
Tron 2.0
Günümüzde bilim kurgu filmleri çok rağbet görmeye başladı. Son teknolojinin verdiği güçle birlikte, sayısız bilim kurgu filmi, mükemmel efektlerle süslenerek karşımıza geliyor. Bunların çoğunun konusu veya ünlü oyuncuları olmuyor. Sadece gövde gösterisi mahiyetinde, görsel efektleriyle çarpışıyorlar. Peki, 1970 tarihli bilim kurguların olduğu film tarihinde, acaba nasıl filmlermiş bu bilim kurgular? O zamanlar böyle süper teknolojiler yoktu biliyorsunuz. Hatta en mükemmel bilgisayar Commodore 64 idi. Peki bilim kurgu filmlerindeki efektler nasıl yapılıyordu? Tabi ki eşyalara ipler bağlanarak ve acaip acaip parlak nesneler kullanarak.
Film dünyasında ilk efekt kullanan bilim kurgular, daha doğrusu sevilenler ve başarılı olanlar, Blade Runner, Moon 44 ve Tron'dur yanılmıyorsam. Çünkü bu filmlerde gerçek anlamda bilgisayar kullanılmış, hatta bazılarında bilgisayar ile yeni bir dünya yaratılmıştı. Tron, bu dünya yaratılmış olan. Konumuz da bu film zaten.
Oyun, Tron hakkında yapılan ilk oyun ama Tron 2.0 ismini taşıyor. Tron için bir film daha yapılmakta ve oyun da bizzat bu film ile ilgili olmakta. Ama yine de ilk filmin yolundan gitmekte. Şöyle ki, oyundaki atmosfer, karakterler, görüntüler ve mekanlar hep ilk filmden alınma. Hatta oyun modları bile ilk filmde, o zamana göre şaheser sayılacak olaylardan derlenmiş.
Tron daha piyasada değil. Geçenlerde demo versiyonu niyetine, 2 bölümlük bir deneme versiyonu piyasaya sürüldü. Multiplayer versiyon olan bu oyuncuk, single player modu ile alakalı değil. Yani FPS değil. Biraz yarış, biraz bulmaca ve zeka ve biraz da nişancılık gücü olanlara hitap ediyor desek sanırım yanlış olmaz.
Oyunda 2 ayrı mod var. İlki yarışları andıran bir mod. Filmden de hatırlayacağınız, dijital motorsikletler üzerinde, müthiş hızlarda gidiyorsunuz. Motorların arkasında çizgiler oluşuyor ve bu çizgilerle rakiplerinizi sıkıştırmaya çalışıyorsunuz. Çizgilere çarpan ölüyor. Dev gibi mekanlar, etrafta power-up'lar mevcut. Bunları kendiniz için kullanarak çeşitli tuzaklar hazırlayabiliyorsunuz. Oldukça hızlı olan bu oyun moduna alışmak biraz zaman alabilir. Çünkü kontroller aışılmışın biraz dışında. Mouse ile kamera açılarını kontrol ederken, yön tuşlarıyla motoru kontrol ediyorsunuz, ama bu göründüğü kadar kolay olmuyor.
Diğer oyun modumuz ise disk savaşı. Bu en çok zaman geçiriğim bölüm oldu. 4 arenadan oluşan dev bir arenadasınız. Ortasında "artı" şeklinde bir mekan var ve bu mekanlar bekleme salonu gibi birşey. 3-4 tane değişik renklerden oluşan takımlar var ve bu takımlar birbirleriyle maç yapıyorlar. Kazanan takım puan alıyor ve listede üst sıralara yükseliyor. Diğerleri bekleme salonunda zaman geçiriyorlar ve maçları da izleyebiliyorlar. Oldukça güzel bir fikir, hoş bir atmosfer sağlamış bu olay oyuna.
Tugi
18-01-2006, 13:45
Unreal II: The Awakening
Sonunda uzun zamandır beklediğimiz fps oyunu Unreal 2'nin beta sürümünü bulabildim. 570 MB büyüklüğündeki zip dosyasını hevesle açtım. Her neyse, zip dosyasını açtığım klasörün içine balıklama atlayıştan sonra kafamdan küçük bir soru işareti çıktı (Sonra yok oldu tabiki ). Nedeni exe dosyası hariç bilimum gereksiz (gerekli ama bize exe lazım ) dosyaların bulunmasıydı herhalde.. Neyse, kısa bir arayıştan sonra unreal.exe dosyasını buldum ve gerekli donanım ayarlarını da yaptıktan sonra unreal.exe üzerine çift click tabi ki.
Açılışta kendimi küçük bir odada buldum. Hiç bir yere gidilmiyordu. İki-üç adımlık yer vardı. Silah modellemesi hariç dikkat çeken birşey yoktu. Hayal kırıklığı tabi. Fakat oyundan çıkıp dosyaları biraz karıştırınca unreal.ini dosyası üzerinden haritaları değiştirebileceğimi fark ettim.
Bu sürümde sadece haritaları gezebiliyoruz. Gerçi bir haritada küçük bir aksiyon olayına da girebiliyoruz. Fakat unreal 2 nin asıl önemli olan fizik motoru malesef bu sürümde mevcut değil. Yani adamlara ateş ettiğinizde boruya ateş edermiş gibi hissediyorsunuz (gerçi diğer fps oyunlarında olduğu gibi animasyonlar kullanılmış yine de).
Şu sıralar çıkan oyunlarda sık sık karşılaştığımız editör olayını bu oyuna da koymuşlar. Biraz araştırınca oldukça kullanışlı ve basit bir program olduğunu anladım ve 1-2 saatlik kasış sonunda kendi haritamı yapabildim. Bu da oyun çıktıktan sonra pek çok görev paketinin çıkacağı anlamına gelebilir. Fakat multiplayer olmadığı için malesef yaptığımız haritalarda arkadaşlarımızla kapışamıyacağız.
Bu sürümde müzikler de yok fakat sesler ürkütücü ve atmosfere abartı derecede sokuyor. Oyunun full versiyonunun eax gibi son teknolojileri destekleyeceğini belirtmek isterim. Zaten desteklemese oyunumuz Unreal 2 olmazdı herhalde
Asıl merak ettiğiniz herhalde oyunda kullanılan grafik motorunun performansıdır. Oynadığım sürümde menüler olmadığı için ilk başta çözünürlük değiştiremedim. Yine ini dosyası üzerinden çözünürlüğü değiştirebildim. Oyunu çalıştırdığım sistem ise:
Amd Athlon XP 1700+
Epox 8kta3l+ üzerinde 256 SD RAM (133 Mhz)
Ge Force 2 MX 400 64 MB (245/182)
Windows XP Pro. işletim sistemi
Grafikleri 1024*768 den 800*600 e düşürdüm. Bu çözünürlükte özellikle açık alanlarda fps 20-30 arası değişiyordu. Fakat kapalı alanlarda oldukça tatmin edici hızlarda oynayabildim (fps'ler 60 üstü, aksiyon sırasında ise 30-45 arası). Oyunun yapımcılarından gelen son haberlere göre Hardware Texture&Lighting (Hardware T&L) desteği olmayan kartlarda da oyun oynanabilecek. Bu da eski teknolojilere sahip ekran kartı sahipleri için iyi bir haber. Fakat ne kadar performanslı olur bilemiyeceğim. Oyununun tüm detaylarını düzgün olarak görmek istiyorsanız Directx 8.0 a tam destek veren GeForce 3 Ti200 gibi bir karta sahip olmanız gerekecek. Morrowind'den sonra Directx 8.0 a destek veren bir oyun görmek çok sevindirici (Tabi ben görememedim. O da ayrı ). Oyunda kullanılan grafik motorunu şimdiden pek çok oyun firması kullanmak için kolları sıvadı. Grafikleri bu kadar övmüşken, son olarak Doom III'ün videosunu gördükten sonra bu grafiklerin hafif geldiğini söylemek isterim
Genel olarak baktığımızda oldukça etkileyici bir oyunun bizi beklediğini söyleyebilirim. Üstelik bunu yaklaşık bir yıl önce yapılan E3 fuarındaki teknloji sürümüne bakarak söylüyorum. Önümüzdeki haftalarda aynı grafik motorunu kullanan Unreal Tournament 2003'ün demosu çıktığında grafik motoru hakkında daha fazla fikir sahibi olabileceğiz.
Son olarak oyundan görüntüler. Görüntü kalitesini artırmak için herhangi bir extra ayar kullanmadım. 15 görüntü bulunmakta.
Tugi
18-01-2006, 13:45
Will Rock
Ciddi bir dostumuz vardı neydi onun adı? Hah, Sam. Serious Sam benim acaip hoşuma gitmişti. Çok zevkliydi. Vur kır parçala, bu oyunu bitir mantığına dayalı bir oyundu. Böyle bir oyun, daha önce yapılmamıştı. Süper bir senaryo yapacağız diye klişelikten ödün vermeyen çok büyük firmalar var. Serious Sam, hiç konu olayına girmeyerek bir ilk'e imza attı ve bir oyunun konu olmadan da büyük işler başarabileceğini gösterdi. Will Rock, aynı SS gibi bir oyun, vurmak, kırmak, kaçmak ve binlerce düşmanla karşılaşmak üzerine kurulu.
Will Rock ile Serious Sam arasında hiçbir fark görmedim ben. Eski Mısır gibi mekanlar her iki oyunda da mevcut. Yine geniş alanlar ve yüzlerce birbirinden farklı yaratkla uğraşmanız gerekiyor. Ama öyle böyle değil, bir saniye bile boş duramıyorsunuz. Etrafınızda devamlı silahlar, cephane ve sağlık çıkıyor. Bunlara sonuna kadar ihtiyacınız oluyor. Her zaman kıl payı kurtuluyorsunuz. Oyunda 3 farklı zorluk seçeneği var ama en kolayda bile yüzlerce yaratık aynı anda saldırıyor. Bölüm sonlarında da dev gibi bir yaratık geliyor ki, evlere şenlik.
Demo versiyonunda bir bölüm oynayabiliyorsunuz ama bu neredeyse bir FPS oyunu kadar uzun bir bölüm. Aslında fazla yol katetmiyorsunuz. Bir alanda yarım saat boyunca avlandığınız için bölüm uzun sürüyor. İlk bölüm bile 1,5 saat gibi bir sürede bitebiliyor orta zorluk seviyesinde. Her yanınızdan onlarca yaratık size doğru koşuyor.
Yaratıklar bile Serious Sam'den alıntı. Size doğru koşan, elinde kafası olan çılgın herifleri hatırlarsanız, bu oyunda da aynısı havlayarak size koşan köpekler. İlginç ama diğer yaratıklar da SS'den kopyalanmış. Ben özgün biryere rastlamadım. Silahlar da aynen yerlerinde. Asit tabancası, roket atar, tüfek, tabanca, sniper ok gibi silahlarınız var. SS'de de bunlar vardı. Kopyalama yapacaksanız bari özgün birşeyler ekleyerek bu kopya hilesinin üzerini kapayın de mi? Böyle birşey yapmamışlar, aynen karbon kağıdını koymuşlar araya.
Grafikler derseniz, SS'den daha kötü. Oyunun başında ATI logosu vardı ama bendeki kart Geforce olduğundan, grafikler iyi gözükmemiş olabilir. Ama sanmıyorum, ATI ile NVIDIA arasında, çok spesifik teknolojiler haricinde bir fark yok. Bu oyun da hikayeden birkaç tanesine destek veriyor olabilir ama grafik kalitesini muhteşem yapacak bir eksik olamaz kart değişikliği olduğunda. Bu nedenle, oyunun grafiklerinin hiç de iyi olmadığını söyleyebilirim rahatlıkla. SS'deki devasa alanlar burada da var ama daha basit görünmekteler. O deli gibi efektler bu oyunda çok az. Dev gibi piramitler yerine genelde 2 metrelik binalar oluyor etrafta. Karakter modellemesi de hiç iyi olmamış, detaylılar ama saçma sapanlar gibi geldi bana. SS'den sonra hiç iyi gitmiyor. Önce olsaydı fikrim büyük ihtimalle değişik olacaktı. SS'in gölgesinde kalıyor oyun. Zaten ana karakter de hiç oyuna oturmamış. Tipi, esrarkeş metalciler gibi. Oysa Sam daha karizmatik, deli gibi bir herifti. Onlarca silahla binlerce yaratık arasına "tiheeey" diye daldığı zaman, yakışıyordu. Ama bu mıymıntı herife pek yakışmamış.
Kontroller falan kolay ama tahmin ettiğiniz gibi oyun oldukça zor. Kafanızı kaldıramadığınızdan, devamlı mouse ve tuşlara basmak zorunda kalıyorsunuz. Harala gürele etrafta koşuştururken, biryerlerden kapı açılıyor ve bir sonraki alana geçiyorsunuz. Oyun böyle ilerliyor. Konu falan yok, boş boş gidiyorsunuz. SS'de bu eğlenceliydi, burada boşluk hissediyorsunuz. Oyunu yazıya başlamadan önce kapadım, şimdi yazıyı zor yazıyorum. Kolum yorulmuş fena halde. Sadece 1 bölüm oynamama rağmen koptu kollarım.
Seslerden bahsetmek bile istemiyorum. Silah efektleri, salak bir müzikten başka birşey yok oyunda. Karakterler çeşitli olmasına rağmen, çıkardıkları sesler genelde aynı. Bu nedenle sıkıntı yaratabiliyor. Zaten ortam gergin, bari relax edici müzikler konsaymış oyuna.
Demo olduğundan mıdır nedir, hiç beklediğim gibi çıkmadı oyun. Full sürümünde belki herşey düzelebilir. Ama bu kadar sorun, o kadar kısa sürede nasıl düzelir bilemiyorum. Oyun çıktığı zaman alacağım, ama çok beyenerek oynayacağımı sanmıyorum.
Tugi
18-01-2006, 13:45
Worms 3D
Herkese selamlar. Son birkaç demo incelemelerimin son cümlesini tekrarlayarak (bknz. LoTR: The War Of The Ring) yeni demomuzun tanıtımına başlamak istiyorum; ne olursa olsun bu oyun alınacak ve oynanacak, iyi ya da kötü olması pek bir şeyi değiştirmez.
Evet arkadaşlar demomuzun adı bile hepimiz için çok şey ifade ediyor. Bir oyun düşünün ki minimum bir yaratıcılık ama maksimum oynanabilirlik ve sınırsız eğlenceyle gönüllerimizde yer etsin; bize uykusuz geceler, gülmekten öldüğümüz, sinirden gerildiğimiz, sevimli kurtçuklarımız ölmesin diye kırk takla attığımız dakikalar yaşatsın (hele ki bir de bilgisayarınız iyi bir ses sistemi varsa tadından yenmez
Bilmeyenler için (var mı öyle bir kitle?) kısaca Worms'u açıklamam gerekirse; bir platform üzerinde iki gruba ayrılan kurtçukların (çok sevimliler) bir birlerini yok etmeye çalışmaları, bunu yaparken de top, tüfek, tekme, tokat, bazuka, hava saldırısı, patlayan koyun (!!?) kısacası Allah ne verdiyse kullanmalarını konu alan bir oyun olduğunu söyleyebilirim. Oyunu güzel yapansa bu kadar masum ve sevimli görünen canlıların birbirine neler yaptıklarını görmek, komik olaylar yaşamak, yanlışlıkla arkadaşını vuran bir kurtçuğun aldığı tepkiler ve daha neler neler.
Şimdi, haliyle bu kadar güzel ve bu kadar çok seveni olan bir oyunun da zamana ayak uydurması gerekiyordu. Yanılmıyorsam şu ana kadar "Worms Blast"ı saymazsak 4 farklı Worms oyunu çıktı. Bir süre sonra oyun kendini yinelemeye başlamıştı. Özellikle "Worms World Party" beklentileri fazla karşılayamamış ama yine de satmayı başarmıştı. Çok az değişiklik yapılarak piyasaya çıkacak bir oyun daha worms hayranlarını feci sarsacağından köklü bir değişikliğe gidildi. Bazılarının deyişiyle oyun zamana ayak uydurdu, yani tamamen 3D oldu. Ben bu "zamana ayak uydurdu" görüşüne fazla katılamayacağım.
Neyse, bakalım oyunun tamamen 3. boyuta geçmesi oyuna ne gibi yenilikler, değişiklikler getirmiş? İlk olarak yapımcılar oyunun bu kadar tutmasını sağlayan eğlence ve oynanabilirlik ikilisinden vazgeçmemeye çalışmışlar ve bunda epey başarılı olmuşlar. Eski Worms'lardaki sadece profile bağlı kalan yan kamera açısından tamamen vazgeçilmiş ve 360 derece dönebilen (bazen biraz kassa da) kamera açılarına geçilmiş. Artık bir 3D action oyununda olduğu gibi kurtçuğunuzu istediğiniz yerden görebilecek ve çevreyle uyumunu (saklanma, kaçma, atlama, zıplama) daha rahat sağlayabileceksiniz.
Oynanabilirlik bence çok iyi olmuş, eminim ki kurtçukları yönetmekte ilk 5 dakikadan sonra hiçbir sorun yaşamayacaksınız. Kontrolleri kısaca anlatmak gerekirse "fifa kontrolleri" diyebilirim. W, A, S, D ile kutçuğumuza yön verirken; E ile haritanın tamamını yukardan görebileceğiz. Şimdi bu yukardan görme olayı aslında çok önemli. Oyun 3D olduğu için artık kurtçuklarımız dağ, tepe arasında kalabiliyor, çukurlara düşebiliyor ya da oyuna öyle bi yerden başlıyor ki hiç bi yeri görmek mümkün olmuyor. İşte böyle durumlarda E tuşuna başılı tutup yukardan genel bir görüş alıp sallama atışlar yapabiliyoruz. Atışlarımız gene eski oyunlardaki harita üzerinde çeşitli tahribatlar yaratıyor delikler açıyor ve parçalar koparıyor. Tabi silahın gücü de bu tahribatlarda etkili.
Tugi
18-01-2006, 13:45
Worms 4: Mayhem
Şu elmadan veya kirazdan kurt çıkma olayı bir bana denk gelmedi. Ancak sanıyorum bir kere kiraz yerken ağzıma bir şey gelmişti ve ben de umursamadan yemiştim; keşke diyorum onun davranışlarını, neler yaptığını izleseymişim. Ama ben keşke diye iç geçirirken izleyenler yok değil elbette, hatta manav amcanın gazabına uğrayarak bir elmadan şansına 2 kurt çıkan da var. En azından birinden birini mideye indirmeden izleme şansına kavuşmak ilginç bir durum olmalı.
Fazla iğrençleşmeden konuyu bağlasam iyi olacak sanırım; ben böyle keşke diye iç geçirirken zamanında Team 17 stüdyolarında şöyle bir konuşma cereyan etmiş:
- (kızgın ve sinirli olan patron telefon görüşmesi yapmakta, o zamanların klasiklerinden Superfrog'un dertleriyle uğraşmaktadır, içeriye taze damat edasında biri girer)
- Ee.. eheh merhaba patron. Ya biz elma yiyorduk içeride de.. eh.
- ...
- Ya yerken bir kurt çıktı içinden.
- ...
- Ee, biz arkadaşlarla konuşuyorduk da.. eheh, ya bu kurtlar birbiriyle savaşmaya başladı Allah seni inandırsın.
- !..?
- Ya biz düşündük de, aslında böyle kurtların savaş yaptığı bir oyun olsa.. eheh ne güzel olur dimi patron?
- Hayır.
- Peki.
Garip belki ama, Worms'un doğuşu da böyle bir olaya denk gelmiştir. Zamanın klasiklerini üreten Team 17'nin ismini Superfrog'la beraber tarihe kazıyan Worms, hala devamı yapılmakta olan tek Team 17 oyunu olmuştur. Şimdiyse aynı ekip, Worms 3D ile 3. boyuta geçişte yaşadığı bocalamayı (Under Siege ek paketini bir Worms oyunu olarak kabul etmiyorum, kendisini tenzih ederim) rayına oturtmak, eski eğlenceyi geri getirmek istiyor.
Temmuz sonu/ağustos başı gibi piyasada olmasını beklediğimiz yapım, çok kısa süre önce demosuyla karşımızdaydı. Yeni oyunun ne kadar yeni olduğu ve neler getireceği, Worms serisinin geleceği ve pek çok soru cevaplandırıldı aslında boyutuna ve küçük içeriğine karşın. Multiplayer ve story gibi 2 moda sahip olan demo, her modda 1'er tane olmak üzere toplam 2 harita sunuyor. Ayrıca hali hazırda 4 tane de 4'er kişilik kurtçuk takımı bulunuyor, gayet tabi siz de kendi takımınızı yaratabiliyorsunuz. Story modunda, adından da anlayacağınız üzere hikaye serpiştirilmiş kurtçuklarınızın dünyasında fiti fiti ilerliyorsunuz. Önceki Worms oyunlarından farklı gibi görünebilir en başta; zira oyun öncelikle sizden çevredeki kutuları toplayıp silah edinmenizi istiyor. Ancak emin olun sonrası yine bildiğimiz, kurtçukların sıra tabanlı savaşı. Diğer mod olan multiplayer ise adından yanıltmasın sizi, zira demo çok kişili (internet veya LAN üzerinden) oynanamıyor. Ancak aynı makinede 4'e kadar takım yaratıp arkadaşlarınızla oynayabilirsiniz.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki oyunun aldığı puanın tek sebebi, aynı tas ile aynı hamamda yıkanmaya çalışması. Bu da eski eksilerinden arınamayıp bir ek paketten farksız olmasına neden olmuş. Worms 3D kim ne derse desin kötü değildi, hatta Medal of Honor'ın unutulmaz Omaha sahiline göndermesi Wormaha Beach, ara videolardaki Matrix göndermeleri ve daha pek çok ince esprisiyle beyinde çoktan yer etmiştir. Ancak Worms 4, onun üzerine hiçbir şey eklemiyor yeni bir oyun olarak. Serilerin devamları daima oynanış değişiklikleri, gelişmiş grafikler, belki farklı bir motor ve geliştirilmiş oyun vaat eder; ek paketler ise sadece yeni silah ve bölümler sunar. Bu oyun ne yazık ki serinin yeni oyunu olarak anılmasına karşın 2. kategoriye giriyor.
Tugi
18-01-2006, 13:46
XIII
Günümüzde artık değişik fikirler yaratmak oldukça zor. Ama bir oyunun da tutması için kesinlikle diğerlerinden büyük ölçüde farklı birşeyler yapması gerekiyor. Çoğu oyun birbirini tekrar ederken, özellikle konu bulmakta çok zorluk çekiyorlar. Kaçırılan birisini kurtarmak, dünyayı kötülerden temizlemek yavaş yavaş sıkıntı veren klişelerden.
XIII yani "Thirteen", oldukça değişik bir oyun. Tam da yukarıda bahsettiğim gibi, diğerlerinden büyük ölçüde farklı bir oyun. Konusu yine klişe olabilir ama grafik ve tarz olarak, ilk denemelerden birisi olduğu kesin.
Oyunun demo sürümü, 75Mb gibi bir alan kaplıyor ki, bu oyunu indirirken biraz tereddüt etmemi sağladı. Bu kadar az yer kaplayan bir FPS oyunu demosu, ama 2 bölüm var. Oyunu yüklediğimde, fazla birşeyle de karşılaşmadım. Sade bir menü, 2 farklı bölüm seçeneği, ayarlar falan filan. Demo sürümü olmasına rağmen, daha yolun başlarında gibiler. Herneyse, biraz oyundan bahsedelim.
Çeşitli medyalardan takip ettiniz mi bilmiyorum ama XIII bir FPS oyunu. Hem de çizgi film grafiklerinde, çizgi roman havasında bir FPS oyunu. Taz: Wanted oynayanlar bu grafik tekniğini bilirler, çizgi fim şeklinde 3D karakterlerden oluşuyorlar. Bu oyunda da Unreal: Warfare motoru kullanılarak bu başarılmış. Karakterler çizgi film görünümüdeler ama 3D olarak tasarlanmışlar. Dışlarındaki kalın ve siyah çizgi dışında, oldukça hoş göründüklerini de kabul etmek lazım.
Oyun öyle bir çizgi roman havasında ki, çevredeki efektler aynı zamanda yazıya da dökülmüş. Hani yumruk attığınız zaman "zbaaam!" diye efektler duyuyorsunuz ya, işte bu oyunda da "tap tap" diye ayak sesleri, "aargh!" diye ölme efektleri duyup, "okuyabiliyorsunuz". Bu oyuna mükemmel bir çizgi roman havası katmış. Çok beğenileceğinden eminim.
Oynanış olarak normal bir FPS'den farkı yok XIII'in. Hatta çoğu FPS'ye göre kolay kullanımı, esnek hareketleri var. Oyun değişik mekanlarda geçiyor tabi. Demoda sahil ve askeri alan vardı. Bunlar haliyle çok kısa ve tadımlık bölümlerdi ama oyun hakkında derin fikirler edinmem için yeterli oldular.
Bu yeni bir teknoloji olduğundan tabi ki bazı hataları olacak. Bu oyunda da hata bulmadım değil. Gerçi demo sürümü olmasından da kaynaklanıyor olabilir. Oyunda çok fazla grafik bozulmaları ve aliasing hataları var. 1024 çözünürlükte etraf testere gibi görünmekte. Ancak 1600 çözünürlükte falan kurtarabiliyor. O da performansı fazla düşürüyor. Genelde grafikler iyi, özellikle çevre grafikleri detaylı ama karakter modellemelerinde sorun olduğu kesin. Hoş görünmelerinin yanı sıra, bazen bozulmalar yaşıyorlar. Deniz grafikleri büyük karelerden oluşmuş gibi, bunu görebiliyorsunuz. Genel grafikler çizgi film gibi olduklarından fazla detaylı olmamış. Warfare motorunun detay seviyesini hepimiz biliyoruz, bu oyun o detay seviyesine ulaşamamış. Ama fazla detaylı olsaydı da genel konseptine uymazdı diye düşünüyorum.
Bu oyunu demo sürümü olarak ele alırsak gayet başarılı tabi. Full sürümde böyle hatalar olursa göz ardı edilemez. Oyundaki sesler de gayet çeşitliydi ama cızırtılı geliyordu. Ses kalitesi de oldukça düşüktü. Ara demolarda karakterlerin hareketleriyle sesleri, yani söyledikleri uyuşmuyordu. Müzikler ise hep hızlı tempoda, biryerlerden kaçmamız gerektiğini söylüyordu. Tabi biz hafızasını kaybetmiş birisiyiz, kod adımız "XIII". Hafızasını yitiren kişiler nedense birşeylerden kaçma hissine kapılırlar. Bu her zaman olur.
Performans olarak da oyun iç açıcı. Grafiklerinin detaysız olması, performans ihtiyacının da düşük olması anlamına geliyor. Öyle ki, Geforce 4 MX ile bile gayet iyi çalışıyor oyun. 1600 çözünürlük için de Ti 4200 yetebiliyor. Hem de fazlasıyla. Tabi bunlar demo sürüm için geçerli şeyler. Büyük ihtimalle oyuna birkaç efekt ekleyecekler. Köşeleri düzeltecekler. Daha bir ton işi var oyunun. Bu demo sürümü, zaten boyutundan da belli olduğu gibi, oyun hakkında genel bir fikir almamız için yapılmış. 75Mb'lık bir demodan da fazla birşey beklenemez zaten.
XIII, gizemli konusu ile (bilerek bahsetmedim), ilginç grafikleri ile bizlere eğlenceli vakitler geçireceğe benziyor. Oyun multiplatform olarak geliyor. Yani sadece PC için değil, konsollar için de yapılacak. Umarım herhangi bir ertelemeye uğramadan zamanında çıkar.
Tugi
18-01-2006, 13:46
18 Wheels of Steel: Convoy
Herhalde iri yapımdan ve kirli sakal bırakmamdan olacak, arkadaşlarım bana "TIR şoförü" derdi. Doğrusunu söylemek gerekirse bana da hep çekici gelmiştir o kadar büyük, kaslı araçlara binip aşağıdaki "aciz" insanları seyretmek. Bunun doğrultusunda bana ilginç gelir içinde kamyon olan oyunlar. İlk kamyon oyunum da pek eskilere dayanmaz aslında. "King of Road" ilk oynadığım kamyon oyunuydu. Fakat çok fazla bug, hata vardı. Arabaların yolda bilinmeyen duvarlara çarpıp durması sonra devam etmesi gibi. Daha sonra gözüme "18 Wheels of Steel: Pedal to the Metal" çarptı. Tereddüt etmeden aldım ve uzun süre beni oyaladı. Ve 1 Eylül'de yeni oyun "18 Wheels of Steel: Convoy"un çıktığının ve deneme (trial) versiyonunun internette olduğunun haberini aldım. Hemen 130 MB'lık demoyu indirdim ve 1 saatlik deneme süreme başlamış oldum.
Bilmeyenler için; Hard Truck serisinin 4. oyunu "18 Wheels of Steel: Convoy". Hard Truck: 18 Wheels of Steel, 18 Wheels of Steel: Across America, 18 Wheels of Steel: Pedal to the Metal ve son olarak 18 Wheels of Steel: Convoy. Hard Truck serisi bir "kamyon simülasyonu" oyunu. Oyuna bir şirkete bağlı olan bir sürücü olarak başlıyoruz ve para kazandıkça bağımsızlığımızı ilan ediyor ve hatta kendi şirketimizi kuruyoruz. Oyunda pek çok kamyon ve farklı römorklar var. Görevleri tamamladıkça yani kargoları istenilen yere ulaştırdıkça prestij ve para kazanıyoruz. Para yardımıyla kendimize daha iyi kamyonlar alabiliyor, benzin ve teknik servis sağlayabiliyoruz. Prestij ise bizim daha zorlu fakat daha çok gelirli görevler yapmamıza olanak sağlıyor. Örneğin prestiji az olan bir kişi patates, domates taşırken yüksek prestijli bir şoför nükleer atıktan, askeri araçlara kadar birçok farklı kargo taşıyabiliyor. Oyun daha önce 3 ülkede (Kanada, Meksika, ABD) geçerken Convoy'da Meksika'ya giremiyoruz.
Oyunu açtığımızda bizi bekleyen menü alışıldık 18 WOS menüsü değil. Yani benzetme yaparsak NFS:U2 menüsü ile neredeyse aynı diyebiliriz menüye. Oyunda bir kamyon atmosferi beklerken böyle bir menü beni nedense hayal kırıklığına uğrattı. 18 WOS: Pedal to the Metal'daki menüde karşımıza rasgele bir kamyon ve rasgele bir römork çıkıyordu ve bu insana "gaz" vermeye yetiyordu. Aynı şey Convoy'da da var ama gerçekten çok soğuk bir görüntü, nedense içim ısınmadı.
Oyundaki en büyük yenilik, artık haritanın daha büyük ve şehirlerin birbirine daha uzak olması. Yani artık seyahatlerimiz daha uzun sürecek. Buna bağlı olarak benzin tüketimi de azaltılmış. Bu haberler beni sevindirdi, fakat oyuna daha çok "arcade" gözüyle bakanları biraz huzursuz edebilir. Artık eski oyunlarda olduğu kadar kolay para kazanma imkanımız yok. Daha uzun sürede ve daha az miktarlara iş yapacağız. Ayrıca oyunda kargo, benzin ve teknik yardım alma sistemi de değişmiş. Yolların uzaması "simülasyon" değerini ne kadar yükselttiyse, kargo alma olayı da o kadar azaltmış. Artık kargolarımızı ince ayarla, geri viteste yaklaşıp doğru anda kancayı takma yöntemi ile değil, bir işaretin üstüne gelip kargo seçmek ile yapıyoruz. Benzin ve tamir almak da aynı şekilde.
Başta da dediğim gibi oyunda artık 2 ülke sınırlarında kargo taşıyabiliyoruz: ABD ve Kanada. Meksika oyunda çıkarılmış fakat artık eskisinden daha çok şehir var. Artık yolların daha uzaması ile şehirlerarası mesafe arttığı için uzun yollar arasına yeni şehirler eklenmiş.